canan tan' ın insanın içine işlediği, öyleki en ruhsuz insanı bile ağlatmadan sona eriştirmeği son romanıdır.
--spoiler--
Sevgilinizden yeni ayrıldıysanız ve özellikle de ayrılmak zorunda kaldıysanız asla okumayın...
--spoiler--
--spoiler--
Romanı okurken "ah be aslı" dersiniz, koş işte sevdiğin adama hiçbir şeyi düşünmeden; ne sen onsuz olabiliyorsun ne de o sensiz olabiliyor dersiniz; ama aslı bunu yapmaz, bir daha o kadar sevilemeyeceğini bildiği halde yapmaz bunu ;zaman zaman kızarsınız aslı' ya, ruhsuzlukla ya da murat' ı aslında sevmemekle suçlarsınız onu; ama aslında onun yerinde siz olsanız, bilirsiniz ki siz de aynı şeyi yapardınız ya da yapmışsınızdır belki de.. "aşk, bazen gitmesini de bilmektir." zira; bu yüzden de öfkeniz çabuk söner aslı' ya karşı... sevmişsinizdir ve de sevilmişinizdir ama araya yol girmiştir ayrılmak zorunda kalmışsınızdır ya da yine sevip sevilmişinizdir ama bu sefer de aileniz /ailesi karşı çıkmıştır ve yine ayrılmak zorunda kalmışsınızdır...işte bunların hepsi aynı romanda birleştirilip okuyucuya sunulmuştur.
--spoiler--
--spoiler--
gerçi burdaki murat karakteri ne kadar gerçekçidir, tartışılır tabi *
--spoiler--
Aslında romanın konusuna Yeşilçam filmlerinden bi aşinalık vardır; fakat yazar, konuyu öyle bir işler ki bir yerlerde mutlaka içinizi sızlatan bir sırrınıza dokundurmadan sonlandırmaz romanı...merakla sona erişmek istersiniz ve sona gelindiğinde, kitaba dönüp şöyle bir baktığınızda içinizi burkan sırlarınızı açığa çıkaran sayfalarda mutlaka bikaç gözyaşının oluşturduğu kabarcıklarla karşılaşırsınız...