kendisi de sara hastası olan dostoyevski'nin (de) iddiası.
mirac'ın bir sara krizi olduğunu yazar idiot kitabında. sahih* bir kitaptır. karamazov kardeşlerde de var diye hatırlıyorum. muhtemelen muhammed bin abdullah'ın tepkileriyle kendi yaşadıkları arasındaki benzerliklerden bu sonucu çıkarmıştır. çünkü en yaratıcı yazın seansları kriz sonralarındaydı rahmetli dıstayevski'nin. ruhsal belirtileri bizden iyi yorumlayabilecek bir temsili ravidir.
veya devrinin sadece hristiyan dünyasında dillendirilebilen iddialardan esinlenmiştir. köpekler hakkındaki hadisler, vahiy sonrası üzerini örttürmesi vs. belirtiler de olabilir şüphelendiren.
modern tıp öncesi eski devirlerde sara hastalarına değişik yerlerde, ya cinli ya da ermiş gözüyle bakılıyordu. sara krizleri sadece ağızdan köpükler saçılarak geçirilmiyor. epilepsinin farklı yoğunlukta krizleri var.
kimi sadece düşer bayılır, kimi titreme nöbeti geçirir, kimi bir ışık gördüğünü iddia eder, 21. yüzyılda tıp okuyorum diyen kimileri de kendi geçirdiği krizden örnek vererek bu krizlerin allahla iletişim olduğunu iddia eder.
1400 yıldır tek kaynaktan besleniyoruz. istediklerini yazabilecek, tarihi yeniden şekillendirebilecek , itiraz edilmeden yazabilecek onlarca halife yaşadı. bir de müslüm babadan dinleyin.
kur'an gökten ciltli olarak düşmedi. muhammed bin abdullah öldükten yıllar sonra kitaplaştırıldı. kafiyeleri, düzen tertibi, o çok sövülen cahiliye devrinin arap edebiyatının teknik mirası. sözlerinin mucizesine inanıp hala bu klübe üye olmayan, o hurilerden vazgeçen katmerli salaktır, ama ateistin tek derdi, bertrand russell'in hristiyanlık özelinde dinler için dediği; ''bir yanlışa, hurafeye bir milyar kişi de inansa o hurafe hurafedir'' lafında olduğu gibi, bir osurukla yıkılıp abdeste mecbur olan temeli, kolonları titretmek değildir. bir kısım ateist agnostik kendine hobi veya vazife addedebilir, o kadar.
şu ayetin manasının ehemmiyetindeki öneme bak deyip de hala ateistim diyen varsa, o meşhur kişiliksiz kız tuzağı(hayrını göreni görmedim gerçi), tatlı su atecanıdır.
iddiayı kanıtlamanın tek yolu eskiden, mekke devlet hastanesinden sağlam raporu istemekti, bunu geçiniz.
iddialar doğruysa şayet; sakalı, saçı var muhammed bin abdullah'ın çeşitli camilerde. alınır, neyse tekniği; klonlama mı, dna incelemesi mi yapılır ve sonuç alınır. (bunu gizlice yapınız)
(bu arada bir komplo teorisi: bazen bu sakalların camilerden kaçırılıp bir süre sonra camilerin önüne bırakılması, bazı güçlerin bu klonlamayı denediklerine işaret sayılıyor.) kokusu yıllar sonra çıkabilir.
daha uçuk kanıt için zaman makinesi beklenir ki bunu ayılınca geçiniz.(ne içtiysen ben de istiyorum diyen soyadıma baksın)
krizleri, sadece şekil yönünden devrin inanamaya meyillilerini iknaya yaramış olabilir. kendisinin neler düşündüğü, bence perde arkasındaki adam olan varaka bin nevfel'in rolü şimdilik muamma. burada beethoven'in lafı geldi aklıma:
''yaratıcılık anlamında- tanrı sizin kulağınıza fısıldar, benim kulağıma bağırdığından sağır oldum.''
ayrıca bu bir hastalık, varsa neden hakaret oluyor? asıl bu itiraz, diğer sara hastalarına hakarettir.
jeanne d'arc'ın da 12 yaşında azize catherine, aziz michael ve azize margearet'in ruhlarıyla konuştuğu ve ingilizleri kov bu ülkeden dediler iddiasıyla ortaya çıkmış; ingiliz işgalinden yaka silken fransızlar, bu sonradan sara hastası olduğu iddia edilen küçük kızın arkasından savaşmışlardı.
ne anlayalım bu işten?
doğru zamanda doğru yerde bulunmak da denilebilir(hikayenin sonunda diri diri yakılma kısmı hariç), durumdan vazife çıkarmak da denilebilir veya ağzımız açık inanabiliriz. tercih bizim. özde sözlerinde bir olağanüstülük aramak, katolik yobazının ve fransız kültür bakanlığının üzerine vazifedir.
son modeli hasan mezarcı olmak üzere tarih, mehdi, peygamber, ermiş iddiasında bulunanlarla doludur. (bkz: life of brian) hristiyan dünyanın aykırı çocukları, dostoyevski'nin büyük engizisyoncusundan esinlenerek: isa şimdi dünyaya inse ve ben o'yum dese, muhtemelen bir tımarhaneye kapatılır derler.
halife ebubekir zamanında yemende peygamberlik iddia edenlere karşı ridde savaşları yapılmış ve bu peygamber aday adayları yenilince diri diri ateş havuzlarında yakılmıştır. eğer bu cehennem kütükleri kazansalardı, yakılan halife ebubekir; yeni peygamberimiz de yemenli hz. mechul olacaktı.
savaşı kazananlar peygamber, kaybedenler yalancı, kafir adını almıştır tarih babaya göre.
bu arada bu iddianın gerçekliği en azından hafifletici sebeptir. aksi daha vahimdir. ortada böylesi bir bahane bile olmadan bunca icraatın hafifletici sebebi yok.
ayrıca, aman dikkat; hepin(m)izin anası var. (bkz: #3825847)