a beautiful mind

entry205 galeri video2
    42.
  1. gladiator'de oynadığının belki de bikaç gömlek üstünü bir oyunculuğuna rağmen şerefsiz juri tarafından oskar verilmemiştir russel crowe'a. çok feci bozuluyorum buna arkadaş ben. neymiş? oskar ödüllerinde iki kez üst üste ödül almak herkese nasip olmazmış. siye!

    ilk izlediğim zamanı hiç unutamam bu filmin, vizyona girer girmez biletimi alıp okul çıkışı gitmiştim izlemeye, o zamanlar matematiğe filan da ilgim vardı tabi, filmden sonra matematikçi olacam, ben de şizofren olacam gibi saçmalamalarımı saymazsak şimdi dönüp baktığımda beni ne kadar etkilediğini daha iyi anlıyorum bu filmin. ekonomiye merak sarmam, eşit paylaşımın olabileceğine inanmam ve sonrasında da komünizm fikriyle tanışmam gibi birçok konuda belki de bu filmdir temelde beni bu derece etkileyen. john nash'ın derslere girmemesi, oyun kuramı'ndaki bireyin davranışları ve bulunduğu toplulukla kollektif hareketinin, her bireyin hem bireysel hem de bir arada ortak hareket etmesinin herkese fayda sağlayacağı çıkarımı, toplumsal devrimlerin önce zihinsel devrimlerden geçtiğini öğretmesi. film kesinlikle bir kere de anlaşılabilecek bir film değil, her izleyişinizde içindeki yeni bir parçayı keşfediyor ve bu parçaları kafanızda doğru yere koyduğunuzda puzzleın arkasındaki resim daha da netleşiyor. izleyin, izletin.

    bir de spoylır verelim;

    --spoiler--
    adamımız evlenme teklif edecektir, ama matematikçilik histerisi tutar, kanıtları görmeden emin olamaz.

    j.n.: Alicia, ilişkimiz uzun vadelibir birlikteliğe dönüşebilir mi? Bunun için kanıta ihtiyacım var, doğruluğu ispatlanabilir veriler lazım bana.

    a: Kusura bakma, ama kendimi toparlamam lazım. Aşka dair çocukça fikirlerimi yeniden gözden geçirmeliyim. Kanıt mı?

    j.n.: ispatlanabilir veriler.

    a: Tamam. Pekala, evrenin büyüklüğü ne kadar?

    j.n.: Sonsuz.

    a: Nereden biliyorsun?

    j.n. :Çünkü bütün veriler öyle gösteriyor.

    a: Ama daha kanıtlanmadı.

    j.n.: ...

    a: Kendin görmedin. Nasıl emin olabiliyorsun?

    j.n.: eee, Emin değilim, sadece inanıyorum.

    a: Sanırım aşk da bunun gibi bir şey.
    --spoiler--

    aslında herşey biraz inançla, inanmakla alakalı. dünya'nın daha iyi bir yer olacağına, insanlığa faydalı bir şeyler yapılabileceğine inanmak lazım bir parça da. tanrısal bir inanç değil burda kastettiğim, sadece amaca giderken bu amaca kesinlikle ulaşacağını bilmek de bir nevi inanmaktır. inandığın doğruların peşinden koşmak ve onları ispatlamaktır. nash'in anlatmak istediği de bu sanki, biraz hayal gücünden kimseye zarar gelmez.
    6 ...