kitabını okumadığım için yorum yapamam ama; filmine iki çift lafım var.
en başında diyeyim ki: arkadaş bu ne ya...
can sıkıntısından bir nostalji turuna çıkıp eşkiya,tabutta rövaşata, hamam, aşk filmlerinin unutulmaz yönetmeni, ah güzel istanbul hatta ve hatta banker bilo'yu izleyerek sabahladığım gecemin sonunda okan'ın gençliğini; burak sergen'in karizmasını ve mustafa uğurlu'nun bitirim halini görmek için ağır roman'a da baştan sona baktım.
şimdi filme bu entry'de bir not ver deseler sayısal değerde tırt derim.
durun hele aşağılamayın hemen bu filmi anlamayacak kadar entelektüel olmayıp sokak kültürü bilmiyor ve zıvana'yı sözlüge bakmadan hatırlamıyorum diye.
aa ne kadar sanatsal diyerek ha birde çok gerçekçi ayaklarına filmini göklere çıkartanları anlayamıyorum arkadaş. allahıni seven bana filmde gerçekçi tarafları bir söylesin. mesela gece gündüz esrar çekip,hırsız ve katillerle dolu mahalle halkında ki duyarlılığa bak 10 Kasım'da 09.05'te bıçaklı kavgayi yarida kesip saygı duruşu yapıyorlar(hababamda olsak atanın gençliğe hitabesini biliriz göndermeni yesinler senin) herkesin günde 25 saat sokakta olduğu hatta yattığı bir yerde aynı sokağın ortasında bir seri katilin çatir çatır adam kesiyor(daha çok yazacağımda vallahi üşeniyorum...
hele o intihar sahnelerinde kanların simetrik akmasi(belediye kan oluğu yapmış sanki) Salih'in bisikletinin yokuş aşagı (bisiklet ne birader nereden çıktı) gitmesi,koca kabadayı Arap Sado'nun zehirli et yemiş sokak köpeği gibi can vermesi...
vs vs vs...
ha birde mustafa altıoklar'ın entelektüel göndermeli karanlık-kaotik-egzantirik sahneler çekeceğim diye bizi fırtınalı denizde sandaldaymışçasına mide spazmlarına sürüklemesine ne demeli. aynı altıoklar'ın elde köpek öldüren şarap ile gece gündüz arthur rimbaud gibi ortaya çıkıp söylediği dandik şiirler(sanki kolera bir suç batağı değilde Paris'te bir sanat kolonisi sokağı)
özetle arkadas; böylesine sıradan bir filmi sırf ibne bir şair rol aldı,sahnelerde ne kadarda özgürce esrara abanıldı,kemikleri kırıp zar yapılarak barbut oynama mavraları bol döndü ve iki hafif duygusal(soundtrackı filmin en iyi yanı) melodi döndü diye bu filmi göğe çıkaramam. kusura bakmayin ama bu kadar entelektüel degilim.
ayy tamm bizim giremediğimiz arka sokakları anlatıyor geyikleri ile ağzından salya akarak izleyen elemanlara; iki esnaf çay ocağına gitmelerini tavsiye ederim.
ve son olarak: mustafa altıoklar'a yönetmen diyen karşısında beni bulur arkadaş. adamın filmden anladığı tek şey; sinemadan hiç bir şey anlamamak...