Mutluluğu belgelerle, kanıtlarla anlat bana Abidin
"Ben önyargılı gazeteciyim. Belgeler, sayılar yani kanıtlar olmadan yazılanlar bir haber değeri taşımaz. Ana akım medyadaki çoğu gazete bunu haber yapıyor. Muhabirler çok romantik davranıyor... Bir sokağı durduk yere neden haber yapalım? Hiçbir anlam ifade etmiyor. Bir sonuca varmadıkça boş çaba. Yeniden keşfedip keşfedip yapılıyor. Bu gazetecilik değil. Avrupa'da değil bunların çıkması, konuşulması bile gülünç karşılanır... Yaşar Kemal mi dediniz? Açıkçasını söylemek gerekirse ben yazılarını sevmem. Dediğim gibi önyargılı adımlarla ilerlerim."
Gözümün önüne araştırmacı gazeteciler geldi. Sadece Türkiye'de değil, dünyadaki en mühim araştırmacı gazetecilik ürünü haberlere baktığınızda mutlaka veriler ve kanıtlar esas alınır. Fakat her araştırmanın başında hisler yatar. Bana kalırsa yukarıdaki sözleri söyleyen sayın gazeteci, şüphe ve önyargıyı karıştırıyor olmalı. Bilinmeli ki birçok duygu içinde dolaştıktan sonra eksik olanı bulduğunuzda şüphe etmekle başlar her şey. Üstelik araştırmacı gazetecilerin (şuan o kadar kalmasa da) lüks arabaları olmadığı gibi kalp gözü de çok açıktır. Toplum içinde yer alır. Önyargılarını altı delik ayakkabısıyla ezer. Katledilmeyi göze alarak...
Türkiye'nin basınla ilgili sorularına hiç girmiyorum. Sadece şöyle bir örnek vermek istiyorum. Bir sokakta uzun süre vakit geçirdiniz. Sokak ki üst, orta ve altı sınıfın yaşadığı, turistlerin akın ettiği, yüzlerce yıllık iyi ve toplumsal olaylardan nasibini almasıyla kötü anıların dolu olduğu, kilisesi, camisi, butik cafeleri, esnaf lokantası, tiyatrosu, marangozu, manavı, derneği, lüks restoranı, caz cafesi, radyo istasyonu, galerisi ve daha nicelerini barından bir sokak. Hepsinin ayrı ayrı hikayesi var. Çamaşır asılı sokaktan ünlü sanatçılar her gün geçiyor. Turistler marangozun fotoğrafını çekip üzerine bir de çay içiyor. Geçmişte yaşanan toplumsal olayların canlı kanlı şahitleri var, sohbet etmeye yer arıyor. Daha size vereceğim çok örnek var. Var olmasına var da bunlar belgelerle ve sayılarla yazabileceğim bir şey olmadığı için haber değeri de taşımıyor.
The Guardian'ı düşünüyorum, sadece bir ördeğin hikayesi yazılmıştı yarım sayfa, Ermeni bir kadın piyanistin anıları, sekiz yaşındaki aktivistlerin hikayelerini... Veri gazeteciliğinin en güzel örnekleri de yazılıyor tabi ama bizim memleketteki kadar sahtekarlık olmadığı için bir olayı yakalamak aylar kimi zaman da yılları alabiliyor. NY Times'da söz ettiklerimi bulmanız imkansız fakat hafta sonu eklerinde söz ettiğim gibi haberlere yer verdikleri ekler bulunur. Tesadüfe bakın ki ben de ekler muhabiriyim.
Gazeteci-yazar Pınar Öğünç'ün Merter'deki plastik şişman beden vitrin mankeninin haberini yazdığı ve onu unutulmazlara taşıdığı bir memleketteyiz. Ruhunuzu koymadığınıza belgeleri koysanız da o değer bulmayacaktır. Yaşar Kemal'in yazdığı haberler hâlâ okunuyor. Daha dün Doğan Apartmanı ve çevresindeki esnafı işlediği yedi sayfalık bir yazı okudum önemli bir dergide. Muhabirlik hayatımda en çok okunan ve geri dönüş aldığım haberimse bir daktilo ustasının hikayesi oldu. Kısacık bir haber olmasına rağmen televizyonlara bile taşındı haber. Söz ettiklerimin hiçbirini belgelerle ya da kanıtlarla yazamazsınız. Toplumdan uzaklaşmış insanların bunu anlayabileceğini de düşünmüyorum. Bu mesleğe gönül verme sebebim bile söz ettiklerim. Dört yıl boyunca okuduğum gazetecilik bölümünü de keşke okumasaydım diyorum...
Tanım: geri dönüşün olmadığını dank ettiğiniz andır.