rashomon

entry19 galeri
    14.
  1. yeni izlediğim bu film için akademik ve sinema çözümlemesi anlamında önceki arkadaşlar çok profesyonel ve detaylı bilgileri paylaşmışlar. onlar kadar uzman değilim. ama gerçeğin izafi görünümü ve bence arkaplan felsefesi olarak "suç ve ceza"nın da anılması gereken filmin ana fikrinden ziyade beni etkileyen tarafları kullanılan sembolizmin ayrıntıları oldu.
    1950. atom bombasıyla tarumar olan japonya. yıkıntı ve enkaz yığını arasında üç adamın buluşması. elbiselerini kurutmak ve ısınmak için ateş yakan adamın dikkat çekici biçimde içinde bulundukları harabe yapının tahtalarını kullanmasındaki metaforu sadece ben çıkarmamışımdır herhalde. filmin ana temasıyla paralel olarak, kendi faydası için başka insanların kendi çıkarları uğruna eksilttikleri yapıdan birkaç parça da o eksiltiyor. ama bunun için suçlanabilir mi? ve medyumun ölüyü konuşturduğu sahnenin mantığı... ölüler yalan söylemez diyor makul adam.(bir din adamı sanırım) ama medyumun ölünün ağzından anlattığı hikayeyi oduncu yalanlıyor. o halde medyum kendisi uydurdu. peki medyum hikayeyi uydururken kimin tarafını tutacağına nasıl karar verdi? vicdanının müsade ettiği kadar mı acıklı olabildi? bu da bana "bir zamanlar anadolu'da" nın finalinde doktorun otopsi yapılan maktulün canlı canlı gömülmüş olmasını kabullenemeyip raporu aksi yönde yazdırmasını hatırlattı. dolayısıyla karakterlerin en epik davrandığı sahneler medyumun anlattırdığı hikayedeydi.
    ve final. işte ey insanlık. kimse tam olarak mükemmel olmadığı gibi, suçun veya suçlunun içinde de merhamet barınabilir. hatta merhametin içinde suç barınabilir. az veya çok, hangimiz bencil değiliz. yargılarken bile.
    ve açı genişleyip harabe gözüktüğünde... işte insanlık ve dünya. bir yıkıntı. karamsarlık. bir soru işareti. hem maddede hem ruhlarda yaşanan bu yıkıntının içine doğmuş olan bu bebeği ne bekliyor?
    "bir fülüt kaç para ulaaaaaaan."
    yedin günümü lan akira!
    1 ...