yarısı donanma'nın, kalan yarısının yarısı da diğer askeri birliklerin içinde kalan kocaeli'nin en güzel ilçesi.
askerliğim boyunca biri üç günlüğüne ve tek başıma olmak üzere toplam dört kez gitmişliğim vardır. askerliğimin belki de en güzel günleri orada geçmiştir.
efendim, solunum sorunlarım nedeniyle usta birliğim olan yığılca ilçe jandarma komutanlığı'na teslim olmamın hemen* ardından bölük komutanımız önce düzce tıp fakültesi bünyesindeki kulak burun boğaz bölümüne sevk ettirdi. orada ameliyatım için ta eylül'e gün verildi. ben, kabûllendim. ameliyatı olur, tezkeremi alırım diye düşünüyorum ama bölük komutanımız "çok geç" dedi ve önce düzce devlet hastanesi'ne oradan da gölcük'e sevk ettirdi. giderken de "düzelmeden gelme" dedi ve ekledi: kalman gerekirse gölcük ilçe jandarma komutanlığı'nda kal...
rdm olmadığımdan gölcük'e tek tabanca geldim. ilk gün göğüs hastalıklarına göründüm. orada doktor, eczaneyle anlaşmalı olsa gerek yalnızca göğsümü dinleyim "sende koah var" dedi. yalvar yakar kulak burun boğaza sevk ettirdim kendimi. kulak burun boğazda kimse yoktu. haftalık çalışma programlarına baktım, salı da muayene yok. kendi kendime "yürü oğlum sadaeke, fırsat bu fırsat istanbul'a kaç. çarşamba sabah döner, muayeneni olur, ankara gata'ya sevkini alırsın." dedim. bastık, istanbul'a kaçtık. psikolojim o kadar bozuk ki anlatamam...
salı benden haber çıkmayınca bölükten evi aradılar. açtım, güzel güzel de konuşuyorum ama ben değilim gibi. neyse, baktım olmayacak akşam gölcük'e döndüm. gölcük ilçe jandarma komutanlığı'na girdim, nöbetçi bilgen astsubay diye şeker gibi bir kadın. selâmımı verdim. durumu anlattım. "geç, yat koğuşta" dedi. asker arkadaşlarda nasıl bir izzet ikram, anlatamam. hepsi sağ olsunlar.
neyse efendim, çarşamba oldu. sabahtan gittim hastaneye, muayenemi oldum, ankara'ya sevkimi aldım. çıktım dışarı, hava cayır cayır... burger king'e girdim. aga, ben ömrümde böyle bir şey görmedim. üç kasa var, kasiyerler: esmer, kumral, kızıl ve birbirinden güzel hepsi. orada yemek yedim. bölüğü aradım, "gata'ya gidiyorum" dedim. o akşamı da ilçe jandarma'da geçirip sabah ankara'ya yola çıktım.
ankara'ya indiğimde perşembe akşam üzeriydi. koştura koştura gata'ya, psikiyatri servisine gittim, uykuda solunum testi orada olduğundan. tabip albay vardı, onunla konuştum. "pazar yatıralım" dedim. selâmımı verdim, çıkıp bölüğü aradım. idari işler astsubayı atarlandı: pazara kadar seni mi bekleyeceğiz; kalk gel, pazar günü gidersin! arkadaş, benim cebimde para kalmamış... neyse, gittim gene tabip albayın yanına, durumu anlattım. o geceye aldı testi. akşama kadar süt dayımla gezdim, amcam geldi falan... o gece uyudum. öğlene kadar test sonuçlarını bekledim: solunum durması var ama uyku apnesi sayılmaz. iyi, kulak burun boğaza sevk gene. öğle arasında torpil aramaca...
öğleden sonra kulak-burun-boğaza gittim. üstteğmen muayene etti: ameliyat var ama acelesi yok. ben de "komutanım, ne kadar çabuk o kadar iyi" dedim, demez olaydım! tabip yüzbaşıyı çağırdı. adam burnuma aleti soktu soktu soktu, sonunda "mevsimsel alerjik rinit" dedi, kesip attı. üstteğmen'e yalvarıyorum: komutanım, benim önceki ameliyatım yarım kaldı, yapmayın etmeyin. hava değişimi peşinde koşmuyorum*, soluk alayı yeter. "hoca karar verdi" dedi ve beni bitirdi. bozuk psikolojimin amına koydu.
çıkışta süt dayım aldı. biraz gezdik gene. "evlât, üzülme bu kadar" falan diyor ama nâfile. piskoloji sikilmiş bir kere. neyse, akşam yola çıktım gene. dönüyoruz, boynumuz bükük. cuma akşamını alay'da geçirdim. tertip gökhan vardı, onunla lafladık falan. cumartesi öğlen ver elini bölük!
ondan sonra olaylar olaylar...
döktüm içimi rahatladım, sözlük. sen de olmasan kimimiz var ki zaten.