kavram olarak bahsedilince-ki başka ne şekilde bahsedilir bilemiyorum (belki space tuşu)-, insanın içini yavaş yavaş doldurur ve bu süreç insanın içini boşlukla dolu hale getirir.
boşlukları doldurmak, çoktan seçmeliye göre daha zor değil midir?
son 5 aydır içimin, bilinçli ya da bilinçsiz, boşlukla doldurulduğunu hissediyorum. hayır hayır içim boşaltılmıyor. boşlukla doldurulmak, boşaltılmaktan yeterince farklıdır.
örnek ile açıklamak gerekirse; küçük yaşta tüm kalbinizle sevdiğiniz, hayata en büyük bağlantınız olan annenizi kaybetmeniz, içinizde yaşamayanın bilemeyeceği büyüklükte bir boşluk oluşturur.
diğer taraftan uzun bir depresyon döneminde, insanın içi sinsice, tabiri caiz ise saman altından boşluk ile dolar. bu boşluğa kimileri negatif enerji, kimileri de albert einstein gibi şeytan adını verir. yani tanrının olmadığı yer... ayrıca şeytan demek, kulağa pek bir afili geliyor.
ben buda, muhammed, isa öğretileri aşılamaya çalışan bir misyoner değilim ama izniniz ile öğüt vermek istiyorum;
sizi boşluğa sürüklendiğinizi hissettiren mekandan, ortamdan, eşten, dosttan uzaklaşın. en azından bir süreliğine...