diş çektirmek

entry153 galeri video1
    71.
  1. (#17161303)
    işte o andan itibaren yalnızca 50 saat dayanabilmem üzerine
    üzerinize afiyet
    dün sabah yaşadığımdır.
    yolun yarısına 4 kaldı; lakin ben ilk defa dişçi koltuğuna oturdum.
    dişlerimin amerikalı dişi gibi olmasından değil tabii
    acı çekecek olmanın vermiş olduğu korkudan.
    meğer ne kadar abartmışım orası ayrı.
    18 saat içinde 4 apranax'ın yetersiz kaldığı
    dinmeyen bir sızlamanın gecesi dedim ki:
    "sabaha geçer inşallah.
    geçer, böyle ağrımadan idare eder uzun bi süre,
    akıllı olurum
    fazla yüklenmem oraya,
    dayanalım bakalım her zamanki gibi."
    zaman aralıklarını bilmemekle birlikte
    uykum boyunca 4 kere uyandım;
    uyurken
    nedense
    ara ara dişlerini sıkan, diş gıcırdatan biriyim.
    sanırım bu diş gıcırdatma ski yüzünden uyuyan devi uyandırmak
    ve devi daha da sinirlendirmek suretiyle
    uyandığımda dişimin ağrısı, sızısı ya da başka bir kelime
    bıraktığımın 4 katı kadardı.
    saat 09 buçuk.
    "ulan" dedim "bi apranax daha alayım."
    ulan geri zekalı
    4 tane almışsın hiç bir işe yaramamış
    hala neyin apranaxı bu?!
    ayrıca Allah o Apranıx'ın belasının versin.
    hayata küstürdü. tripten tribe soktu.
    ne varsa majezikte var sözlük. apranax'a cidden hayır!
    doz aşımı majezik de aldığım olmuştu çeşitli ağrılardan dolayı; ama apranaxın bedibaşkaymış.
    velhasıl canım sözlük. iki sokak yanımda.
    kentsel dönüşüm diye hunharca katledilen
    o güzelim eski istanbul evlerine manzaralı bir dişçi var.
    kendimden, korkumdan beklenmedik bir kararla "ben gidiyorum aga" dedim.
    eşimi uyandırsam mı uyandırmasam mı, haber versem mi diye arada kaldım,
    nihayetinde öperek uyandırıp haber verdim.
    "ben de geleyim" dedi
    kabul etmedim, hemencik gidip gelecektim.
    ağzım kapalı. burundan sık solur vaziyette evden çıkmamla meçhul doktor beyin muayenehanesine gitmem 2 dakika sürdü.
    5 katlı eski istanbul apartımanı, kat iki, elmadağ/istanbul.
    apartıman
    apartman değil, o derece eski
    apartıman kapısı açık.
    mermermerdivenlerden bir kat çıktım,
    dişçi beyin beyaz ahşap kapısının önünde durdum,
    burnumdan derin bir nefes aldım
    ulan içerden bir ses duydum!
    zzzzzzzzzzzzzzzz. guzzzzzzzzzzz. vozzuzuzuzzzzzzzzzzz...
    eyvah dedim kimin ağzına ne yapıyorsun gaddar doktor.
    ne yapalım dedim
    sokulacak çilemiz varmış,
    çaldım kapıyı.
    dingdong...
    vaay. çanlar birbire vuruyor. akustik bu.
    cikcik değil.
    hoşuma gitti
    bi daha çaldım
    ne de olsa dişi ağrıyan benim
    istediğim kadar sabırsız olabilirim.
    oyma kakma sesleri devam ederken kapı açıldı.
    elinde elektrikli testereyle yüzü kan içinde biri açmadı allahtan kapıyı.
    70 yaşlarında bir beyefendi.
    buyrun dedi.
    doktor bey?
    evet dedi.
    dedim randevusuz hasta kabul ediyor musunuz?!
    tabii tabii dedi buyrun diyerek eliyle yer gösterip beni içeriye aldı.
    vay arkadaş ne güzel yapı.
    bey amca ne güzel bakmış.
    cama doğru bakmamla
    o zzzzzzzzzzz
    vozzzzzzzzzz sesinin nereden geldiğine uyandım:
    kentsel dönüşüm diye yağmalanan
    tarihi surp agop hastanesinin
    avlusu ve çevresini
    aç robotlar gibi kemiren makinelerden.
    dişimi bir hüzün kapladı. tarihi yıkan bir millet olmanın utancını yaşadım.
    10 saniye bakakaldım
    sonra dikkatimi bey amcanın camlarının pervazlarındaki
    kaktüs koleksiyonu çekti.
    vay! amca teksaslı çıktı.
    vay vay vay. çeşit çeşit.
    apaçık mavi kaktüs bile gördüm sözlük.
    çok güzellerdi.
    doktor beyin "buyur genç adam" demesiyle dişime geri döndüm.
    ve hayatım da ilk defa biri bana genç adam dedi. romanda gibi.
    "doktor bey ben ağzımı açayım, siz tetkik edin, ne yapabilirsiniz..."
    gibi şeyler zırvalarken
    tabii diyerek beni koltuğa yöneltti.
    olayın o kadar cahiliyim ve dişçi koltuğu o kadar şekilsiz ki
    ne tarafı başı ne tarafı kıçı bir ara anlayamadım.
    zor da olsa oturmam ve yerleşmemle sürecin başladığını anladım
    ama inan bana sözlük içimde ufacık bir korku bile belirmedi.
    bey efendinin işinin ustası bir hekim olduğu,
    5 dakika sonra, her şey bitince açıkça gözüküyordu.
    çıplak elle çalıştı. tabii ki gözümün önünde temizledi.
    ama yine de elleri rahmetli babaannemin elleri gibi kokuyordu.
    dişimi almamı, herkesin bir dişini dna'sı için saklaması gerektiğini söyledi.
    dna için çiğ tavuk bile yerim
    demek istediysem de
    diş etime yaptığı onlarca uyuşturucunun etkisi yüzünden söyleyemedim.
    sanırım dişime yaptığı uyuşturucuların etkisi
    üzerinden neredeyse 24 saat geçmiş olmasına rağmen halen geçmiş değil.
    baksana sözlük. durmadan yazdım.
    beni soracak olursanız iyiyim.

    dişçi fobisi olanlara da derim ki:
    "be geri zekalı! hekim operasyon yapacağı yeri uyuşturuyor. acıysa, iğneleri yerken minik acılar çekiliyor o kadar. sadece sonrası biraz meşakkatli; ama dayanılmayacak gibi değil; ayrıca dişten kurtulmuş olmanın vermiş olduğu rahatlama hissi
    paha biçilemez."

    sizleri seviyorum. kendinize iyi bakın.
    1 ...