uzun süreli ilişkilerin bitmesine yakın zamanlarda duyulan hasrettir aslında yalnızlık diğer bir deyişle..hasret mi bitirmeye neden olmuştur yoksa yaşanılanlar o hasreti mi doğurmuştur, bilinmez der tecrübeli ama ne anlatmak istediklerini tam olarak belirtemeyenler...bense konunun bu kadar meşekatli olduğunu düşünmüyorum..homo sapiens cinsinin yüz yüze gelmeye korktuğu ender durumlardan biridir yalnızlık, yalnızlığın kaçınılmaz son olduğunu bildiği halde hem de..kadın erkek ayrımı yoktur bu korkuda ki aslında tamamen anlamsız ve yetiştiğin kültüre göre değişkenlik kazanan bir olgudur yalnızlığa bakış açısı...halbuki, yalnızlık nitelik itibariyle sevilmeye mahkum bir durumdur..herkes bunu hisseder ama farkında olanlar, hayatlarının geri kalanını bu gerçeğe göre düzenledikleri için kısıtlı olan ömürlerinde mutlu olmanın ne olduğu sorusuna yüzde yetmişlik bir oranla yaklaşabilirler..ve bunun ilk adımı, evet yalnızlığı sevmektir..yalnız olmaya kendini hazırlamaktır başka bir deyişle..
insanoğlu klişelere meyillidir..ve bu empoze edilir bir yandan..misal müslüman olması..sırf nüfus kağıdında mülüman yazıyor diye ne olduğunu, kutsal addedilen kitabın tek sayfasını bile okumadan hepimizden daha fazla müslüman olduğunu ve bu uğurda saçma sapan hareketler de bile bulunabileceğini iddia edenler oluşturur bu toplumun çoğunluğunu...ne demiştik, klişelere olan meyil..içinde bulunduğun toplum "türk dediğin müslüman olur" klişesini nüfus cüzdanına bile yazdırtırsa eğer sen farkında bile olmadan yılmaz savunucusu olursun, islam dininine ait olan ve tek sayfasını bile okumadığın kuran diye addedilen islamiyete ait kutsal kitabın..neyse konuyu dağıtmayalım, toparlıycam...ama öncesinde adamın birinin söylediği bir sözü burada en azından katkısı olacak düşüncesiyle paylaşmak isterim, din yerine yalnızlığı koyunuz yazıyı okurken:
"Dinin üstünlüğünün kaynağı; doktrinlerini çocukluğun körpe çağında zihne kazıma, dolayısıyla neredeyse doğuştan gelen fikirler gibi görünmelerini sağlama şeklindeki paha biçilmez ayrıcalıktır." schopenhauer.
evet konuya dönelim.
yalnızlık da bir bakıma buna benzer bir senaryonun ürünüdür..nasıl ??? yazar bi soluk alıp birasını yudumlasın bu sorunun cevabı için ki insanlar da bir yandan balığı hemen yemek yerine nasıl tutulacağı konusunda düşünmek için çaba harcasın..neyse...
evet, yalnız kalmamamız gerektiği düşüncesi, yine bize çocukluğumuzdan beri öğretilen- empoze ettirilen- zorla kabul edilmesi gerektiği dikte ettirilen müslümanlıkla benzerdir..nasıl ki bu ülkede yaşayan bireylerin çoğu mensup olduğu dini, anne babalarının söylediği efsanelerden öğrenmiş ve onların yönlendirmeleriyle ne olduğunu bilmeden fütursuzca savunuyor ise, aynı şekilde yalnızlığı da o derece uzak durulması gerkeen bir durum gibi görmekteler..bilmezler ki onlara bu düşünceleri dikte ettiren insanların da bu durumun birer mahkumu olduklarını..bizim toplumumuz sanır ki anneleri öldüğü anda babalarının yanında olmuş olması, onların yalnız olmadığı anlamına gelir..kimse de söylemez o annenin baba hakkında hissettiklerini, geçen onca yıl sonra, daha doğrusu kaybedilen..aynı durum baba için de geçerlidir..
mutlu ve yalnız olmayan ölüm sadece edebi eserlerde olur..yalnız ölmemenin; ölürken yanında sevdiğin birinin olmasıyla ilgisi yoktur..hepimizin anne babası ölürken yanında partnerlerinden biri olmuştur..önemli olan yaşadığı hayatı katlanarak mı, mecburiyetten mi yoksa isteyerek ve istediği gibi yaşadığı mıdır...yalnızlık kavramı sanıldığı kadar sığ değil gençler..
kendinize gelin lan..anne babalarınız yalnız öldüler, ya da sizler genç olduğunuz için henüz, yalnız ölecekler... senin ya da bir başkasının onun yanında olması birşeyi değiştrmez onun gözünde..onların da anne babaları yalnız öldüler..
çünkü insan evrim tarihinde zeka oluşumunun başladığı andan itibaren toplumlsallıktan bireyselliğe, ziyadesiyle de yalnızlığa doğru evrimleşmiştir...
o yüzden yalnızlığa kendini hazırlayarak hayatını idame ettirenlerin ölümleri huzurlu ve mutlu bir sondur...ve yalnızlığı seçenlerin - mecbur kalanların değil - hayatlarını inceleyebilirsiniz..benim gördüğüm mutlu oldukları ve öldükleridir..her hayatını kendi seçimleri ve kendi düşünceleriyle oluşturan insanın varacağı sonuç gibi...
hepiniz ölürken yalnız olacaksınız..önemli olan o an tebessüm edebilmektir gençler...