edebiyat, biraz da yerini bulma meselesidir. mustafa kutlu, erken denilebilecek bir yaşta yerini bulmuştur. eserlerindeki fikri derinlik, büyük ölçüde bu "yer" ile ilgilidir. mesela nurettin topçu, "üç hâkimin hükmünde hata aranmaz: kalbin, kaderin ve ölümün." diyor. mustafa kutlu da şunu: "allah varsa, trajedi yoktur." bu dünyada, aşk kelimesinin karşısına yazabileceğim tek şey, edebiyata olan bağlılığımdır. bunu, mustafa kutlu hocamızda da gördüğümü söyleyebilirim. onun edebiyata yaklaşımı veya edebiyat anlayışı, iyilik üzerine kuruludur. kötü biri, onun hikâyelerinde ve dünyasında asla barınamaz. mustafa kutlu, bir sohbetimiz esnasında, "şiir, sözün bittiği yerden başlar." demişti. bana kalırsa, kutlu'nun hikâyeleri de böyledir. söz biter ve hikâye başlar. mustafa kutlu külliyatı, birbirinden bağımsız yapıtlardan değil, birbirini tamamlayan eserlerden oluşur. dolayısıyla, onun külliyatını hangi kitaptan okumaya başlarsak başlayalım, sonuç değişmez, hep aynı yere çıkarız. farklı yollardan da olsa, varacağımız yer, insan olmanın basit ve ince kurallarıdır. yani hakkaniyettir, samimiyettir, merhamettir, mesuliyettir.
feridun andaç :
öykülerinde bir bakışın, bir hayatın değiştirdiği zamanı bize sunan mustafa kutlu'nun anlatı dünyasına adım atmak için nereden başlamalı? bir yanımıza yoksulluk içimizde'yi alıp, diğer bir yanımıza uzun hikâye'yi koyduğumuzda; anlatısının sırrına erebilmek için başka bir sesine dönmek kaçınılmaz olacaktır! "kimdir bize hayatı böylesine hikâye eden bu anlatıcı?" diye bir soruyu soracağızdır kaçınılmaz biçimde. öyleyse, onun bakışının izine düşmek için, hayatın baktığımız, ama hiç mi hiç görmediğimiz yüzlerine bizi yolculuklara çıkaran o benzersiz denemelerine göz atmalı önce, derim. örneğin; yoksulluk kitabı'nı başa alabilirsiniz. sizi hayat güzeldir'in o iyimser bakışlı öykülerine taşıyacak kutlu anlatısının sırlı kapılarından geçmek istiyorsanız, bir de ya tahammül ya sefer'e dönmelisiniz derim. benim için mustafa kutlu'nun asıl "açılış anlatısı" yokuşa akan sular'la başlar. okura derim ki; bir yurt haritasında gezinir gibi mustafa kutlu'yu okumak için birkaç koldan başlamak en iyisi. kronolojik okuma yerine böyle başlama noktaları belirlemeli. eminim ki birkaç adım sonra o uzun anlatılarının sırrına döneceksiniz yüzünüzü
mustafa kutlu'nun öykülerini okuyanlar öncelikle, modernizmin, konforun neye mal olduğunu, insandan, doğal yaşamdan neler götürdüğünü, modern ve çağdaş insanın tabiata, doğallığa karşı acımasız, aldırmasız tavrını, duruşunu görecekler. pek çok öyküsünü ülkemizin yaşadığı sosyal, kültürel, iktisadi değişikliklere ve bunların bireydeki etkisine yaslayan kutlu'nun öykülerini okuyanlar türk toplumunun son dönemde yaşadığı siyasal, toplumsal, teknolojik serüvenin derin izlerine tanıklık edecek, değişimle birlikte neler kaybettiğimizi hatırlayacaklar. kur'an'dan risale-i kuşeyri'ye, dede kor-kut'tan leyla ve mecnun'a, hacı taşan'dan orhan gencebay'a yerli bir coğrafyanın, ruh iklimini teneffüs edecekler. mustafa kutlu öykülerine başlanmadan önce mutlaka nurettin topçu'dan birkaç temel eser okunması gerekir. çünkü topçu tanınmadan kutlu öyküsü tümüyle kavranamaz. kutlu hiç şüphesiz öyküleriyle önemlidir, bu yüzden denemelerinden değil öykülerinden başlanmalıdır. vakti olmayanlar ve seçme yapmak isteyenler ilk dönem öykülerinden ağırlıklı olarak okumalıdır.
ahmet turan alkan :
her yiğidin bir yoğurt yeme tarzı vardır; benim için kutlu üstadımızın külliyatına uzun hikâye'den başlamak daha doğru görünüyor; ardından mavi kuş ve arka kapak yazıları. yeni başlayanlar tâbiri beni duraklattı; niçin, çünkü mustafa kutlu'yu daha önce okumamış ve şimdiden sonra okumayı düşünenlerden biri olmak, benim için imrenilecek bir şeydir. dünyanın en tatlı, en dolgun ve en zengin darı ambarına düşmüş bir aç tavuğun heyecanını, o tatlı kalp çarpıntılarını nasıl tarif edebilirsiniz ki? sizi bir şölen bekliyor ey yeni okuyucu, bir okuma şöleni; okumaktan zevk almak, okudukça daha çok okuma arzusunu kamçılamak âyini de diyebiliriz buna pekâlâ. yeniden okumak isteyenlerin yapacağı tek şey, dergâh yayınları'na bir mektup yazıp, "üstadın bilumum eserlerini ödemeli olarak felan adrese gönderiniz" dedikten sonra paketten çıkış sırasıyla işe koyulmaktır ama dikkat, mümkün mertebe ağır ağır...
ben ana kubbeden başlamayı öneririm. sır ile. sonra "beşleme"nin tamamlanması gerekir. yokuşa akan sular, yoksulluk içimizde, ya tahammül ya sefer, bu böyledir sırasıyla tekrar sır kitabına gelinir. böylece onun hikâyesinin asıl karakteristiğini veren şeyin, şark hikâyesi ile kurduğu ilişkinin tadı, bilgisi, estetiği oluşur. bundan sonra sır sonrası uzun hikâyeler kendi kronolojileri içinde okunabilir. uzun hikâye, beyhude ömrüm, mavi kuş, tufandan önce, menekşeli mektup, chef, huzursuz bacak, tahir sami beyin özel hayatı. bu eserlerle de onun halk hikâye geleneği ile kurduğu ilişki fark edilir, tadı alınır, bilgisi edinilir. mustafa kutlu bir yazar olarak külliyatıyla kavranır
mustafa kutlu'yu "yokuşa akan sular"dan bu yana okumaya devam ediyorum. "yoksulluk içimizde" sanki kentleşmeye çalışan müslüman topluma asıl sorunun nerede boy verdiğini, yolun henüz başlarında anlatıyordu. tesettürü benimseyerek hayat tarzını değiştiren süheyla, edebiyatta kadın kahraman bağlamında aynı derinlikte işlenmemiş bir muhasebenin öznesi olması itibarıyla önemlidir. taşıdığı erzincan sesleri ve renkleri itibarıyla "bu böyledir", kutlu'nun en sevdiğim eserlerinden biridir. "uzun hikaye", edebi metinlere pek konu edilmemiş türde bir muhalif kimliği geliştiren anadolu aydınları çevresinde geçiyor, bu bağlamda yok olan kasabalılığı ve kaybolup giden kişileri, serüvenleri kayda geçiriyor. "rüzgarlı pazar", istanbul şehrinin derinlerini gören, bir bakıma bu şehirde dalgalanan henüz göze o denli görünmeyen yaratıcı devinimi kurcalamasıyla edebiyat zemininde "yalnız" bir hikâye; bana kısmen "sır" ve "huzursuz bacak"la bir bütünlük içinde görünüyor. "menekşeli mektup"u, bırakılıp gidilen insanın hayata tutunmasını sağlayacak umutların bir alegorisi olarak, özellikle hac hikâyesiyle birlikte günümüzün yalnızlaşan insanına neleri unuttuğunu hatırlatan bir mektup olarak önemli. "zafer yahut hiç" ve "kapıları açmak", kutlu'nun sinemacı bakışını kavramakta "mavi kuş" kadar yardımcı olacak evsafta hikâyeler.