türk tarihinde, erinden en yüksek rütbeli generaline varıncaya değin hemen tüm askerlerin, tanrının varlığına ve destekleyici gücüne olan inançları, bir savaşın kazanılmasında önemli etmen olmuştur. bunun en bilinen nedeni, şüphesiz ki, muhtemel korkulardan uzaklaşmak ve bilinmeyen ancak, kendisine insanüstü bir kuvvet vereceğine inanılan yaratıcının desteğiyle savaşmaktır. yalnız türk ordusunda değil diğer ülke askerlerinin de, yüksek moralle çıktıkları hemen her savaşta, kendilerinden sayıca üstün olan düşman kuvvetlerine karşı başarı elde edebildikleri tarihi bir gerçektir.
bu bilinçle, osmanlı'dan başlayarak, ordularda 'moral subayı' olarak adlandırılan ve yeniçeri ocağında 'imam-ı azam' ve her bölükte de bir imamdan oluşan kadrolar, askere dini bilgiler vermek, namaz kıldırmak ve cenaze hizmetlerini yerine getirmek üzere tahsis edilmişlerdi. bunlara ilaveten, savaş dışı dönemlerde, müderrisler görevlendirilir ve yeniçeri ocağında askerlere; vatana bağlılık, ümmet bilinci ve dini konularda eğitici dersler verirlerdi.
bu kadrolar, cumhuriyetin ilanından sonra kademeli olarak kaldırılsa da genelkurmay başkanı mareşal fevzi çakmak'ın emekliye ayrıldığı 1940 yılına kadar işlevlerini sürdürdüler. türkiye'nin nato'ya dahil oluşuyla birlikte amerikan ordu birliklerindeki din subayının bir benzeri olarak, ilahiyat mezunu subaylar bu görevlere atandı ise de kadroların az tutulması sebebiyle ancak, karargah merkezlerinde etkin olabildiler. 1980 darbesi'nden sonra kkk komutanı kemal yamak'ın emriyle ilahiyat mezunu subay yetiştirilmesine son verilerek bu görev, din işlerinden anlayan er ve erbaşlara bırakıldı.