bir sözlük yazarının ortaya koyduğu fikir. tartışmaya açık. özellikle Abdülhamit'in son dönem icraatlarını düşünürsek (1890 sonrası) çok ateşli bir tartışma oldugunu görebiliriz.
liste oluşturulurken tek kişi görev almamıştır. bir grup çalışmasıdır. kimi üniversiteler gezilmiştir (görece büyük olanlar, mesela ege ve 9 eylül) kimilerinin ise akademisyenleri ve öğrencileriyle konuşulmuştur (mesela sütçü imam üniversitesi). öğrencileriyle yapılan konuşmalar üniversiteler arası etkinliklerden yararlanılarak yapılmıştır.
kurtuluş savaşı karakterlerinden. cafer tayyar paşa... kendisi hakkında bir çok çelişkili açıklama vardır. dönemin kaynaklarına göz atıldığında pek güven vermeyen bir paşa olarak gözümüze çarpar. kurtuluş cephesindedir lakin belli ki ne istanbuldan ümidi tam kesmiştir ne de ankara'ya tam güvenmektedir. gel-gitlerle dolu bir karakter sergilemiştir. lakin bu gel-gitlerine rağmen kendisine görev verildiğinde ateşe atlamaktan gerçi çekilmemiştir.
trakya'da bulunan en üst rütbeli paşalarımızdandır.
tartışılmaz gerçektir. elbette ki bu iddia benim değil. bu iddia yalçın küçük'ündür. ama bu iddiayı inceledikçe gerçekliği ortaya çıkmaktadır.
ilk bilgileri ortaya koyacak olursak;
yunan tarafı 51 ölü vermiş, türk tarafı ise 95 şehit vermiştir.
efendiler; birinci inönü savaşında aşağı yukarı 40-50 bin kişilik kuvvet çarpışmıştır. bu çarpışma sonucu bu kadar az insan kaybının olması akıl almazdır. islamın son ordusu millet meclisinin ordusunda günde 250 kaçak verildiğini düşünürsek demek istenilen daha net anlaşılır. bu basit bir topçu saldırısında verilen kayıplardan çok daha azdır.
ama diğer taraftan birinci inönü muharebesi esnasında ve sonrasında 2 önemli sorun halledilmiştir;
ayrıca yunan kuvvetleri ilerlerken meclise moral de gerektiğini düşünürsek bu muharebe uydurulmuştur.
sonuç olarak hem mecliste paşalara güven artmıştır hem de tarihimizde en ilgi çekici olaylarda bulunan çerkez ethem, mustafa suphi gibi kişiler tasfiye edilmiştir.
bir insana -sevmeseler, saygı duymasalar bile- karşı terbiyesizlik yapmaktır. ve sadece kişinin değerini düşürür. gerçi bu zatı mıhteremler değerli ve kaliteli olmayı bir meziyet olarak görecek kumaşta değildirler. ne yazık ki...
türkiye'de çok görülen bir ulusalcılık tipidir. beyinler yılmaz özdil'in beyniyle paralel çalışır. çok düşünmezler zaten. araştırma gibi bir huyları da yoktur. bir kişi namaz kılmaya kalksın anında yaftalarlar nurcu, şakirt, şeriatçı diye. adaletin sağlanması için verilen mücadelelere -ergenekon davası gibi- tamamen karşıdırlar.
çok okumazlar. okudukları okullar pek saygı duyulacak okullar değildir. tek yaptıkları her vakit gazeteden yılmaz özdil yazılarını okumak ve bu yazıları facebooktan paylaşmaktır.
32 kralın ve 62 cumhurbaşkanının "hadi hep beraber atatürk'ü ziyaret edelim" dememiş olması.
kaldı ki atatürk'ün doğumundan ölümüne kadar dünya üzerinde (32+62=)94 devletin bulunmaması bu fotoğrafın yalandan ibaret olduğunu kanıtlar niteliktedir.
tartışılmaz gerçektir. cumhuriyet ilk kurulduğu günden bugüne kadar müslümanları daima ezmilmiş, sindirilmiştir. bugün tüm bu baskılar ak parti üzerinde yoğunlaşmıştır. ama en sonunda zafer islamın olacaktır.
cehalet havuzu içinde yüzenlerin yaptıkları eylem. iki kuruşluk bilgileri ve milliyetçilikleri ile "okul yaptık, öğretmen gönderdik, yol yaptık, iş verdik vs..." diyerek "kürt ne yaptı? terörist oldu" demektir.
tartışılmaz gerçektir. Gerçi onları suçlamıyorum. Üniversitelerini suçluyorum. Bir kere okudukları yerin üniversite olarak adlandırılması ayıptır. isim vermeyeceğim ama ankara ve istanbul dışında üniversite olarak adlandırılabilecek kurumların olmadığını bilsinler. Bunun yanında hangi bölümde oldukları da fevkalade önemlidir. Biyoloji, gıda mühendisliği, psikoloji, inşaat veya bilgisayar mühendisliği okuyup da benle siyaset dalaşına girmeye çalışanlara yalnızca gülüyorum. Hem bir söz vardır; hiç okuyanla okumayan bir olur mu?
tartışılmaz gerçektir diyerek kestirip atmayacağım iddia. ama bazı konularda karartırılmış olduğu rahatlıkla görülebilir. uzun uzun yazmayı sonraya bırakarak bazı başlıklar üzerinde duracağım ki bunlar benim aklıma gelenler;
yalçın küçük'ü günahım kadar sevmesem de, akademisyenliğine saygı duymasam da birinci inönü savaşı hakkında çarpıcı ve gerçek olması yüksek iddiaları vardır.
aziz cumhuriyetin ilk yıllarında, memleket evlatlarına verilen ve ne biliyorlarsa ortaya dökmeleri gerektiğini söyleyen kesin emir. şevket süreyya aydemir'e söylenen cümle, verilen emir.
zafer kazanılmıştır ama memleketin dört bir yanı cehaletle yanmaktadır. tam da bu sebeple; dağarıcığınızda ne varsa dökün!
beyinlerin en unutulmuş yerlerinde bulunan en küçük bilgilere bile muhtaç olduğumuz günlerin cehaletini bir daha asla görmemek; o cehalet günlerini yıkıp bugünleri yaratan heyecanı daima içimizde taşımak dileğiyle.