abd’de özellikle 1950’lerde başlayan “gerçeği itibarsızlaştırma” stratejisi vardır; tütün şirketlerinin sigaranın zararını örtmek için bilim insanlarını satın alması, ardından petrol lobilerinin iklim krizini “şüpheli” göstermesi gibi kampanyalar zamanla siyasetçilerin elinde bir model oldu. yani mesele sadece yalan yaymak değil, halkın kafasını “belki de hiç kimse gerçeği bilmiyor” kuşkusuyla bulandırmak. türkiye’de bu tarz sistematik bilgi savaşının miladı tam net olmasa da 2000’lerin ortasından itibaren belirginleşti. özellikle ergenekon ve balyoz davaları döneminde medyanın büyük kısmı iktidar söylemini sorgulamadan yaymaya başladı, paralelde muhalif medya da kendi anlatısını mutlak doğru gibi sunmaya yöneldi. 2013 gezi protestolarıyla birlikte medya kampları iyice kutuplaştı: bir yanda halk tv, sözcü, cumhuriyet ekseninde dönen muhalif blok, öte yanda a haber, sabah, star gibi iktidar kanalları. mcintyre’ın “epistemik kriz” dediği şey tam da bu: herkesin yalnızca kendi seçtiği kaynaktan bilgi alması, karşıt görüşü baştan değersiz sayması. o yüzden bugün hangi kanalı açarsak açalım aynı manzarayla karşılaşıyoruz: hakikat parçalanmış, her parçanın sahibi de diğerine düşman kesilmiş durumda. daha detaylı bilgi için dileyen lee mcintyre'nin hakikat sonrası kitabına bakabilir. ama sonuç olarak tvlerden haberleri takip etmek artık günümüzde zaten çalışır bir şey değil.
bir diğer yandan günümüzde internet üzerinden bilgi akışı ve ve bunun son beş yılda dönüşümü de epey garip. normalde tv- radyo vs aksine tek merkezden halka yayılan değil de sonsuz uçlu açık bir bilgi kaynağıydı. bunu son yıllarda iyice kontrol altına almaya başladı hükümetler.
bu aralar mavilim mavişelim'i söylüyorum böyle keyifli keyifli. maviş bir sevgilim falan da yok ama yine de hoş oluyor, öyle kaldırımda yürürken eller cepte tutturup söylüyorum. sırf şu şarkıyı söylemek için bu yazlık mavi gözlü bir sevgili yapasım geliyor, sonra saçmalama bu kadar dalyarak biri değilsin deyip kendi kendime söylemeye devam ediyorum.
lan olm geçen gün aklıma geldi hesaplayayım dedim. bugüne kadar sigara ve alkole günümüz değeriyle 7 milyon vergi vermişim. Bu sadece vergi kısmı, yani sigara ve alkol içiyorsun kendine de devlete de zarar, gel ver şu paraları diyerek çökülen para. yarın bir gün sigara veya alkol yüzünden kanser olsam ama iki yıl sonrasına mr sırası verip ölüme terk edecekler. verin ulan yedi milyonumu ben de florance falan tedavimi olayım en azından zor durumda. ya da ne bileyim ev mev alırım belki. verin ula yedi milyonumu.
bir alkollüyüm ama az içtim diyenler bir de yok hep radar var olmaz diyenlere aşırı kıl oluyorum. uysanıza evladım kurallara ak. bizim de hayatımızı riske atıyorsunuz.
ha bir de unutmadan ekleyeyim şu kaldırımda dolanan motorcular...
evlenmeyi düşünen biri değilim ama bu ablamız ile evlenebilirim. böyle duş alsın, ıslak ayaklarıyla parkelere iz bırakarak mutfağa falan geçsin bir yaz ortası, önce izleyeyim. sonra bastığı yerlere baasrak yanına gideyim öpeyim falan. sesi de güzel tabi, böyle yan odada şarkı çalıp söylerken falan onun sesine neşeyle uyanılır.