milleti türlü türlü yalanlarla dolanlarla kandırıp, parasını iç eden bu anası belli babası elli varlıkları asit kuyusuna atarak eritme durumudur.
kim bilir ne kadar zevkli ve eğlenceli olurdu.
havuz problemidir.
aslında havuzun kişisel olması gerekmez mi?
dışarıdakileri söylemiyorum bile. onların hepsi sidik kokuyor. su şeffaf olmasaydı sıçarlar bile.
1210'lu yılların ortadoğusunda bir hurdacıyken, hayatında yeni bir sayfa açmak isteyen erector bin bibliyografya el sahafevi, bir sahil kasabasında kitapçı açmaya karar verir. Başlarda her şey yolundadır hatta kasaba halkına ödünç kitap vererek kitapçıyı kütüphaneye bile çevirmiştir.
çok sonradan halkın okumayı bir köşeye bırakıp, arabesk ül rap'e gönül vermesiyle birklikte dükkan zarar eder ve kapanır.
bunun üzerine artık içecek şarap bile bulamayan erector efendi bir gece uyku sersemi kolonyayı şarap niyetine içerek ölür.
yıllar önce sözlükteki ilk hesabımı çok özlediğim için, abi seni çok özledim, neredesin abi, keşke burada olsaydın şimdi, umarım yaşıyorsundur ve mutlusundur inşallah diye mesaj atmıştım ve akabinde ağlamıştım.
sonra ağlarken bir an duraksadım ve kendimi özlediğimi anladım ve sustum.
gerçekten enterasan bir durum.
bu arada düşündüm de kimseyi özlememişim başka. zaten sevmiyorum kimseyi.
o filmleri yazan/yapan seneristler ve yapımcılar gerçek cin görseler o dakika altlarına sıçarlar, dilleri tutulur da bir daha değil cinli perili filmler çekmek, cin ali çizgifilmi bile yapmazlar.
hız limiti nedir, yaya geçidi neye yarar, ana yol, tali yol nedir bilmez. kontrolsüz kavşaklarda bir uyarı tabelası yoksa geçiş üstünlüğü kime aittir bilmez.
bu çomarlar iki şeyi şeyi çok iyi bilir:
1.kornaya basmak.
2.gaza basmak.
bu maymunlar, şempanzeler aramızda.
bakkal, market, fırın ve daha birçok sıra beklenmesi gereken yere sizden sonra gelirler, en arkadan istedikleri şeyin adını haykırarak sizden önce alıp giderler.
göt işte amına kodumun oğlu. etrafındakilerin dikkatini çekmek için manyak manyak hareketler yapar,iki kızı güldüreyim diye dalkavukluk yapar, kendini bi hırrım sanar.
gece olunca her yerde olan cinlere belki burada vardır diyerek destursuz bir şey yapmamak bir tür saygıdır bence. bahçede otururken bardağı ısıttığım suyu diğer bardağa dökerken bile uyarırım. sigara söndürürken de öyle. belki kokusuz küllüğün içine yavru bir cin girip orada oynuyordur kim bilir?
uzun zamandır yağmur yağmayan bu torpahların kuruyup çatlaması, yaz denilen o boktan mevsimin adeta kanımızı kaynatıp beynimizi eritmesi sonucunda yağmura duyulan özlem, hasret kalma olayıdır.
yaklaşık 1 ay önce onun zoruyla birbirimizin bokunu kokoklamştık. bu iğrenç bir şey. nasıl içime sinmiş anlatamam. onu her gördüğümde beynimde koku hafızası devreye giriyor ve o anı tekrar tekrar yaşayorum ve tiksinti geliyor.
bu olaydan da bir ay öncesi de boka iyice doysun diye onu bir besi çiftliğinin atık bok toplama yerine götürüp al istediğin kadar bok, oyna demiştim.
oradan bana eliyle bok alıp fırlattı. sonra ben de aynı şekilde karşılık verdim. bir süre sonra o bokun içinde güreşirken bulduk kendimizi. berbattı ama bu durum onun hoşuna gitti.
zaten bir üzerime sıçmadığı kalmıştı, onu da yapar yakında.
buda böyle bir anımdır.
ben özellikle yerel kanallara taktım. ne zaman bu şehrin tv kanalına denk gelsem, iki moruk çıkmış havadan sudan sohbet ediyor, konu nedir? bu adamlar neyden bahsediyor bir alt yazı bile yok.
bugün herhangi bir aileye bile misafir olarak gidip yayın yapsak, oradaki sohbetin konusu bile bunlardan daha çok izlenir.
bakıyorsun marka olmuş ya da olma yolunda çaba gösteren bir giyim mağazası veya benzer bir iş yeri, haftanın en kalabalık olan cumartesi günü bile bomboş ve adeta sinek avlıyorlar.
bu iş yerlerinin önünden geçerken içeriye baktığınızda o çalışmayan tezgahtarla gözgöze gelerek suratınıza bön bön baktığını göreceksiniz.
umurumda olsaydı şunları da sorardım;
peki bu iş yerleri parayı nereden kazanıyorlar? dükkan kirası ve eleman maaşları, diğer giderler nasıl çıkıyor?
edit: imlâ.