dün sabaha karşı kendimle konuştum
ben hep kendime çıkan bir yokuştum
yokuşun başında bir düşman vardı
onu vurmaya gittim kendimle vuruştum özdemir asaf .
ben senin şiirinim beyaz kadın.
belki sonbaharda sana dökülen sarı yapraklar değilim,
sana onları anlatamam da;
akşamüstü rüzgar olup yüzüne vuramam,
ben sana rüzgarı da anlatamam,
kafiyem de yok benim hoyrat gelirim kulağa
ama ben senin şiirinim beyaz kadın
değil miyim ?
Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..
işte budur hayat!
işte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin...
öyle bir buhrandı ki bu, tarif etmesi imkansıza yakın,
konuştuğum kelimeler bile acırdı halime.
her nefes alıp verişimde ciğerlerim batıyordu kaburgalarıma sanki,
ihtiyaç duyduğum her şey ve herkesden kaçmaktı belki.
yoksa acımasızca sorgulayacaklardı belli..
Neylersin ölüm herkesin başında.
Uyudun uyanamadın olacak.
Kimbilir nerde, nasıl, kaç yaşında?
Bir namazlık saltanatın olacak,
Taht misali o musalla taşında.
Yapmayın böyle şarkılar. Sıçmayın ağzıma. Daha hava kararmadı mına koyim. Yine sarhoşum. Basıp gelsem diyorum. Çıksam karşına.Yeter dön artık desem.”Ölüyorum orospu çocuğu dön artık” desem.
Nefes alamıyorum sensiz, geceleri uyuyamıyorum, sabaha uyanamayorum, hala sen duruyorsun duvarlarımda, binlerce fotoğrafın duruyor, yıl oldu, dön artık desem.Bu siktiğimin yerinde, ben durmadan seni anlatıyorum yüzlerce kişiye, yalnız değilim, onlar bile özlüyorlar seni, yalvarıyorum dön desem. Yüzüne dokunsam. Sakallarını okşasam. Cennet bahçesi dudaklarından öpsem. Hadi hayatım, gel evimize gidelim desem.
Benim çocuğum olmayacak mı oğlum. Kız olursa benim adımı, erkek olursa senin adını koyamayacak mıyım. Kime yakınacağım ben romatizmalarım azdı diye. Kiminle taşınacağım yaşlanınca, hani o izmirdeki sahil kasabasına. Ben ne bok yiyeceğim sensiz.
Ben hala, karşıdan karşıya geçerken tutacak elini aramamak için dışarı bile çıkmıyorum oğlum. Sen, ne yapıyorsun bana. Yapma.
En güzel deniz:
Henüz gidilmemiş olanıdır.
En güzel çocuk:
Henüz büyümedi.
En güzel günlerimiz:
Henüz yaşamadıklarımız.
Ve sana söylemek istediğim en güzel söz:
Henüz söylememiş olduğum sözdür...
merdüm-i dîdeme bilmem ne füsûn etti felek.
giryemi kıldı füzûn, eşkimi hûn etti felek.
şirler pençe-i kahrımda olurken lerzân.
beni bir gözleri âhûya zebûn etti felek.
o bir çay istemişti, trenin içinde
biz tren yolcusuyduk, çölün içinde
ben yalnız kalmıştım, senin içinde
oysa kaç kişinin yerine sevmiştim seni!
aşkı geçtik, gözlerini açabilirsin.
herkesin bahanesi var, senin yok
günahlı bir gölgenin serinliğinde
biraz bekleyebilirsin, daha sonra
burada kalamazsın, başa dönemezsin
ama dön
eve dön! şarkıya dön! kalbine dön!