ikimiz iki dağdan.
iki hırçın su gibi.
Akıp gelmiştik.
Buluşmuştuk bir kavşakta.
Unutmuştuk ayrılığı.
Yok saymıştık özlemeyi.
Şarkımıza dalmıştık.
Mutluluk mavi çocuk.
Oynardı bahçemizde.
(...)
" takanın burnu karadenizi nasıl yırtar,
siz de bir anda öyle yırtın uykunuzu;
uyanın! samsunlular, uyumak ölüme eş,
diriltin ruhunuzu, ufukta bir gemi var
ama bu gemi niçin böyle yavaş geliyor,
yolu mu az, yoksa yükü mü ağır; hayır!
bu gemi inanç yüklü, umut yüklü, hırs yüklü,
onun için böyle yavaş geliyor. "
hasretinden prangalar*eskittim.
seni anlatabilmek seni,
iyi çocuklara,
kahramanlara.
seni anlatabilmek seni,
namussuza,
haldan bilmez kahpe yalana.
(..) ahmed arif
...
oysa vardı bir umut geleceğe dair,
kaybolmayan,
okyanusta kaybolan inci tanesi misali,
kaybolduğu sanılan ama
gelip alınmayı, kurtulmayı bekleyen bu sularda.
...
şahsıma aittir.
Kalbim! Bana günahlarımı hatırlat! Ben onun gözyaşı olabilmek için Sana ne yaptım ... Şimdi hayat Tanrının sessizliği kadar kimsesiz, Şehrin kafasına sıkılması gereken bir mermi kadar imkansız.
mehmed'im, sevinin, başlar yüksekte!
ölsek de sevinin, eve dönsek de!
sanma bu tekerlek kalır tümsekte!
yarın, elbet bizim, elbet bizimdir!
gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir!
henüz layık değilken tomurcuk kadar aşka, sana kim açardı gül bahçesini benden başka... sözlerin yeri değişik olabilir ama anlamda bir değişikliğe yol açmıyor. güzel ve etkili bir mısradır...
Sense kendini hala hayatımdaki herhangi biri sanıyordun,
Biraz daha fazla sevdiğim, biraz daha önem verdiğim.
Başlangıçta doğruydu belki.
Sıradan bir serüven, rastgele bir ilişki gibi başlayıp,
Günden güne hayatıma yayılan, varlığımı ele geçiren,
Büyüyüp kök salan bir aşka bedellendin.
Ve hala bilmiyordun sevgilim
Ben sende bütün aşklarımı temize çektim
Anladığındaysa yapacak tek şey kalmıştı sana
Bütün kazananlar gibi
Terk ettin.