hayat devam ediyor diye düşündüm, içinden çıkamadım işin hayatının elektrosunu atarken çöpe. belki de hayattı yalan. yüreğimiz ağzımızda çarpa çarpa koştuk, korktuk, heyecanlandık. atmıyor dediler artık kafam karıştı. sağ girdim ölü çıktım doğrusu.
hayata dair en gerçek olan...
çok küçükken aniden oluveren birşey sanılan, ama akşam karanlığı gibi yavaş yavaş çöken.
küçükken gözyaşı sanılan, aslında yutulamayan bir düğüm olan...
ölümün, yıkımın, çürümenin, yaşlanmanın, yaşamın günlük olguları olduğunuz biliyoruz... hangi doğal olguyu ele alırsak alalım , bu olguda bir başlangıç, gelişim, büyüme ve güç kazanmak için geçen bir süre ve sonunda da yaşlanma ve yok olma döneminin var olduğunu görürüz...
yer yüzünde yaşıyan her bünyenin bir gun mutlaka tadacağı duymu demek doğru olurmu bilmiyorum ölüm nasıl bir hal onuda bilmiyorum . acaba nasıl oluyor bir den bire hareketsiz kalıyorsun dünya dönüyor. insanlar yasa bürünüyo ardından zamanla unutuluyor acın her perşembe yapılan dualar kalıyor geriye birde güzel anılar.. ölümle ilk 9 yaşımda tanıştım cansız yatan bir bedende babannem yatıyordu her zamanki ama yooo bu her zamanki gibi değildi üstünde beyaz bir çarşaf neden dedim kimde fark etmedi odaya girdiğimi usulca yanına gittim babama lütfen dercesine baktım .. ellerini aradım buldum pamuk elleri soğuktu yüzüne bakmaya cesarat edemedim çıktım odadan aldım ellerimin arasına kafamı düşündünmeye başladım.. artık babaannem yok ama babam, annem, kardeşlerim yaa onlarda giderse dedim başladım ağlamaya.. o gün bugün hergün düşünürüm ölümü.. nefes kadar yakın.. şimdi ütün sevdiklerim yanımda ama ya yarın ???
çoğu insan ölüme hazır değildir, ne kendi ölümlerine ne de başkalarının.
şoka girerler, ödleri patlar, beklenmedik bir sürprizdir ölüm onlar için.
olmamalı oysa. ben ölümü sol cebimde taşırım. bazen cebimden çıkarıp
onunla konuşuyorum: ''selam yavrum, nasılsın? ne zaman geleceksin beni
almaya? hazırım''...
korkunç olan ölüm değil, yaşanan ya da yaşanamayan hayatlardır.*
"insanlar uykudadır, ölünce uyanırlar."
hadiste belirtildiği üzere insanlar ölüm olayıyla birlikte canlı ve şuurlu biçimde mezara girerler ve olacakları (evrensel sistemin gereklerini) tahmin ettikten sonra tarifsiz bir pişmanlık yaşarlar.
nasıl yaşamak bilinciyle doğuyorsa bir bebek ölüm de içimizdeki en derin, bakmaya bile korktuğumuz dehlizlerde gizli olarak hediye edilmiş insana. seçtirmiyor kendini, bazen apansız ,bazen yavaş yavaş çıkıp geliyor saklandığı yerden ve ruhun elinden alıveriyor bedeni sanki ödünç vermişçesine. yine de hep hazırlıksız, hep ani, hep tam da ölümsüzlüğü yakalamaya çalışırken, topraktan korkmadığımızı sanarken, hiç ölmeyecekmiş gibi yaşarken.
cem karaca'nın sozleri muazzam guzel olan sarkısıdır.başındaki (bkz: riff) deep purple'ın (bkz: child in time) solo sundan alıntıdır.bunu cem karaca da bi soyleşisinde belirmiştir.
sözlerini de yazayım tam olsun...
ölüm bana sırıtarak gel
ölümü öp ne olur
yüzünde o tanıdık riyakarlık
çünkü nice dost dediklerim sarılıp öptüklerim
suratlarında aynı eda ve sahtekarlık
elbette haksın haktan gelirsin
kimi gördük ki dünyaya kazık kakmış da kalmış
heykelin bile dikilse de sen öldükten sonra
bakarsın tepene kuşlar kakamş
car atıp şeş oynasam
gene yenersin beni
ölüm bana gülerek gel ne olur
sırtımdan vurdurma beni alnıma sık kurşunu
karşıma geç yüzüme bak ve öttür baykuşunu
beni sordun mu ölüm ikiz kardeşin doğuma
bağlayan ne çözen ne hayat denen düğümü
kimi havyar yerken kimi soğan cücüğünü
üçbeş arşın beze sarar da öyle gidersin
car atıp şeş oynasam yine yenersin beni...
sessiz olacaktır heryer o huzura kavuşma anında. ruhun özgürleştiği o anda soğuk sulardan sıcacık güneşin ısıttığı kumlara çıkmak gibi içinizi ısıtacaktır. artık sizin için bir hapishane olan, zihninizi, duyularınızı engelleyen bedenden bağımsız herşeyi yapabilecek her şeyi hissedebilecek güçte olacaksınız. mutlak son ve hayatın amacı olan Allah'la yeniden bütünleşme anında hiç bir şeyin önemi kalmayacak sadece siz ve O olacaksınız. kaybedecek hiçbirşeyi kalmayan insanlara has huzurun çok daha fazlasını tüm benliğinizle hissedeceksiniz.