''Ölüm hiçbir şey ifade etmiyordu benim için. ARka arkaya gelen berbat şakalar dizisinin son şakasıydı. Ölen için sorun değildir ölüm. Bir filmdir, farketmez.''
dogal bir ic gudu veya bir refleks olarak butun canlilarin ulasmaya calistiklari hedef, yasamin amaci; ama yasamin anlami degil. bedenin sahip oldugu enerjinin yerkureye gecisi ve degisime ugramasiyla gerceklesen olaydir.
**
bilincli olarak da cogu zaman merak edilen ve gerceklesmesi istenen bir seydir;
yasanilan hayata bakildiginda mutevazi davranilip tatmin edici sonuclar alindigi gorulunce,
o ana kadar var olan butun problemler bir sonuca kavusturulmussa,
ic gudusel hareketler artik isteksel hareketlerle bire bir ortusuyorsa,
sorgulanacaklar sorgulanmis ve yanitlari verilebilmisse,
fiziksel ve psikolojik acilardan zevk aliniyor ve enerjiye donusturulebiliyorsa,
degistirilecekler degistirilmis geriye yalnizca sabitler kaldiysa,
degistirilmezler arasina dahil olunduysa,
tumce sonlarina artik nokta koyulabiliyorsa,
hak edilendir, dusunmesi ve beklemesi heyecan verir, yasamin her anini lezzetlendirir ve rahatlatir.
kendini tartarak olumunu beklemek, bir kacis degildir; aksine, zirveye bayragi cikartmaktir, yasamin son anini da tatlandirir.
fakat yapilabilecek daha cok sey varken, kurulabilecek bir cok tumce ve yanitlari bulunacak o kadar cok soru varken caresizce bos bos olmeyi beklemek veya bekledigi olumu kendi kendine saglamak kisinin kendine olan saygisizligidir, aptalliktir, yeryuzundeki en buyuk insancil gunahtir.
bedenin; tanrının paletinden seçtiği sarı, mor ya da bir başka soğuk renge bulandığı an. hem maskenin düştüğü hem havlu attığın an. rollerinden sıyrıldığın, gerçek yüzünün ortaya çıktığı an. sadece bir ''an''. hepsi bu.
dünyada ilk saniye
ölüm senin yavuklun
zamanı gelecek işte o düğünün
kaçan varmı ki?
uçupta kaçan yokki
fezaya gidipte yada
her nefis ölümü tadacak ama
her insan ölecek mi sence?
avcı tavşanı niye arar bildin mi peki?
avlamak için mi?
yoksa göremediğinden mi?
peki dilsiz susarmı bir gün
yada duymaz bir daha sağır olurmu?
görmez birgün kör olurmu peki?
ölen bir daha ölürmü?
gel yavuklunu bekletme
bitsin bu hasret
vuslata sırtını dönme
hemen öldürde nefsini
bir daha ölmeyi bilme.
"nasil oldugu anlasilmazmis, uykuya dalar gibiymis." sadece olup geri donenler bunu biraz tarif etmeye calisiyolar. eger olmek olmasaydi yaslarin, hayatin, insanlarin, olaylarin, amaclarin hicbir degeri olmazdi. nasil olsa hep burdayim diye yan gelip yatilirdi. doktorlar olmazdi, asiri alkol almak, cok sigara icmek sorun olmazdi. bosa gecirilen yillarin, hapiste yatilan yillarin, sevdiklerini goremedigin yillarin degeri anlasilmazdi. olum tehlikesi tasiyan hicbir extreme sport olmazdi. olum korkusu olmazdi. hayata buyuk bir anlam yukleyen bir sey olum.
telefon calar uzun uzun gecenin en kor vakti ya da sabahın en erkeni, o anda anlarsın kotu bir haber "hayırdır insallah" diyerek acarsın telefonu, hayat yapmıstır sana en buyuk, en acı suprizini ona yakısmayacagını bildigin kıymetlini almıstır senden, ee ne demisler adı olum "daha cok gencti" demez "hayalleri, sevdikleri, sevenleri vardı" demez, "daha erken yapacak cok seyi vardı" desen dinlemez kucaklar aniden yani kucaklamıstır umarım..
ondan once son nefesi gelir ve geldigi gibi gider tutamamazsın ne kadar cabalasanda yuzunde bir daha hissedemeyecegin ılık ve sonsuz bir huzur geride kalan ise siyah, buyuk ve hic alısılmayan bir acı bilmem belki gidene vuslattır ama kalana hasret oldugu kesin.
"sevdigimi aldın benden korkmuyorum artık senden,
kollarımı actım bekliyorum kucakla beni de,
sakın dusunme bir dakika bile cunku ben dusunmuyorum hatta hic uzulmuyorum senin kadar.."
her nefis eninde sonunda onu tadacaktır. ama dünyadaki kavgalara ve insanların hırslarına baktığımızda, sanki kimseye ölmeyecekmiş gibi. şarkıda olduğu kimler geldi kimler geçti ve bir ilave ile kimler gelip-geçecek. ama hepsinin sonu da aynı olacak.
komşudan alınan tabağın geri verilmesi durumu. bunun için ağlayan görmedim henüz. ki büyük ihtimalle bir daha o tabağı görmeyeceksiniz. o zaman buna da ağlamak gerekir mi? tartışılabilir.
her nefsin tadacağı söylenir. ''tatmaktan'' kasıt, aslında insanın bekasına da bir gönderme. zira her nefis ölecektir denmiyor. her nefsin ölümü tatması ve ondan sonra başka bir hikayeyle devam etmesi söz konusu burada. o halde; aslolan ölümü tatmadan önce yaşanılan hayat oluyor. zira, ölümü tattıktan sonra başlayacak hikayenin ahvali de yaşamla ilintili. yani, müstakbel mefta yaşamdaki vaziyetini, öldükten sonra da sürdürecek. kimileri cennet ve cehennem olarak anlatırken, bazıları buna karma diyor. önemli olan, nefsin layık olduğu karşılığı bulacak olması.
kimileri bu yolda ölmeden önce ölmeyi tercih ederken, kimileri yaşamaktan başka birşey düşünmediler. ve bazıları bu uğurda öldürmekten de çekinmedi. oysa, biraz sabretselerdi, mukadder olan, faili olduklarının başlarına zaten gelecekti. hem o zaman, kim bilir belki, yataklarında ölemez vaziyete de bürünmeyeceklerdi. ariel şaron gibi yaşamayı ya da mahatma gandhi gibi ölmeyi tercih edenlerin dünyası burası. bunun yanında bir de ötekisi var. ve birilerine ölmekten ziyade beklemek azap veriyor. sabretmek lazım, ne de olsa sayılı gün. çabuk geçiyor.