sevgi dolu, yumuşak bir el bizi okşayarak bile uyandırsa, elin yumuşaklığını farketmeyiz... aynı şekilde ölüm de çoğunlukla ürkütücü gözükür ve ne kadar iyi bir amacı olduğunu pek düşünmeyiz...
bir atari oyunu gibidir,bir bölümde görevinizi bitirdiğinizde bir diğer "level" e atlarsınız bu şekilde gider.bu hayat dediğimiz şey dünya hayatından ibaret değildir elbet, ölüm sadece başka bir "level" e geçmektir, o "level"inde kendine göre zorlukları vardır ve ancak ölünce nasıl bişe olduğunu bütün yönleriyle göreceğiz.
dünya sağlık örgütünün hazırladığı rapora göre 2008 yılında nedenlerinin oranları aşağıdaki gibi olan olay. parantez içindekiler sırasıyla en çok görülen ve ikinci en çok görülen hastalıklardır.
%29,34 kalp ve damar hastalıkları (koroner kalp hastalığı, kalp krizi)
%19,12 virütik ya da parazit hastalıklar (sarılık, aids)
%12,49 kanser (akciğer kanseri, mide kanseri)
%6,49 solunum hastalıkları (bronşit, astım)
%6,23 kaza sonucu yaralanmalar (trafik kazası, yüksekten düşme)
%3,45 sindirim hastalıkları (siroz, ülser)
%2,84 kaza sonucu olmayan yaralanmalar (intihar, cinayet)
%1,95 ruhsal hastalıklar (alzheimer, epilepsi)
%1,19 genital hastalıklar (böbrek yetmezliği, prostat)
%0,85 beslenme yetersizliği (protein eksikliği, demir eksikliği)
Ölüm, bir canlı varlığın (insan, hayvan ve bitkinin) hayati faaliyetlerinin kesin olarak sona ermesidir. Canlı varlıkların herhangi bir dokusunun canlılığını kaybetmesine de ölüm denir. Canlının ölümünden bahsedebilmek için, hayati faaliyetlerin bir daha geri gelmemek üzere sona ermesi şarttır. Zira boğulma, donma, zehirlenme tehlikesi geçiren ve kalbi duran kişilerde suni teneffüs ve kalp masajı yapılarak, durmuş gibi görünen solunum ve dolaşım fonksiyonlarının tekrar başlatılması çok kere mümkün olmaktadır. O halde kalp ve solunumun bir süre durması ölüm demek değildir.
doğanın kanunudur.
çoğu kişinin hep hatırlamamak istediği kanundur.
ve ölümü tadan kişi 150 yaşında da olsa yakınları "Keşke..."yle başlayan anlamsız cümlenin ağızlarından çıkmasını engelleyemezler.
yüzyıllardır toprağa ölülerin ekilmesi veya serpilmesi sebebiyle kendini yenileyen büyüten, bazen çoğalan, bazen azalan ancak değişmeyen hadisedir. topraktır, kendini yetiştirir, içine alır, saklar, bilinmez.
hiçliktir. yok olmaktır. tamamen gitmektir. bir daha asla düşünemeyecek, sevemeyecek, sevilemeyecek olmaktır. değer verdiğin vermediğin her şeyin senden sonsuza dek uzaklaşmasıdır. hatırlanıp hatırlanmadığını, arkandan ağlanıp ağlanmadığını bilememek, kuşku duyamamaktır. acı çekmemek, ama aynı zamanda gülememek, mutlu olamamaktır. artık var olmamaktır. ve daha önce var olduğun dünyanın artık umrunda olmamasıdır. hiçbir şeyin umrunda olamamasıdır.
ölüm, kurtuluştur. Yeni bir başlangıç umudu. Ruh olmak, özgür olmak.
Hem ben 27mi bekleyemem. Ne janis joplin ne de jim morrison'um sonuçta.
19 iyi bir yaş bence.
Hele ki annenden defalarca sevilmediğini duymuşsan, duymak yetmemiş üzerinde uygulamalarıyla göstermişse annen seni ne kadar sevmediğini. Zaten baban alkoliğin teki olup 35 inde ölmüşse ve arkasında bıraktığı 6 yaşındaki kızı da 29 yaşındaki karısı da ağlamamışsa, ne bileyim hiç bir değere inanamıyorsan var gücünle, o çocuk saflığınla inandığın değerler çoktan yalan olmuşsa, kimse ağlayan tarafını görmüyorsa ve sonuçta illa ki kızılan, sevilmeyen sen oluyorsan, bileklerini kesip içinden akan ayrılıkları seyretmeye artık tenezzül etmez hale bile gelmişsen, onu geçtim hadi, ölmeye bile halin yoksa, bir sene sonrası için kalacak yerin bile belli değilse, zaten çoktan ölmüşsündür bence.
Bedeninin yaşaması pek birşey ifade etmiyor yazık ki, bedenen eşşeklerden daha kuvvetli olsan, karnından g.tüne kadar olan sargının altındaki dikişlere el sallasan bile, içine akan gözyaşlarından daha çok acıtan bişey yok. Zaten yalnız yaşamayı sevicek kadar yaşlıysa ruhun, "ergenlikteyim kesin, geçecek herşey" desen bile beynin keskin bir "hayır" yanıtı veriyorsa, sen de zaten biliyorsan ergenliğin o şapşallığını çoktan atlattığını, hiç birşey avutamıyorsa seni, hatta yazdığın günlüğün bile kayıpsa, şu satırlara sığınıyorsan, eşekler gibi de bir kaç güne sileceksen bu yazdığını.. Çoktan ölmüşsündür bence skallia, boşuna bıdı bıdı ediyorsun.
super frog oynarken eğer enerjim bitmişse ölmek o kadar koymuyor da enerjim tamamken ölmek çok içime oturuyor.."şimdi tam da oyunun en güzel yerinde.." diye sinirleniyorum.oysa belki de en b.ktan yeri..gerçek hayatta da işler böyle sanki..