ÖLÜM" ölene Bayram, Bayrama sevinmek var. Ohh ne güzel, Bayramda Tahta Ata binmek var.
necip fazıl kısakürek. o manayı anlayabilmek için yaşıyorken ölmek lazım, yunus dergahından yel değirmenlerini dinlemek, mevlana ağzından ney işitmek, biz böyle cürüm dolu kalplerle, ancak ölürüz. arkamızdanda bilmeden, iyi bilirdik derler.
hayatın belli dönemlerinde aklın bir yerlerine yerleşip hafif hafif iç fısıldamalarla insanı meşgul eden, yaklaştığını hissettiren, korkmayan bir bünyeyi bile tedirgin etmeyi başaran eylem.
kapınıza geldiği zaman istediğiniz kadar hikaye anlatsanızda sıranız geldiyse sizi terketmeyendir. iyi bilirim üç defa kapıma geldi açtım baktım yüz yüze geldik suratıma baktı heralde aynı şeyi düşünüyorduk ve daha erken diye mırıldanaraktan çekti gitti.
zamansızlıktan ibarettir. dünyada kalan için zamansızdır..gideni görmek acı dolu günlerdir. gözyaşlarıdır.. ölüm giden için nasıldır bilinmez. belki kurtuluş ve belki de zamansızlıktan başka bir şey değildir.. en çokta yaşayacaklarını planlamak çok acıtır canı.. beraber planlar vardır. ailece veya iki sevgili arasında.. veya kendi içindeki planlar.. hepsi burda kalır.. hepsi kalanların gözyaşlarında kalır.. tek teselli mutlaka bir gün buluşacak olmaktır.. orda mutlu olduğunu düşünmektir..
olum,kendini bir bok sanma,cunku her ne kadar korkulan ve de gelmis gecmis en soguk hadise olsanda,her zaman amac degil bir arac olmaktan oteye gidemeyeceksin.hakkinda diyebilecegim en kesin sey budur.
bugün bir anne oğlunun arkasından koştu o sonsuzluğa giden vedayı durdurabilmek için, tabutuna sarıldı hakkını helal et oğlum dedi. bugün bir anne ağladı, ben seni o buz gibi toprağın altına nasıl koyucam oğlum diye. sen nasıl bir şeysin ölüm, nasıl soğuk ve hissiz..
18 yaşında henüz. hala 18 yaşında ve kuvvetle muhtemel zaman durana kadar 18 yaşında kalacak. bir sonraki baharı göremeyecek, kışı ve sonraki yazı.. bir sonraki mevsimde kirazların dallarında nasıl kızardığını görmeyecek, son içtiği suyun hangisi olduğunu bilemediği gibi. aşık olup sürünmeyi de, sevdiğine kavuşmanın heyecanını da bilmeyecek. birini delicesine beklemeyi, özlemi, özlemeyi bilmeyecek. ehliyeti olmayacak mesela asla, bir arabanın direksiyonuna şehirler arası yol için oturmayacak. 18 yaşında henüz. hala 18 yaşında. son 3-4 yılını mücadeleyle geçirmiş. gece odasına girdiğimde gözlerini zor açıyor artık, tek gözünde hafif kızarıklıklar. belinden aşağısını tutamıyor, takati yok konuşmaya.hiç aşık olmamış, hiç aşık olamayacak bir beden.. biriyle sarılıp uyumayı bile bilemeden.. umudu var ama hala, umudu var. ayağa ne zaman kalkacağım, ne zaman geçecek diyor, biliyorum ki yapılacak hiçbir şey olmadığından terminal dönem kanser diye son günlerini istediği gibi evinde geçirmesi için gönderiyoruz onu evine. gecenin bir yarısı konuşmadan hiç önce; annesiyle sarılıyoruz koridorun ortasında. çaresizliğin ne demek olduğunu iliklerimne kadar hissettiriyor bana. gözlerimden yaş olup akıyor çaresizliğin suskunluğu. kabullenmeyi ve boyun eğmeyi öğreniyoruz. sakince uğurlamayı bir de. ne istersin diyor annesi, 'soba. soba kuralım bu sene' kaloriferli eve soba kurmak isteyen çocuğuna 'tamam, soba kuralım senin odana gidince' diyor annesi. soba, yaşından fazlasını yaşamış yorgun bir beden. yenik çıkıyor bu savaştan. 18 yaşında o. hep 18 yaşında kalacak ne yazık ki. ölüm bu kadar soğuk ve net.