tüm tatları acılaştıran ölüm. ölümün kendisinden ziyade hep sonrasından korkulur, zira inançlı insanlar için şöyle ibretlik bir anlatım vardır. insan ölünce üç şey kendisini mezarına kadar takip edermiş. ölü gömülünce bunlardan ikisi geri döner biri ölüyle kalırmış. geri dönenlerden biri ölenin dünyadaki malı,mülkü veya makamı diğeri ise ailesi imiş. ölüyle kalan ise dünyada yaptığı amelleri imiş. eğer amelleri iyi ise ne mutlu ölen kişiye. ama kötü ise allah tüm inanların yar ve yardımcısı olsun, ve yüce allah'a sonsuz şükürler olsun ki şu muhteşem ayeti ile günahkar gönüllerimize su serpmektedir: ZÜMER 39/53. De ki: "Ey kendilerine kötülük edip aşırı giden kullarım! Allahın rahmetinden umudunuzu kesmeyin. Doğrusu Allah günahların hepsini bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır, merhametlidir." işte bu ayeti kerime için yüce allah'a hamd ve senalar olsun.
benzetme sayesinde sadece canlılara mahsus olmayan isim.
düşünceler de ölür, duygular da, ya da bunun gibi bir çok şey de.
benim moralimi bozan böyle şeylerin ölmesini, nasıl kurtarılacağını bilmemize rağmen, durduramamamız oluyor.
hayal et, öyle bi' koyuluk hayal et ki ruhunda var olsun...
hisset, o kadar koyu ki hareket edemiyorsun.
karanlık... tek bi' renk var, o da siyah ama her yer karanlık, göremiyorsun.
bi' ağrı gibi bedeninde, sıkışır göğsün, içine nefesinle beraber oksijen yerine kurum dolar gibi, hisset, toz kusuyorsun ağzından.
ölüm... o kadar soğuk gelir ki ilk başta kaynar su değmiş gibi tene... kemiklerin, iliklerin donar., çürür etlerin...
sorular sorulur...
düşünürsün...
yalnızlığa geceleri yalnız yatmak haricinde katlandın mı? .
sen hiç toprağın tadına baktın mı?
sahibi sensin toprağın..
sen artık topraksın...
doğum kadar normal bir olay olup asla normal karşılanamayandır.
üzer, ölen kim olursa olsun.
her kaybettiğin insanda ölüme daha fazla alışman gerekirken hep daha fazla acıtır.
inanması çok güç olandır.
belki de gözün görüp inanmadığı tek gerçektir.
ölen birinin cansız bedenini görmemişsen ve sadece öldüğünü biliyorsan bir hayaldir ve ölmemiştir.
hep bir yerlerden gelecek sanırsın gelmez. gelmeyeceğini bile bile beklersin.
soğuktur.
zordur.
ve malesef gerçektir.
--spoiler--
bir insan sevdiği birini kaybederse, yüreğinde kırk mum yanar. hergün biri söner, bir tanesi ise mahşere kadar yanar.
--spoiler--
kaç yasında gelirse gelsin hep erken olandır. hep can yakar. hep düştüğü ocağı dağıtır. ölen kişiyle henüz yapmadığınız ve asla yapamayacağınız şeyler için üzülürsünüz. size hayatın çok kısa olduğunu hatırlatır. örneğin ben dedeme asla seni seviyorum diyemedim. asla benim evlenip yuva kurduğumu göremeyecek.
ölüm sadece bir başlangıçtır. ölümü kabullenmiş ama gerçekten kabullenmiş bir insan hiçbir şeyden korkmaz ve yaşadığı tüm kayıpları insanüstü bir olgunlukla karşılar. ( ölüm içgüdüsü isimli kitaptan alınmıştır- jed rubenfeld )
tam anlamıyla çaresizliktir. bedenin ruhu terk edişine çare yoktur. sonsuzluk dese de bazıları bence bir yok oluş bir son yada bir terk ediş şeklidir.
bir daha o en sevdiğin yemeği yiyememektir.
sevgilinin gözlerine bir daha asla bakamamak , ona tekrar doyasıya sarılamamaktır.
gece yarısı acaba benim küçük oğlum üzerini açtı mı diye sıcak yatağından kalkıp onun üzerini örterken yanağına küçük bir öpücük konduramamaktır.
üşümektir ölmek:
bedeninin buz gibi soğumasıdır.
karı, yağmuru hiç hissetmediğin kadar hissetmektir.
biraz da çürümektir ölmek:
saatlerce bakım yaptığın cildinin bir takım hayvanlar yada bakteriler tarafından sindirilmesidir.
AMA EN KÖTÜSÜ KAYBETMEKTiR. HER ŞEYiNi HERKESiNi BiR DAHA HiÇ GERi ALAMAMAK ÜZERE KAYBETMEK.
kendine hep uzak tutuğun dur.
hızla sol şeritte giderken bir den önünüze bir araba çıkması ile,
karanlık bir yolda tinercinin size bıçak çekmesi ile,
evde temizlik yaparken domestos ile porçözü karıştırıp gaz zehirlenmesi ile (kesinlikle denemeyin)
aklına gelir adrenalin patlaması yaşarsınız. ama yinede unutursunuz.