bugün ilk kez tattım ölümün acısını...
ilk kez bu kadar yakınımdan biri hayata gözlerini kapadı...
yine ilk kez cenazeye gittim... o tabuttan çıkan kişinin açılan yüzünü görünceye kadar inanmıyorsunuz öldüğüne, ama o an anlıyorsunuz işte...
o kadar acı ki... hani elinizi kestiğiniz an acımaz ama sonra günlerce canınızı yakar ya... öyle bir şey. o ilk an öyle bir şok ki... sonrasında gelen acı öyle büyük ki...
etrafınızda ağlayan koca koca adamlar, bağıra çağıra ağlayan kadınlar... gözlerinizden farkında bile olmadan süzülen yaşlar... ve kafanızda anılar... o kadar kötü ki, anlatılmaz yaşanır diyorlar ya, aynen öyle...
ölüm, yeni bir hayata başlangıç bile olsa, çok acı... nasıl doğan bir bebeğe tüm kalbimizle seviniyorsak, ölen bir insana da tüm benliğimizle üzülüyoruz, hele de en yakınlarınızdan biriyse...
her ölüm erkendir. ve her ölünün nabzı yaşadığından daha hızlı atar. yaşadığınız dünyada bedeninizi terk edip hiçbirimizin tadamadığı başka bir mekanda ruha dönüşmektir, belki yeniden dünyaya gelmektir. hiçbirimiz bilemeyiz ki...
kaç defa öldüm bilmiyorum
ve kaç defa dirildim kendi topraklarımda
tuzum karıştı toprağın derinliklerine
ve susuzluğumu giderdim gölgelerinde
kaç defa ölmeli anlamak için
özellikle nefesin kıymetini...
ölme...
bugün değil...
çoğumuzun "yaşayanların" dünyadan ayrılmasına etiketlediği kelimedir.
fakat gerçek ölüm , yaşamayı fiziksel ve güdüsel ihtiyaçlardan sananların , "ruhlarının" ölümünden bihaber olmasıdır.
nasıl ki ortada bırakılan "cesedin kokusu" ortalığı sararsa ;
"ölü ruhların" kokusu ,bugün bilhassa batı ve ona entegre olma bahanesiyle "ruhsal şah damarını koparan" ülkemizin her bir köşesini sarmaktadır.
bir sahnenin bitmesiyle ölümsüz bir oyuna başlamak. ve bu ölümsüz oyundaki rolünüzü bir önceki performansınıza göre belirleyeceğiniz bazen aniden gelen bazen zaten beklenilen.
ölümü tam olarak tanımlamak yaşayan insanlar için zordur. biz sadece hayatı fonksiyonların sona erdiğini başında mezar taşı bulunan bir toprağın altında faaliyetsiz bir şekilde durduğunu görebiliriz; ama yaşamak kadar doğal bir şeydir herhalde.
ölüm'den sonrası gaybidir, akıl ve bilim yolu ile bilinemez, ondan sonrası bize ancak peygamberlik yolu ile yaratıcımız tarafından bildirilebilir, ondan sonrası için mutlak bilgiye ancak bu şekilde ulaşılır.