Insanın yakınlarını çok üzer. Bir daha görememek , sesini duyamamak , sıcaklığını hissedememek... bunların bir daha asla olamayacağını bilmek. Sevdiklerinize sahip çıkın. Çok geç olabilir. O zaman da ne fayda...
ahirete kıyasla çok çok kısa bir zaman dilimi sayılan dünyadaki günlerin bitimi.
ben buradaki hayatlarımızı gta'ya benzetiyorum. diyelim ki bir grup insan sanal gerçekçilik başlıklarıyla multiplayer olarak gta oynayacaklar. bu insanlar oyuna girdikten sonra hafızalarına müdahale edilecek; böylece oyuncular gerçek yaşamlarını tamamen unutacaklar. yüzlerce insan gerçek hayatlarını unutmuş olarak bir oyunun içinde nasıl davranacaklarını merak ettiklerinden bu oyunu oynamak isteyecek.
oyun başlıyor... avatar gibi, herkes kendini gta'daki karakterinden ibaret sanıyor. oyunculardan biriyle iletişim kuruluyor, ona bütün gerçekler açıklanıyor ve ondan bu gerçekleri diğer oyunculara iletmesi isteniyor. fakat diğer oyuncuların çoğu gerçek dünya hakkındaki anlatımlara inanmıyorlar; azınlık ise bu anlatımları onaylıyor. daha sonra kendisiyle iletişim kurulan oyuncu aracılığıyla bazı emirler veriliyor: şifre yazmak, adam öldürmek vb gibi eylemler yasaklanıyor. bu emirleri uygulayanların gerçek hayatta 1.000.000.000 dolar ödül alacakları, uygulamayanlara ise hapis cezası olacağı söyleniyor. gerçek dünyayı hatırlamayan, kendini sanal gerçekliğe kaptırmış olan oyuncular bu ödülü ve cezayı ciddiye almıyor. kendisiyle iletişim kurulan oyuncuya inanan diğer oyuncular ise bu emirleri dikkate alarak yaşıyor.
bazı oyuncular kendileri yüzünden ya da diğer oyuncular tarafından öldürülerek oyundan çıkıyorlar. sanal gerçeklik başlığı çıkarılan oyuncu kendine geliyor. gerçek dünyayı unuttuğuna, bütün gerçekliği oyundan ibaret sanmasına kendisi bile inanamıyor. oyundayken geçmek bilmeyen zamanın, gerçek dünyaya kıyasla ne kadar kısa olduğunun şokunu yaşıyor. halbuki bu kişi bir saat içerisinde oyunda evlenmiş, askere gitmiş, bebek büyütmüş ve birtakım görevler yapmış, neredeyse dede olmuştu... sonuç olarak kişi sözleşme gereğince oyun içindeki tavrına göre ödülü ya da cezayı alıyor.
işte doğrusuyla yanlışlıyla ölümle ilgili böyle bir analoji kuruyorum ben... ahirette bu dünyadaki hayatımızı çok çok çok çok kısa bir zaman dilimi olarak hatırlayacağız.
muminun suresi:
112. Dedi ki, "Yeryüzünde kaç sene kaldınız?"
113. "Bir gün veya günün bir kısmı kadar kaldık. Sayanlara sor," dediler.
114. Dedi ki, "Siz gerçekten çok kısa bir süre kaldınız, keşke bilseydiniz."
115. "Sizi boş yere yarattığımızı ve bize dönmeyeceğinizi mi sandınız?"
116. Gerçek Yönetici olan ALLAH çok yücedir. O'ndan başka tanrı yoktur ve O, cömert yönetimin Rabbidir.
Bu dünyada her şeyden ölüm akıyor; duvarlardan, gazetelerden ve insanların yüzlerinden demiş albert camus. en çok da insanların yüzünden galiba. ölüm gibi umutsuz, çaresiz, karanlık bakıyor bazı insanlar. bazıları sanki sadece nefes alıyor gibi. ölmeleri için bir an yetecek gibi, hepimiz öyleyiz evet ama bazıları bunu gözlerinden hissettiriyor.
sonra geçen gün bizim mahallede top oynayan veletlerin bağrışması geldi aklıma.
laaaan mustaaa sen ne gevşek adamsın lan, senden rahatı mezarda amnakuym. ahahah :D lan gevşek ne adamı? ne koyması?
sen tek başına çükünü tutup işeyebiliyon mu :D
medeniyetin bugünkü hale gelmesinde en büyük motivasyondur ölüm. ölümlü olduğunun farkında olan insan, inançlı veya inançsız olsun, bilincinin var olmadığı bir anı düşünemiyor.
bu düşünce yokluğu, insan var olmasa da hiçbir zaman unutulmaması için onu bir şeyler yapmaya teşvik ediyor. insanlığın refahını sağlama güdüsü bir noktaya kadar işe yarıyor. temel motivasyon kendi egosu ve isminin öldükten sonra anılması. kendi farkında olmasa da adının anılacağına yönelik duyduğu hayvani egoyla gelen bir açlık. benliğinin devamını sağlama açlığı.bu duygu 10bin yıl önce mağaraya el izini bırakan adamla aynı.
şimdi düşününce akla şöyle bir soru geliyor. yapılan tüm keşifler, icatlar, her türlü edebi metin, anonim olarak ortaya çıksaydı şu an ki medeniyete sahip olabilir miydik?
'Sallansaydım ipin ucunda
Bir bayrak gibi keşke''
Demiyeceksin,
Yaşamakta ayak direyeceksin.
Belki bahtiyarlık değildir artık,
Boynunun borcudur fakat,
Düşmana inat
Bir gün fazla yaşamak.
demiş nazım hikmet. ölüm benim düşmanımdır sevgili yazarlar. hep onla mücadele ederim bir gün yenileceğimi bile bile. niyetimiz mücadele süresini uzatmak.
Filminiz bilmem kaç numaralı salonda başlamak üzeredir anonsuyla başlayan, gittiğin sinema filminin sona ermesidir. Umarım filmi izlerken tadını çıkararak mısırımı yemiş, çevremde kimseye huzursuzluk vermemiş kimseyi rahatsız etmemiş, filmi izlerken filmi yapanı hiç unutmamış bir şekilde ayrılırım salondan.
mezartaşının tepesinde yazan <hüve'l-bâkî/ Ebedî olan Allah'tır> sözünün insanın yanağını jilet gibi kesip, lime lime eden hoş bir rüzgardır ölüm.
vardır ölüm
ölüm vardır
bir keresinde rüyamda öldüğümü gördüm. çok büyük bir rahatlamaydı. öylesine bir hafiflik ve inanılmaz bir özgürlük! bu özgürlük hissi ve hafiflik, beni öldüğüme inandırdı. bu, dünyadaki tüm bağlardan kendini koparmak demektir. bu yüzden ölüm benim için yoktur, sadece acı ve ızdırap var.
insanlar genellikle şu ikisini birbirine karıştırırlar: acı çekmek ve ölüm. bununla bir gün yüzleşmek zorunda kaldığımda farklı düşünebilirim.
+ ölümsüz olduğunu mu düşünüyorsun?
- evet, kesinlikle.