zihnimdeki acı git gide daha fazla gerçek bir hal alıyor. hayallerimizi kurduğumuz yıldızların altında bu sefer tek başıma kaldığımda hissettiğim gözlerindeki şeytanların döktüğü günahkar gözyaşlarının kalbime damlayışının yükü, bir şarkıdaki en uyumsuz nota gibi gıcık, bir o kadar da içten içe can yakıcı. sevgin yalan olsaydı, bir veda bile etmeden, besleyip büyüttüğümüz sevdayı öylece kaldırıp atmış olsaydın, öylece gitseydin... ne bileyim ya, ama bildiğim bir şey varsa, soktuğumun hayatında eğer zamanı geri alma şansımız yoksa, eğer ikinci bir şansı hak etmiyorsa bu ruhlar, ciğerlerimden fışkıran nikotinler ile sensiz son nefesimi verip yok olmayı tercih ederim. ölmek istiyorum. deliliğimi haykırmak istiyorum herkese, her şeye, her yere, her zaman, her an, her yerde, ruhumda kalmış olan son demlerin her zerresi ile... milyonlarca gözyaşı ile arkada kaldım. her gece sensizliği okşar oldum fakat her gözümü açtığımda yokluğunla karşılaşmaktan öteye gidemedim. kalbimin sönmek üzere olan ateşini tekrar alevlendirmek için bari uzan ellerime. kendi ellerimizle geleceğimizi yazalım. hem ben hep böyleydim ki zaten. hep sevgiye muhtaç, aç, ihtiyaç. balık burcu benim kalbim. sıcaklık olmadan atma hevesi kalmıyor hiç ve sorarsan eğer, sıcaklık namına her şey, yokluğun karanlık acı soğukluğu tarafından ele geçirildi. böğürtlen turtası, leylak tatlısı nefesinin lavları kıskandıran sıcaklığı ile kırık dökük kanatlarımın güç alıp beni güneşin çekirdeğine sokuşturduğu huzurun tadı damağımda değil, boğazımda kaldı. ne geçiyor, ne kalmak istiyor. arada kalmışlığın can yakıcı ağrısından öte bir şey hissedemez oldum. ölümün tadını birkaç kez aldım, hiç ilgi çekici değil. fakat, bazen öyle hissediyorsun ki, nefesin bile işkence gibi. alkol sadece ağrı kesici. eninde sonunda öleceğini hatırlayınca insan, "ulan niye bekleyeyim ki bunu?" diyor bazı bazı. ardında kalan milyonlarca tane hüzün dolu gözyaşından geriye sadece koca bir ölüm sevdası kalıyor, sol tarafta buram buram yana yana bütün damarları, bütün bedeni, bütün ruhu okşayan. bir gün bana erkenden herhangi bir şey olursa, bunun suçlusu muhtaç olduğum sıcaklık olmalı.
Ülkesinde yasak olduğundan ötenazi için ta işviçre'lere kadar gitmek zorunda kalan bir italyan'ın haberini okudum bugün gazetede. içim burkuldu. saçma sapan şeyleri kafaya takıp sıfır moralle dolaşıyorum bir haftadır. Şükredecek çok şey var..
Düşününce hayatını neler uğruna curuttugunu sorgulatir.
Her gün öğlen yemeğine gittiğim lokantanın aşçısı bu pazar günü arabayla tatil dönüşü trafik kazasında esi ve 2 çocuğuyla beraber ölmüş. Bütün günüm kafamda soru isaretleri ile geçti. Evet ölüm bir gerçek ama hiç ölmeyecek gibi yaşıyoruz.
Bu anlar, bu gunler, bu guzel demler de her fani an gibi gecip gitmeyecek mi?
Bu sevinc cigliklarinin akibeti bir yok oluşsa, olup bitenlerin anlami ne ?
Gelenin durmadigi,gidenin donmedigi bir alem.evet.