annemi kizdiracak bir sey yaptigimda "3'e kadar sayiyorum" deyip saymaya "1, 2, 2.50, 2.70...... " diye basladiktan sonra 3'e erisecegini sanmak.
cunku bu sayilar 2.99... a kadar giderdi hep ya da 2.99'dan sonra bastan baslanirdi.
Eşyaların da duygularının olduğunu düşünmek. Mesela bir kalem artık küçülmüş, atılması gerekiyor, atmayayım ben bunu üzülür şimdi diye biriktirdiğim binlerce ıvır zıvır vardı.
Arkadaşınla kafa kafaya çarpıştıysan kel kalırsın, bunun çözümü de bir kez daha kafaları tokuşturmaktı.
Yerde otururken biri üzerinden geçerse boyun uzamazdı, bunun çözümü de geçen kişinin ters yönden tekrar geçmesi.
Ya ne saçma şeylerdi ya kim uydurur ki bunları ama inanırdık çoğumuz. *
Eğer sevdiğim bir kişi ölmüşse onun bulutlar üzerinde olduğuna inanırdım. Benim için bulutların üzeri cennetti.
Eğer sevmediğim bir kişi ölmüşse onun yerin altında olduğuna inanırdım. Benim için yerin altı cehennemdi.
yan tarafımizda zehra teyze vardı yaşlıydı. hiç kimseyle konuşmazdı. hepimiz onun ölü olduğunu ruhunun gezdiğini düşünüyorduk. çocukluk işte. nur içinde yatsın öldüğü gün anladık yaşadığını.
Karabasana inaniyordum ya yazik bana. Bir de mantarlarin altinda sirinleri ariyordum ve gordugum her kediye vurmaya calisiyodum gargamelin kedisi diye cocuk akli iste.
anne ve baba birbirini sevdiği için allah kadının karnına çocuk koyar kadın hamile olur sanırdım.
çocukların solucan gibi doğduğunu sanır ve nasıl bizi o haldeyken ezmemişler diye düşünürdüm.
baya fantastik düşüncelerim vardı o zamanlar.