gunguluz isimli bir canavarım vardı. çok korkardım kendilerinden yorganı sımsıkı kapar iğne ucu kadar açıklık bırakmazdım. açık kalan her yer tehlike altındaydı bıngıldağımca.
işte hepimizin çocukluğunun saçmalıkları;
-saçlarını tarayınca kopan telleri yere atarsan başın ağrır
-kahve içen çocuk kararır
-yalan söyleyen çocuğun burnu uzar
-yeni doğan kardeşinin sana geldiği yerden hediye getirmesi
-büyüklere el kaldırınca ellerinin taş olması
-bırakılan yemeklerin arkadan ağlamsı
-dökülen tuzların ölünce döktüğün kadarını kirpiklerle toplanacağı
-sabah yüzünü yıkamazsan şeytanlar işer baskısı
-gece tırnak kesersen şeytanlar gelir
vs. oooooo saymakla bitmez ki sabaha kadar pturup yazsan daha çoook bulursun ya da benimkiler fazla kandırmış.
yağan karın aslında bulutlar olduğuna inanırdım. Kışın hep varolan beyaz bulutlar kar şeklinde yağıyor ve yazın gökyüzü hep mavi kalıyor. Aslında mantıklıymış lan. (bkz: çocukken inanılan saçmalıklara hala inanmak)
sakızı ağzıma aldıktan beş dakika sonra yuttuğum için bana sakız vermemeyi ilke edinen aile fertlerinin ''sakız fabrikası yanmış''aldatmacasına inanmıştım.