paramparça olmuş gönül hırkalarını diker, yamarız biz.
mağduriyetimiz ve mazlumiyetimiz sınanırken, vicdanı icarlanmamış halkımızın, hakikate olan inancından güç alarak diyoruz ki: mutluluğun resmini yapamadık belki; ama -15 derecede, naylon çadırların içerisinde güneşin doğuşunu hayal etmenin ne olduğunu resmettiğimiz icin hiçbir pişmanlık duymuyoruz.
beyaz formalarımız bize kefen olsun ki kanlarımızı satmadık, tek celsede bağışladık. "helal-i hoş olsun" diyoruz.
çocuk esirgeme kurumlarında, ağlayan çocukların gözyaşlarını gördüğümüz için boğazımıza bir yumruk oturmuştu ve sıkılıydı.
yaşlılarımızı ziyarete gittiğimizde, analarımızın-babalarımızın olduğunu onlar ölmeden önce öğrendik.
tabelada yerlere çöp atmayınız yazdığı için değil, engelleri tek tek aşmaya calıştığımız için ceplerimizde mavi kapaklarla gezdik.
uluslararası astronomi birliği, pluton için o artık gezegen değil dediğinde, kandırılmışlık duygusuna kapılmanın ne olduğunu iyi bildiğimiz için bi dakkaaa! dedik hepimiz plutonuz!
hasankeyf, yunuslar, sokak hayvanları
bilemedik, bilemedik, bilemedik.
daha çok sevmemekmiş asıl suçumuz, bilemedik.
karadeniz için haykırdık; kimsenin diline, genzine o çaylar dökülmesin diye. karadenize kanser araştırma hastaneleri yapılsın diye inim inim inledik.
van'a 8 değil, 18 konteynır alamamaktır vicdani suçumuz.
17 ağustostaki acıyı biz neden daha çok hafifletemedik ki?
henüz biber gazı da icat olmadıydı üstelik.
biz buna yangınız.
içimizde yangın çıkardık, suçluyuz
kaz dağları ile akrabalığımız, ferhata olan hayranlığımızdan olmadı.
peki ya şirin bilseydi munzur çayının gizemini, ferhatın hali nice olurdu ?
biz de geç kalmışız be schindler, evet. insanlık için, halkımız için daha çok güzellikler yapabilirdik.
düğün nedir bilemedik; ama cenazelerimizi hep kendimiz kaldırdık.
evvellerimiz ve geleneğimiz olduğu için, dayatılana karşı çıkıp başka bir dünyayı mümkün görebiliyoruz. o yüzdendir ki, her şeyin, herkesin bir fiyatı vardır diyen meymenetsiz patronun suratına parayı çarpan güzel abimizi sinema salonunda alkışladığımız anın heyecanını hep içimizde yaşıyoruz.
tarih, bugüne kadar söylediğimiz her sözün ve yaptığımız her şeyin şahididir. bizim hakikatimiz, isnat edilenlerle değişmez.
ağaçları sulamanın bir adalet, dikene su vermenin ise bir zulüm olduğunu çok ama çok, çok iyi biliyoruz.
bizim aradığımız şey bambaşka...
şairin dediği gibi, ne ağaca benzer ne de buluta
hukuk ve ahlak kurallarının kesiştiği yerde vicdan arıyoruz biz, vicdan !
sergiledikleri tavırla, muhalif duruşuyla tüm türkiye'nin gönlünü feth etmiş efsane taraftardır. Türkiye tarihine adını altın harflerle yazdırmıştır. türkiye tarihindeki en büyük halk ayaklanmasında çok öneml bir rol üstlenerek benim gibi bir galatasaraylıyı bile bünyesine katmış taraftar grubudur.
kindar iktidara bulaşarak müthiş bir riske girmiş grup. Ama problem değil. bu millet sizin ne olduğunuzu biliyor. provokasyona mahal vermeden semtinizi nasıl savunduğunuzu, aşırı yaratıcı kafalarınızla taksimde neler yaptığınızı herkes gördü. çarşı'nın samimiyeti hepimizin içinde. ister örgüt deyin, ister terörist deyin, ister yağmacı. bu halk çarşının kim olduğunu çok iyi biliyor. problem yok.
Mini mini badem bıyıklı sıfatsızların iddiasının aksine para için hiç bir şey yapmayan oluşumdur. Bu oluşuma grup diyen gerizekalının iqsu tartışılmalıdır hatta. Lideri yoktur mesela, reis falan mümkün değildir zaten. Abilerimiz vardır, saygı duyulur ancak onlar yanlış yaptığında en ağır tepkiyi yine çarşı verir. O yüzden deriz; çarşı kendine de karşı diye.
Hayatları bir reisin veya başkanın altında ezilerek geçmiş mallar bunu anlayamaz tabi. Yalnız o mallara dahi bir tavsiyem var. Cem Yakışkan abimiz dünyanın en güzel insanıdır. Eğer 2 gr insanlığınız kaldıysa yüreğinizde; gidin konuşun o adamla. Asla sizi reddetmez, asla sizin o sikimin mafyası tribün liderleriniz gibi davranmaz.
insan gibi konuşmak isteyen hiç kimse çarşıda terso yememiştir. Rahat olun.
yıllardır koca beşiktaş kulübü'nün sadece sosyalistlerden oluştuğu imajını yaratmaya çalışan ve bunda da başarılı olan insanlar topluluğu.
tabi ya Beşiktaş tribünlerinde hep devrimci abiler koşturdu evet. Musa Göktürk, Bekir Dönmez, Bağlarbaşılı Uğur, Parlak Serkan, Cengiz Sarıkaya, Efsane Hürriyet, Marlo Erdal, Karagümrük Erdal, Aşkın Aydoğmuş, Asya Kartalı Serkan Uzungül hiç birşey yapmadı. Bütün icraat Devrimci abilerin. Kahraman devrimci abiler...Anarşist abiler...Evet Beşiktaş tribünleri Komünisttir, devrimcidir. che, lenin, mao, deniz gezmiş'in iz düşümüdür. dhkp-c , tkpl-m,tkp den ideolojik taban oluşturulmuştur. tabi yerseniz. valla bak.
bir galatasaraylı olarak bütün sosyal olaylara yaptıgı destek ve eylemlerini en güzel şekilde yaptıkları hareketlerle begenimi kazanan gruptur.
herkesin bu duyarlılıga sahip olup , eylem yapmak icin eylem yapmak yerine yaptıgı eylemin hakkını veren eylemler yapmasına yönelten adam gibi adamlar toplulugudur.
Her türlü haksızlığa tepkilerini gösterdiler eyvallah benim de takdirimi kazandılar son olaylarda.
Ancak Şike yapan, hak yiyen yöneticilerine yıllardır tek bir tepki göstermeyip 2003 yılından beri onlara sahip çıkmalarının sebebi nedir anlamıyorum.
Çarşı, Beşiktaş Jimnastik Kulübünün
taraftarlarından oluşan belli bir grubun
ismidir. 1982 yılında kurulan Çarşı grubu,
futbol maçlarını ağırlıklı olarak Kapalı
Tribünde izler. En bilinen sloganları "Çarşı
her şeye karşı!" ve "Evdeki hesap Çarşıya
uymaz"dır. En tanınan amigosu Alen
Markaryan'dır.
27 Mayıs 2008 günü varlığını sona erdirme
kararı aldı. Ama 21 Ağustos 2008 tarihinde,
yaklaşık 200 kişilik bir taraftar grubu alem
biter, ortam biter, Çarşı bitmez diyerek Çarşı
ve tezahüratlarının devam edeceğini maçka
parkında duyurdu.