Sistemini ve amacını bir türlü anlayamadığım gazete. Hiç ilgi çekici haberleri olmamasına rağmen Türkiye'nin en çok satan gazetesi ve bunuda abonelik sistemiyle yapıyor sanırım.
denemelerinden faydalanabilmek uğruna abone olunan gazete. abonelik şeysini fırsata dönüştürme gibi bir hinlik yapmamış olsalardı bayiye gidip de bana bi zaman versene abi diyecek adam çıkmazdı net.
Cemaatin yani F.gülen'nin gazetesi olarak bilinir, dini şeyleri de haber konusu yapar, müstehcenlikten uzak sağ bir gazete. genellikle öğrenci evlerinde, fem dersanelerinde ve yurtlarda abonelik sistemiyle satar bundan dolayı Türkiyenin en çok satan gazetesidir. tek sevdiğim yanı sporda taraf tutmaz.
O zamanlar ortaokulun sonunda fen lisesi sınavı yapılırdı, babamı da motivasyon amacıyla fen lisesini kazanırsam bana bilgisayar almaya söz vermişti. Benim bilgisayara hasta olduğumu biliyordu tabi bunun benim hayallerimi süsleyen, rüyalarıma giren bir takıntı olduğunu da çok iyi biliyordu. Hep bilgisayar hayaliyle ders çalıştım, hep 'Allah'ım fen lisesini kazanayım da babam bana bilgisayar alsın'diye dua ederdim. Çocuktum ve salaktım işte ama öyle böyle değil fena halde takmıştım kafayı.
Sonra sınava girdim, 85 netle Erzurum fen lisesini kazandım.
Babam da mütedeyyin insan olduğu için bu Müslüman kardeşlerimizin gazetesi olan bu ucubenin bilgisayar kampanyasına katılmıştı. O gazetedeki boy boy resimleri, altında yazanları hala hatırlıyorum. 18 yıl falan oldu galiba ama aklımda. Hatta bilgisayarın özellikleri:
Intel Celeron 400mhz işlemci
32mb ram
S3 savage 3d ekran kartı
14'' monitör
Klavye
Mause
Mause pad (en önemli parça olduğu için mutlaka yazılır bu).
'Bilgisayar konfigürasyonu değişebilir. ' yazıyordu. Konfigürasyon kelimesinin anlamını da o zaman öğrenmiştim zaten. Konfigürasyonları batsın.
Bilgisayar geldi, heyecandan sevinemiyorum bile. Neyse hemen kurdum, açtım ve red line diye bir oyun yükledim, oyunu açtım, üç boyutlu grafiklere hastayım ya görünce çok tuhaf bir his kaplıyor içimi çok değişik bir keyif alıyordum bundan, işte o hissi kemik iliklerimde bile hissedip klavye mause'a sarılmış demo videosunun geçmesini beklerken...
O an hayatımın özeti gibi
Her şey çok güzelken, güzel olmalıyken, beklediğim an gelmiş ve emeklerimin karşılığını alma zamanında hayal kırıklığı yaşamak.
Bu işte.
Oyun dondu kaldı. Hiçbir tuş işlemiyor, ekranda donduğu anın görüntüsü öylece duruyor. Yok ya bir kere oldu bir daha açarsam olmaz deyip reset atıyorum yine aynı... elli kere reset atıyorum... cık, donup kalıyor itoğlu it. Sürücü güncelliyorum her haltı deniyorum yine aynı. Başka oyun yüklüyorum aynı. Hani oyun hiç açılmasa yine iyi, bu açılıyor, 10 saniye kadar mükemmel grafikler, akıcı bir performans ve sonra tık diye kitlenip kalıyor. gösterip vermemek derler ya onu yapıyor o.c.
Bre Müslüman kardeşim, bir kere olsun şu size inanmış insanları sağılacak inek olarak görmeseniz ne olur? Yahu bu adamlara vuran vurmuş, bari biz iyi bir şey verelim sevinsinler demiyorsunuz hiç. Ulan s3 savage 3d nedir? Şuna riva tnt koysan şu dindar kardeşlerinizin vecize ezberleyen, ilahi okuyan, kuran kursuna giden veletleri bayram etse ölür müydün? Bir bilgisayarcı abimiz yıllar sonra 'zaman gazetesinden Allah razı olsun, o bilgisayarlar olmasaydı biz ekmeksiz kalırdık' demiş ve pis pis gülmüştü. O kadar sorunlu makinelerdi.
Yıllarca color linez falanla vakit geçti.
Ve belki gülersiniz, saçma bulursunuz ama ben psikoloji dersi almış bir insan olarak ders konusunda çaba göstermekten nefret etmemin sebebi olarak bu gibi çabaların ve özverinin sonunda arzu ettiğim şeylere kavuşamayacağım fikrini benliğime yerleştiren olayları görüyorum. Ailemin hep bir şeylere söz verip ya yapmaması yada kıytırıktan yapması da elbette.
işte Buda zaman'dan yediğimiz bir kazıktır. Haram zıkkım olsun.
Ayrıca şu yenibahar ekindeki 20 yaş dişleriyle ilgili yazıda insanlar yumuşak gıdalarla beslenmeye başladığı için çeneleri küçüldü diye yazarak ne angut herifler olduklarının altına imzayı da çakmışlar. Ne o evrimci mi oldunuz? Hazır evrime inanmışken insana dönüşseniz ne güzel olurdu demek istiyorum.
hergün hiç aksatmadan yığınla apartmana gelen gazete. kimsenin aldığı da yok aboneliği olanda yok ona rağmen geliyor durduramıyoruz efendim. adamlar artık parayı falan da gözden çıkarmışlar bedava dağıtıyorlar gazetelerini.
--spoiler--
Bir gökdelenin tepesinde yüz yıl durursan, saatin gökdelenin en alt katındaki birinin saatine oranla saniyenin elli milyonda biri kadar ileride oluyormuş. Yerçekimi azaldığı için yüksekte zaman daha hızlı geçiyor çünkü. Bu teknikten yaralanıp zaman makinesi yapmaya çalışanlar var.
--spoiler--
zaman... sizce de çok ilginç bir kavram değil mi? kimsenin varlığından emin olmadığı fakat herkesin kabul ettiği, varlıkla yokluk arasında, ince bir çizgi...
bir bilim adamı çıksa dese ki, zaman diye bir şey yoktur, teorisini destekleyen müthiş kanıtlar sunsa, tüm bilim çevrelerince kabul edilse, ne olurdu?
gelelim benim teorime...
zaman denen şey sürekli bir hareket halidir, insanoğlu geçirdiği zamana bir daha asla geri dönemeyecek olduğu gibi, evren üzerinde şu anda bulunduğu konuma da asla geri dönemeyecek olması gibi... teoride mümkün olsa da pratikte insanoğlu bulunduğu konuma asla tekrar geri dönemez...
şimdi bir düşünün, dünyanın, bugün evren olarak kabul edilen, tek boyutlu düzlemde, :tek boyutlu olması teorim solucan deliklerinden gelmektedir konumu hiç bir zaman eski haline geri dönebilir mi?
dünya güneşin etrafında dönüyor... ayrıca kendi ekseni etrafında da dönüyor , peki güneş sabit mi? geçen sene şu saatte şu dakikadaki güneşin konumu ile şimdiki konumu aynı mı?
evrenin sürekli bir büyüme hali olduğunu var sayarsak, güneşinde hiç bir mikro saniye, aynı konumda kalamayacağını da kabul etmiş oluruz...
şimdi insanoğlu her bir zaman zerresinde evrenin farklı konumlarında ise, zaman denen kavramda aslında bu sürekli hareketlilik hali ise...
şimdi, sizi tekrar düşünmeye davet ediyorum...
yeni bir evren tasarlayalım zihnimizde, dünya dönmüyor, güneş öylece duruyor, evren büyümüyor... peki bu hayal dünyamızdaki evrende zaman denen bir kavram olur muydu?
evet... unuttuğumuz bir nokta daha var, maalesef insanoğlunun konumu evren üzerinde değişmese de sürekli hareketlilik hali devam ediyor olduğundan zaman denen kavram oluşurdu...
hücrelerimiz...
evet... onlarda evrenin sürekli hareketlilik halinin kanıtlanabilir delilleri gibiler, evrenin sürekli hareket hali bizim hücrelerimize de etki etmiştir, onlarda sürekli hareket durumundadır, biz hücrenin sürekli konum değiştirdiği, öldüğü veya çoğaldığı bir durumda... doğal olarak zaman denen kavram oluşur...
şimdi hayalimizdeki evrende, hücrelerimizdeki ölme, çoğalma, yer değiştirme... durumlarını da durduralım, kalbimiz atmıyor... damarlarımızda kan dolaşmıyor... saçlarımız uzamıyor... ve tırnaklarımızı kesmek zorunda değiliz... hatta yemek yemek, tuvalete gitmek gibi zorunluluklarımız da bir anda ortadan kalkıvermiş, bunların yanına az önce anlattığım evrenin durmasını da ekleyelim...
işte zamanı şimdi durdurduk, zaman denen kavram yok oldu... ama biz yaşıyoruz, kalbimiz atmasa da, yemek yemesek de yaşıyoruz, işte bunun ismi sürekli durağan hali... ne kadar sıkıcı değil mi?
zaman yok... sürekli aynı andayız... ama yaşıyoruz(!)
evet yaşıyoruz, yine koşabiliyoruz, evrende yer değiştirebiliyoruz, ama her gece yatağımıza döndüğümüzde evrenin tekrar aynı konumuna geliyoruz, hüclerimizdeki hareketlilik hali sona erdiğinden yaşlanmıyoruz...
peki...
bu teorem, kutsal kitaplardaki kıyamet ve sonrasında gelen sonsuz hayat ile paralel gelmedi mi size de ? belkide kıyamet sürekli hareket halinin yok olması...