kendi kendime işsizliğin olmadığı, insanların gece yataklarına aç ve umutsuz girmediği, müreffeh, batı hayranlığını bırakıp kendi özüne dönmüş bir ülkedemi yaşıyorum yoksa bunlar orta dünyadan mı yayın yapıyorlar galiba hobbit bunlar diye düşündüğüm, yarışmacı diye çıkardıkları şarlatanların suratlarını dağıtmak istediğim toplumla dalga geçen, kapitalist burjuva cücesi bile olmayan insan kılığına girmiş androitlerin para için birbirlerini yedikleri ucube saçma sapan yarışmamsı...
yarışmacılardan birisinin, bugün marketten "doğranmış soğan" aldığı program.
vay anasını! doğrunmış soğan diye bir ürün mü varmış. vallahi çok oldum televizyonun karşısında. kırk yıl düşünsem soğanı doğrayıp satmak aklıma gelmez benim. zaten bu yüzden zengin olamıyorum bende. böyle orijinal fikirler gelmiyor benim aklıma. bana bıraksan, mal gibi satarım soğanı; öyle kabuğu ile falan satarım yani. ama adam düşünmüş işte, soymuş, doğramış öyle satıyor soğanı. millette gidip bunu alıyor; o "mallık" boyutu farklı bir konu tabi. adam parayı kazanıyor mu? kazanıyor. olay budur.
böyle başarılı, şöyle bilgilendirici, fikir dünyamızı geliştiren bir program işte.
bir kaç hafta önceki yarışmada, daha ilk gün bismillah, pazartesi günü ilk yarışmacının evine gidildiğinde, bi adamın daha masaya oturur oturmaz; şunun şöyle olması gerekiyordu diye hemen eleştiriye basladigi yarışmadır. hadi bi kaç gün sonra olur da herkesi az çok tanırsın, hatta senin evinde seni eleştirirler de sen de onlara aynısını yaparsın anlarız.. ama masaya oturur oturmaz.. sanki kraliyet soyundansın da her gün mükellef sofralarda yemek yiyosun..
puanlama sisteminin yanlış oldugunu, adil olmadıgını bastan beri çığırdığım yarışma.
halbuki her haftanın sonunda bir sıralama yapsaydı yarışmacılar puan vermek yerine, çok daha isabetli adil olacaktı, dedim, diyorum, ama yok, anlatamaıyorum.. buradan sesleniyorum sayın yetkililere.. değiştirin efendim bu puan sistemini.. her bölüm sonunda noway'e özel teşekkürler fln deyin başka bi isteğim de yok hani.. lütfen ama..
dün gece egenin evinde geçen bölümünü izlediğim program. ege tam bir ukala, tam bir yeni ergendi. sivilceleri yeni çıkmış, komplekslerinin doruğunda olduğu bu dönemde neden programa alırlar böyle bir kızcığı anlamış değilim. herneyse, kız hiçbişe yapmadan gıcık gıcık vişnesini yerken masada, orhan bey kalkıp kıza girişmemek için kendini zor tutuyordu haklı olarak. bu bölüm boyunca iki anektod ilgimi çekmiştir:
1-ege kızcağızın paraya ihtiyacım yokki benim deyip, rezil bir mutfağa ve eve sahip olması ve ablasıyla yaşaması bir çelişki değil midir?
2-ruh hastası sarışın yaşlı kadın önce ege kızcağızı koruyup koruyup, bölümün sonlarına doğru 'bu bi hakareeeet' diye çıkış yapması beni çok endişelendirdi... kadın için endişelendim yani, kesin bir problemi vardır.
başlarda ilgimi çeken ama artık insanların show yapma programına dönüştürmesi nedeniyle ilgimi çekmeyen bir yarışmadır. ben show tv yerinde olsam o programın bir an önce finalini yapardım.
izlediğim en güzel bölümü:
(bkz: yemekteyiz deki izmirli kız)
kız yemek yapmadı kazanmayacağım diye. zaten daha yeni reşit olmuş. varın gerisini siz düşünün.
tarkan bey: alışverişe neyle başlicaksınız ege hanım? ege akdeniz: (listeyi açıp bakar) ilk olaraaaak... et alıcam. et yazmışlar.
tarkan bey: yazmışlar mı?
ege akdeniz: eee, listeyi annem yaptı da...
...
..
.
ege akdeniz durumu kurtarmak için sırıtarak et reyonuna yaklaşır: kalaay gelsin...*
dışarıda her yere elimi sürdüğüm için eldivensiz asla yemek yapmam diyen yumuşak tiplerin ellerindeki eldiven ile her yerlere sürülen hatta tuvalette dahi kullanılan cep telefonları ile konuştuktan sonra köfte yoğurmaya devam ettikleri program.
yarışmadan öğrendiğim şey: yumuşak abiler çirkeftir. yumuşaklıklarıyla doğru orantıda artan çirkefliklerinin, cinsel yaşantılarındaki başarısızlıklarından kaynaklandığını iyiden iyiye öğrendim bu program sayesinde... böyle de öğretici bi program teşekkürler sana Yemekteyiz...