Şarkılarına acayip derecede sardığım müzisyen şahıs öyle ki üniversiteme mezun olmadan getirticem o derece ama bu adamın şarkılarını dinleyince unutamıyorsun unutacağın varsada unutamıyorsun youtube da sarıp sarıp dinliyorum ardından elbette sigara gırla ne yaptın be yaşar.
Divane, esirinim, masal gibi efsanevi albümleri yapmış, mükemmel lirikleriinza atmış, son yirmi sene içerisinde türk pop'unun yetiştirdiği en büyük şarkıcılardan birisidir nazarımda. Canını acıtan, içini yok eyleyen onlarca parçası vardır.
muhteşem sanatçı,harikulade insan. türk müzik tarihinin gelmiş geçmiş en büyük isimleri listesinin içerisinde koşulsuz yer alması gereken fakat ne yazık ki müzik kültürü ve kulağı ortalamaya vurulunca sıfırın altında olan ülkemizde kıymeti bilinmeyenlerden. ah be abicim ah. her bir parçası her bir albümü efsanedir yaşar'ın. dinletmiş olduğum ispanyol arkadaşlarım dahi flamenko tınılarına hayran kalmıştır.
divane albümü yeni çıkmıştı ki bu benim ortaokul yıllarıma denk gelir. duyar duymaz büyülenmiştim o çatallı ses, akdeniz melodileri... hemen harçlıkları biriktirip aynı albümden iki tane aldım biri dinlemelik diğeri saklamalık kötü günler için.diğerinde herhangi bir zaiyat olursa korkusuyla.
anladım ki ben içten içe romantiğin tekiyim. bir sabah okula gitmek için evden çıktım ve bisikletiyle kapıda bekleyen arkadaşıma ben gelmiyorum dedim. neye dayanarak ne cesaretle onu hiç bilmiyorum. genelde öyle olur lojman bebelerinde biri gelir diğerini alır ya terkide ya didonda okula gidilir. işe giden babalar anneler öğretmenler keza.
yaklaşık 150 metre ötedeki parka gittim. elimde matematik defteri arasında bir dergi röportajından bulup not aldığım yaşar günaçgün açık adresi. mektuplar yazılırdı o zamanlar. halaskar gazi caddesinde oturuyordu adrese dair hatırladığım tek şey bu. oturdum çardak altındaki masaya. başladım kareli deftere mektup yazmaya. kaptırmışım, şöyle gözlerimi defterden ayırdığımda çardağın bir bacağındaki boş efes şişesi dikkatimi çekti. kalktım usul usul çöpe atmak için elimi boş şişeye göre güdülemiştim ki o an o kutu külçe gibi geldi bana. dolu hiç açılmamış. küçüğüm bir an telaşlandım o şişeyle aynı karede bulunma korkusuyla hemen güllerin dibine dökmeye başladım. dökmeden de atmıyorum zararlı ya hani başka bebecikler denk gelmesin diye. hala insan olduğumuz yıllarda böyleymişiz demek ki. köpük köpük sardı gülün dibini. ardından çöpe atıp ortalığı kolaçan ettikten sonra yazmaya devam ettim. mektubum bitti, babaların mesaisinin ve derslerin başlama vaktini bekledikten sona postaneye gidip zarfımı aldım mektubumu postaladım. ne heyecanlı bir gündü benim için okuldan kaçmıştım ilk kez evim 100 metre okulum 250. bir tel örgünün içindeyim nereye kadar uzaklaşabilirdim üstelik. doğruca spor salonuna gittim ve koca gün orda geçti.
yaklaşık 3 hafta sonra taaa diyarbakıra evimize bir mektup geldi. babam getirmişti. evvveeet yaşardan=) kısa değil üstelik kocaman bir sayfa yanında imzalı bir resim üstelik istememiştim bile ne cömertçe bir davranış değil mi=) gözüm gibi baktığım, zarfının yıttığım parçasını bile sakladığım o mektup yinelenen bir başka taşınma merasimi sırasında hiç oldu. yok oldu. belki de çöp oldu. ne kadar üzüldüğümü anlatabileceğimi sanmıyorum. ya o yalnız kaldım hissi....tarifsizdi.