camin onundeki saksiya kisin gelmesine aldirmadan yumurtlayip beni dert sahibi yapan sorumsuz anne kumrununda kafasina tüküreyim ben. aldim saksiyla içeri yavrulari, biseyde yedirip iciremiyorum, 12 saattir aclar, zaten ben alana kadar siçana dönmüşlerdi. dert sahibi oldum resmen, zaten bu analarida bi sorumsuz, bi gidiyor 6-7 saat gelmiyor falan. tam kuslari yerine koyucam yine insanin gözünü çıkaracak gibi başliyor yağmur.
Yağmur huzurun mevsimi ben de. Hani insanın da mevsimleri oluyor ya. Bana nadir uğrayan bir mevsimim var. Huzur mevsimim. Her yağmur yağdığında içime dolan o toprak kokusuyla yeniden hayat buluyorum sanki. Yeni doğmuş bir bebek tazeliğinde açıyorum gözlerimi. Gülümsüyorum etrafa.
Damlalar kayarken dudaklarımdan,
Hep seni düşünürdüm yağmur altında. sesin gitmezdi hiç kulaklarımdan,
hep seni dinlerdim yağmur altında.
damlalar karışırdı göz yaşlarıma,
hayran olurdum bakışlarına, o dayanılmaz iç yakışlarını, unutmadım unutamam
yağmur altında.
Su an Ankara'da yagmur yagiyor. Kasvetli bir gokyuzunden bardaktan bosalircasina sonbahar yagmuru yagiyor. Bir kez daha anladim ki sonrasinda yerini masmavi bir gokyuzu, gunes ve hatta gokkusagina birakan ilkbahar ya da yaz yagmurunu seviyorum ben...
dünyanın gözyaşlarıdır. cama çarpan damlalar, gri gökyüzü ve burnunuza gelen yağmur sonrası toprak kokusu. yar yüzüne kavuşamayan herkes sever yağmuru...
şımarık olmayan bir tane yağmur a rastlamadım daha. ki buna "su" ve "damla" isimleri de dahildir. likitlik, karakterin de vıcık vıcık olmasına mı sebebiyet veriyor acaba? benim için değişik bir istatistik.
Hakkında çok edebiyat yapılır fakat ne zaman yağmur yağmaya başlasa gördüğüm herkes kaçacak delik arıyor. Ya bizim buralarda sanatçı ruhlu ince kişilikli insanlar yok ya da insanların hepsi goygoycu. Bilemedim.