yazmak

entry253 galeri2
    28.
  1. kimse olmadığında yanında birşeyler anlatabileceğin ya da kimseye bir şey anlatmak istemediğinde canın, yorulduğunda, sıkıldığında, bunaldığında,anlatacak bir şeylerin olduğunu duyumsadığında sığınılabilecek dünyanın en değerli ve güzel limanıdır yazmak.
    yazmak yaşamaktır aslında. yaşamayı gerektirir. yaşamadan yazılmaz,yazmasan yaşanmaz.
    hep bu işi hakkıyla yapanlar değiştirmiştir dünyanın akışını,insanların birbirlerine bakışını.örneğin dostoyevski okuyan ve onu gerçekten hazmeden bir insan bir daha asla o önceki insan olamaz.çünkü o inanılmaz şeyler yaratır,yazar.tanrı yazarları,yazarlar ise kimi unutulmaz karakterleri yaratırlar. insanlık tarihi yazı için ölenlerle,öldürenlerle,yazmadan yaşamayacaklarla,yazmasa çıldıracaklarla,yazmak için karısını satanlarla doludur.
    vakit varken yazmalı,yeni ufuklar açmalı,kabuğumuzdan çıkmalıyız.çünkü her yazı,yaratılan her şey yeni şeyler katar bizi biz yapan bize, özümüze.
    1 ...
  2. 27.
  3. yazmak insanın kendi kendisini karşısına almasıdır.

    yazanlar, yazmaya çalışanlar hayatta soluk almakta zorlananlardır. yazarak nefes alır, yazarak yol alırlar.
    yazamadıklarında hapistirler kendilerine. volta atar dururlar habire, habire...
    1 ...
  4. 26.
  5. beni anlayasın diye yazıyorum, anlatayım diye kendimi. belki bir çıkış yolu bulurum diyorum satırların arasından. belki kaybettiğim bir şeyleri yakalarım diye...
    0 ...
  6. 25.
  7. 24.
  8. çaresizliktendir, çaresizliktir.
    1 ...
  9. 23.
  10. köpekler gibi taptığım eylem. günden güne deli gibi sosyalleşiyorken ve eskisi kadar çok kitap okuyamazken bu yüzeyselliğin yazılarıma da yansıdığını gördükçe ve ağlamaya çalıştıkça, soğumuş bir kalple, eskisi gibi içlenişler geçire geçire, derin dünyaya, o katranımsı geceye sayfaların arasında eskisi gibi yeniden dokunabilmek için şimdilerde gözümü kırpmadan canımı verebileceğim eylem. içerisinde yolumu yitirdiğim araç. bütün büyülerini ben büyüdükçe üzerimden çekmiş olan. sonbaharı ve masal/kaldırım/soytarı/güz/tuz/kapı/koridor gibi eski kadim dost kelimelerimi hatırlayıp da yazamadıkça boğazımda yumru büyüklüğünde bir düğüm bırakan durum. beni gittikçe terk etmekte olan. artık anlatacak hiçbir şey bırakmayan / bana.

    sonbahar her yıl şu lanet sıcaklar tarafından biraz daha öldürüldükçe tılsımını yitirdiğim şey.

    ırmakların
    büyülerin hiç yok artık hiç
    tan kızıllığı diyorlar sana biliyorum
    çekip gittiğinde sayfalarımda
    masalları başıma bırakıp gittiğinde
    oturup sokak lambaları altında ağladıydım

    çoğu insan doğruluğunu kabul etmese de, yine en sevdiğim sözlerden birisini söyleyerek bitireceğim yazımı;

    (bkz: güneşin altında söylenmedik söz yoktur)
    3 ...
  11. 22.
  12. hayatın anlamıdır. yaşama dair geride bırakılabilecek tek miras ve dününüzü yaşanmamışçasına tekrar yaşatacak, bugününüzü farkına vardıracak değişilmez eylemdir.
    1 ...
  13. 21.
  14. delirmemek için kullanilan anti depresan.
    2 ...
  15. 20.
  16. bazen içindeki bütün pislikleri kusup, rahatlamaktır.
    0 ...
  17. 19.
  18. düşüncelerin kalemle aşkı. edebiyatın temel taşı. güzel bir ruhun ve geniş hayalgücünün zirveye taşıyacağı eylem.
    1 ...
  19. 18.
  20. içindeki sesle yüzleşmek.
    1 ...
  21. 17.
  22. 16.
  23. 15.
  24. ölümü yenmektir, ilelebet yaşamaktır, ölümsüzlüktür.
    4 ...
  25. 14.
  26. dilin kendisinin, insanlik disi yansimasi yazmak.. evcil bir sey olan dilin donustugu vah$i tur! dilin yakalandigi, insanlik di$i bir islevi olan hastalik! aslinda en guzelini, "yazamayanlar"in yaptigi.. gercek ruh hastalarinin..
    2 ...
  27. 13.
  28. Her canı sıkıldığında kaleme kâğıda sarılmaktır yazmak. Kendini her yalnız hissettiğinde, canı her yandığında, içinde birikenleri paylaşmaktır hiç tanımadığı insanlarla.
    1 ...
  29. 12.
  30. yazamayanlar'ın en iyi bildiği şey dir aslında.
    1 ...
  31. 11.
  32. 10.
  33. "Yazmak özgürlüğü seçmektir. Soru sormayı öğrenip de cevap bulamayınca yazının askeri oluyorsun. insanlığımın diyetini ödüyorum yazarak. Bir hıyar daha doğup öldü demesinler diye kendimden ve insanlardan intikam alırcasına sarılıyorum kaleme. Yazmak bir meslek, iş değildir. Yazmak Robenson'un adası, karaya ulaşma çabası, kaderidir. Yazmak kan kaybıdır, mürekkebin aktıkça kanın tükenir. Yazmak sorumluluk almaktır. Bu sebeple insanlar yazmak için saçlarının ağarmasını bekler, ben kaybedecek hiçbir şeyim kalmayıncaya kadar bekleyip aldım bu sorumluluğu ama dünyaya milyon kez gelsem gene taşırım, gene bu kutsal yükün hamalı olurum. Çirkindim, kirliydim, çelişkilerim vardı, sevmeyi beceremiyordum, küfürbazdım, asiydim. Bütün bu şıklar yazmamı sağladı."

    ...bülent akyürek...

    http://www.bulentakyurek.com/basin/1.html
    1 ...
  34. 9.
  35. "hatuna karsı yapıldıgında her türlü edebi akımın emrinize amade oldugu eylem."

    montajelemani

    *
    0 ...
  36. 8.
  37. aniden olur. bir iç titremesiyle, bir anlık hevesle, yoğun bir duygu akışıyla "yazmalıyım" dersiniz ve yazarsınız. ondan sonra koyulaşır bu heves, kendi yolunu, yatağını bulur.
    2 ...
  38. 7.
  39. bazan kendimize bile anlatamadığımız, başkalarının anlatsak da çoğu zaman anlayamayacağı,bazan da içimizi dolduran haykırmak ve paylaşmak istediğimiz düşüncelerimizin kaleme sarılıp kağıda giyinerek vücut bulması eylemi.
    1 ...
  40. 6.
  41. bir kere zehrini parmaklar tattı mı vazgeçilemeyen; insana alternatif bir varoluş şeklinin kapılarını açan bir dışavurum şekli. zordur yazmak; bilgi ister, birikim ister, yürek ve hayal ister. üstelik sürekli olarak da, yazan kişiyi tüketen bir eylemdir; çünkü sizden beslenir, sizin kelimeleriniz, sizin hayallerinizden. yazdığınız oranda yabancılaşırsınız insanlara, çevrenize ve kendinize. bir süre sonra yerini şizofreniye bırakır; hep ben ben ben deyip durduğunuz ben bir gün bir anda biz oluverir, farketmessiniz. üstelik hiçbir garantisi de yoktur; size, kendinizi ya da etrafınızdakileri değiştirmek için söz vermemiştir asla. eninde sonunda ya tüketirsiniz ya da tükenirsiniz.
    3 ...
  42. 5.
  43. argoda karşı cinse kur yapmaya verilen ad.
    5 ...
  44. 4.
  45. yılmaz erdoğan'dan... tercüman olmuştur yazamadıklarıma...

    * * *

    Çoktandır tanıyorum bu duyguyu. Bazen bir acı bazen sadece kimliksiz bir bulut sayesinde yirmidokuz harfle burun buruna gelmek... Hadi yanındayız demeleri bana... Biz hala yola sok, şekillendir, içindekilerden bir fihrist yap, sırala, yarala... Aslında komikler. Her şeye çare olabileceklerini sanıyorlar. Oysa beyaz kağıt üstünde bazen çaresiz lekelerden başka bir şey değiller. Mesela şu 'a' harfini ele alalım. Üçünü bir araya getiriyorsun şaşkınlık oluyor. On tanesini biraraya getiriyorsun çığlık kıvamına geliyor.

    Harfler kendilerini birşey zannediyorlar.

    Yazmakla ilgili ne söyleyebilirim ki, zamana karşı harf zaiyatı. iç yerlerinde beliren gri bir bulutu başkalarınında anlayabileceği hale getirme uğraşı. Oysa ne gerek var bilmiyorum. Kime anlatıyorum? Niçin? Hüzüne fiyakalı bir edebiyat giydirmekten başka nedir ki yazmak. Ya da okuyanı gıdık yerinden dürtmek. Gülsünler diye. Üzülsünler diye... Anlasınlar diye, anlaşsınlar diye. Ve en kimseyle anlaşamayanların işiyken yazmak.

    Anlatabilseydim yazmazdım.

    Yazınca çekilir biri oluyorum, tek bildiğim bu. Hep başkaları için kağıda döküyorum içimin kirlenen seslerini. Evet seslerde kirlenir. Kokular bile hatta. Eski tadı kalmayabilir buğunun.

    Harflerin sözcük oluşturmak için biraraya gelmesi imece usulü bir hüzün inşaatıdır çoğu zaman.

    Bu kadar üzgün olmasam yazmazdım.

    Yer yüzünün bu yarım adasında (belki tam ada olsaydı herşey daha kolay olurdu), yani bu coğrafyası bile yarım ülkede topu topu yirmi dokuz arkadaşım var. Bazılarıyla çok az görüşsem de, mesela "j" ile pek samimi olduğumuz söylenemez, hep yanımdadır. Bütün sırlarımı biliyor ve benden izin alma nezaketini bile göstermeden açık ediyorlar herşeyi. Kimseyi ağız tadıyla aldatamıyorum bu yüzden. Çizgisiz bir beyaz kağıtla karşılaşmayı görsünler, her şeyi anlatıyorlar. Hemde en burkucu tarafından. Şiir diye bir şey tutturmuşlar, kimseye acımıyorlar.

    Bir tek senden korkuyorlar şu sıralar.

    Bak şimdide lafı sana getirdiler gördün mü?

    Ne zaman seni görsem etrafta kimsecikler olmuyor. Harflerim zavallı seslerin gölgelerine saklanıyor. Oysa herkese seslerini gere gere bağırıyorlardı. Kendilerini arayıpta bulamadıkları bir cakayla bir araya getiren bir dimağ bulmuşlardı ve havalarından geçilmiyordu. Biz istersek bir araya gelir gülmekten öldürürüz sizi ya da göz pınarlarınızı kanatırız istersek, diyorlardı. Onlar benim dilimin kayganlığını aşıp meşhur olmuşlardı. Herkesi etkiliyebileceklerini düşünüyorlardı. Harflerim beni herşeye alet ediyordu.

    Ama senden korkuyorlar işte. En çokta suskunluğundan. Zaman durdu sanıyorlar sen susunca. Aptallaşıyorlar. Şimdi ne yapacağız diyorlar. Eyvah oluyor aniden ve panik halinde sesler çıkarmaya başlıyorlar. Onları unuttun, onları istemiyorsun sanıyorlar harflerim. Güleceksin belki ama kaşlarından bile ürküyorlar.

    Kaşlarının yayına takılı ok oluyor çünkü gözlerin. Baktığı yerden ses getiren gözlerin... Gözlerinin önünde küçülüyor harflerim. Üzücü bir suskunluğun içinde durup 'hepinizi tanıyorum, şaşırtıcı değilsiniz, bizde bu harflerden çok var' der gibi bakıyor gözlerin.

    Gözlerin olmasa yazmazdım ve gözlerin yokken ben iyi bir yazardım.

    Bozdun harflerimin fiyakasını.

    Ve seninle karşılaştığım, yani annenin seni doğurduğu, bizim birbirimizi doğurduğumuz o günden sonra ilk kez bir araya geliyorlar. Tembelleşmişler. Birbirlerini ilk kez görüyor, ilk defa yanyana geliyor gibiler. Ama şimdi tuhaf ve ilginç bir hevesle ve korkuya direnerek toplanıp bağırmaya başlamalarının bir anlamı olmalı. Sanırım sana alışıyorlar. Kıvırcık saçlı küçük bir kız çocuğunun adının ilk harfinden aldılar işareti belki... şaka yaptığını biliyorlar artık. Seni seviyorlar.

    işte bu yüzden sürekli bana 'Seni seviyorum' dedirtiyorlar. Tekrara düşmeyi, sıkıcı olma ya da anlamı aşındırma kaygısını bir yana bıraktılar. Çünkü onlar çok iyi biliyorlar ki iyi filmlerde çok zor söyletilir 'Seni seviyorum' cümlesi. Esas adam yani sapına kadar insan, yürekli, karizmasında fırtınalar barındıran ama işte allah kahretsin ki sevgisini gösteremeyen adam filmin sonunda, ölürken söyler bazen. Hatta cümle 'Seni hep sevdim'e dönüşür. Hep sevmiştir. gizli gizli ağlamıştır, ama o cümleyi söyleyememiştir işte...

    Ama ben esas adamları sevmem.

    Esas adamlar sıradan insanlar içindir

    Sırayı bozmasaydım yazamazdım.

    Şimdi harflerim sana, bütün cesaretlerini toplayıp kendilerine çeki düzen vererek 'beğenmesse bozulmayalım arkadaşlar' cümlesinin ardına saklanıp sahip olduğu sesleri titrete titrete bir cümle hediye etmek istiyorlar.

    Merhaba, Seni seviyorum, seni sevmeseydim yazamazdım...
    3 ...
© 2026 uludağ sözlük