sıkıntılı bir dönem geçiren beat in iki basamaklı sayılarda kilo vermesi. haftasonu annesini ziyarete gitmesi, annenin kendisini görünce şok olması ama çaktırmamaya çalışması. haftasonu olduğu için beat in ayılar gibi uyuması. bir ara "hüüğğ... hüüüğğ" şeklinde sesler duyması. gözlerini açtığında annesiyle teyzesinin çok zayıfladığı için çıkmış kemiklerine dokunarak ağladıklarını, kendisine adeta ölü muamelesi yaptıklarını yarılarak farketmesi.
şu an iyiyim ama sözlük. bilek güreşinde yenerim yani.
damat olan akrabamın gerdeğe girmeden önce keyifli düğün ahalisi tarafından dövülmesi. ama damat olan akrabamın kaçarken bana çarpması ve asıl dayağı benim yemiş olmam.
metroda ayakta giden iki teyze dedikodu yapmaktadırlar. komşulardan, tanıdıklardan, ordan burdan konuşurlarken tam yanlarında oturan genç de çaktırmadan muhabbetlerini dinlemektedir. teyzelerden biri de bu durumu farketmiştir zaten. inecekleri durak geldiğinde gence yaklaşır, kısık sesle 'aramızda kalsın' der. tüm metro belli etmeden kopar tabii.
minibüse çok yaşlı bir kadın biner ve elleri titreyen yaşlı kadın, şoföre parayı uzatır. şoförün tepkisi trajikomiktir:
- teyzee, napıyosuun, sen hala geziyo musun?
türkçe meali: "teyze bu yaşta neden hala geziyorsun, otur evinde ölümü bekle."
zavallı teyzemin de "napim oğlum işim var" diyen sesi yürek parçalayıcıydı.
an itibariyle başıma gelmiş olaydır.
otelde resepsiyona bir kitap getirildi. muşterinin birisi unutmuş. burası cok doğal. ama ironik olan kitabın adının karikatürlerle hafıza geliştirme olması.
geneli ev arkadaşiyla yaşanan olaylar kümesidir.
arkadaş uyumaktadir.
+*mahmut kalk 1!!!
-* ne oldu lan
+günaydin
-sanada günaydin
+ne diyon ?
-bişey demiyorum sadece günaydin demek için uyandirdim yatabilirsin..
+hasktr aq, bi sktrgit başimdan. *
üç arkadaş bir akşam vakti biraz sokakta dolaştıktan sonra eve geri dönmüştük, evde kalan arkadaşımızın, akvaryum önünde burnundan cıkardıgı sümükleri balıklara attıgını gördük. bize bakıp 'balıkları besliyorum, sümük hoşlarına gitti ne güzel yiyor serefsizler' demişti.
ilk aşkımı on dakika önce face de başka biriyle fotolarını görmem ve hala onu unutamam nedeniyle kalbimi ortadan yaran bir durum. işte sözlük sen karar ver yarar mı ağlatır mı yoksa kanatır mı..
günlerden salı karlı bir temmuz akşamı cuma namazından yeni çıkmışız... öhöm ne alaka yahu. lise çağlarımdan bir anıyı gözlerimde canlandıran durum.**
lisedeyim o sıralar, güzeller güzeli bir kıza tam kapasite yavşamaktayım, arada bir nabzını yokluyorum kızın, umut var, tam gaz ilerliyorum... her şey çok güzel giderken, kızın taliplerinin çok olmasını da göz önünde bulundurarak kıza açılmaya karar verdim
* şey... ııı.. kem küm.. yaa..
- ??? söyle sodyum hadi noldu?
* ben seni, sana sende..
- eee ?
* **senden hoşlanıyorum
- ...
eee?
eeesi yok...
bunun neresi komik şimdi diye soruyorsunuz tabi, komik olan bu kısım değil zaten.. komik olan ben hatuna açıldıktan sonra kızın olimpiyatlarda 100 metre koşan süreyya ayhan modundaa depar atıp benden uzaklaşmasıydı... lan ne dedim ben kıza diye kadar kara düşündüm sonraları hala bir cevap bulmuş değilim... bu da böyle bir anı işte...
yedek subay sınavına girebilmek için sevk için askerlik şubesine gittim,
randevu saatinde bekliyoruz kapıda ama almıyorlar bir türlü içeri, bişeyde diyen yok anlamsızca dikiliyoruz neyse sevk işlemi haricinde tecil bozdurmaya gelenlerde var, askeri bunalttık sanrım ne zaman alıcaksınız falan derken asker ağanında kafa gitti,
şöyle bir sesleniş askerlik işlemleri haricinde işlemleri olan varsa girsin.
bune yahu askerlik işlemi dışında ne akla hizmet gidicek adam saatlerce dikilecek şubenin kapısında.
hakta verdim tabi sonradan askere kimbilir kaç saattir nöbette kapıda onada yazık biz yarım saat zor sabrettik.
facebookta yardım merkezine sorulan soru: arkadaş bulucuda kendi adımı soyadımı yazdığımda ARKADAŞ OLARAK EKLE yerinde PROFiL GÖRÜNTÜLE çıkıyor nasıl düzeltebilirim?
cevap: kendi kendinizi ekleyemezsiniz.
be kardeşim niye kendi kendini eklemeye çalışırsın ki? *
olay yeri muğla. bir araba yanımda durdu ve içindeki herif denizli yolu ne tarafta kalıyor dedi. gittiği istikamet şehir dışına doğru izmir tarafınaydı. bende ' yanlış yöndesiniz tam istikamet geri gidiceksiniz dümdüz. burası izmir tarafı... ' dedim. şoför herif ' olur mu yeaa?? bu taraf. ' dedi. şaştım kaldım. lan madem biliyorsun ne soruyorsun. ayrıca yanlış biliyordu. ' iyi madem git o tarafa... ' dedim. çekildim yoluma devam ederken baktım döndü ve benim gösterdiğim tarafa geçti. ilginç bir adamdı...
- abi merhaba. limon ne kadar?
* 75 kuruş.
- iyi tamam bi kilo alayım ben.
* nerelisin abim sen?
- antalyalıyım ne oldu ki?
* burada limon taneyle satılır. limonun tanesi 75 kuruş!
- ne bileyim abi biz kasayla alırız.
telefonu balkondan aşağı düşürmek. ekranı kırılan telefonu babaya götürüp "servise götürebilir misin bunu baba, balkondan düştü" demek. babanın hazırda bulunan bir nokia 3120'yi verip "oğlumuzdan değerli mi, al bunu kullan, dağıtmışsındır şimdi sen onu yaptırır satarım ben" demesi. yeni telefona sim kartı takmayı beceremeyip, sim kart yuvasını kırmak.
"sen bu zekayla fazla yaşamazsın" tepkisiyle karşı karşıya kalıp salaklığına gülmek. kırılan yuvanın tekrar yerine takılabildiğini fark etmek ve sim kartı başarıyla yerine takmak. babanın yanına koşup "taktım yaptım oldu hobarey" demek. babanın "yapacağın en fazla bu olur zaten öküz" bakışıyla yüz yüze gelmek.
yer: bursa
zaman: kartlı sisteme henüz geçilmediği bir dönem.
otobüsün içindeki biletçi amcanın sürekli burnunu çekmesi ve büyük bir güçle hapşırması ve yanımdakı arkadasımın kafasındaki o görüntüyü görünce gözlerime inanamadım tabi.. sümük ve balgam kombinasyonu ile müthiş şekiller oluşmuştur o an ki havayı bir daha hiç yakalayamadım.
ciddi bir aile toplantısı, görüşmesi yapılacaktır. hatta bu işi niye tertiplediği hala çözülemeyen baba, 1800 kilometre uzaktaki akrabaları çağırır, yurdun dört bir yanından akrabalar toplanıp bizim eve getirilir. mühim bir akşam sohbeti sırasında yengemin vecizesi evi kırar geçirir,
- hani bir laf vardır ya iyilik yap kuyuya at diye, aynen öyle.
genciyle yaşlısıyla herkes mi gözünden yaş gelene kadar güler, ne ciddiyet lan bu?!
yunaca sarkı dinlerken anlaışılan kısımların olan 'sou' kelimesi * (su diye okunur) bağıra bağıra söylenmesinin akabinde ev arkadaşının elinde bi bardak suyla gelip, "yeter pezevenk başlıycam suyuna, al sana su" diye yüzüne bi bardak suyu çarpması yaran bir olaydır.
evet babam sağolsun, her gün bu başlığa yazacak onlarca entrym var ve kendisinin bunları okuduğundan zerre şüphem yok. heil baba.
***
yengem ve yanında getirdiği misafirleri babamın sinirini bozmuş olacak ki adam her şeye ters tepki verir oldu. yine misafirlerden birinin 17 yaşındaki kızı*** benim hakkımda konuşurken...
- ay reichstag ne olmuş öyle ya, amaan
+ ne olmuş, aynı kerata işte?
- öyle deme x abi* çok uzamış sakalları falan var artık siyah siyah
+ yeşil mi olsaydı?
1.5 yaşındaki kuzen evde babamla oturmakta. bilgisayardayım, kafama esiyor salona gidiyorum falan filan. babamın yanına gittiğimde gördüğüm sahne ise şöyleydi, kuzen babamın kucağında, elinde ojeyle falan oynuyor, babam kuzenden görebildiği kadarıyla televizyon izlemeye çalışıyor ve bombayı patlatıyor...
- git hadi git, kokuyo, annene git de ki anne ben sıçtım altımı temizle. git, koş, sıçtım ben de. altını temizlesinler sonra gel, sıçtın sen, sıçtım ben de.