halam hayatında ilk kez uçağa biner ve koltuğuna oturur. yan koltuğunda ise yaşlıca bir teyze oturmaktadır. teyzenin sesi aşırı yaşlı olduğu için kısıktır ve halama seslenir. halam ilk önce duymaz fakat daha sonra kadının su istediğini öğrenir. kadın halama hostesten kendisi için su getirmesini istemesini rica eder. halam peki der. o sırada da hostesler hani şu meşhur çıkış kapılarını ve kemerleri gösterme olayı vardır ya onu yapıyordur. halam ne yaptığını anlamadığı için direk hostese seslenir hostes oralı olmaz çünkü hala el-kol işaretlerine devam ediyordur. halam kendi kendine şu an bile şaştığım bir mantık kurar. hostesin dilsiz olduğunu el işaretleriyle konuşabildiğini zanneder. bu mantığı kurduktan sonra kadından kendine göre el işaretleriyle su ister ve " dilsiz bu yazık" diye uçağın içerisinde bağırır.
sonrasında ise hostesin ve yolcuların uzun ve kesintisiz gülmeleri başlar.
içki kullanmayan ben ve bir grup arkadaş bara gidilir garson gelir siparişler verilir sıra bana gelir.
-siz ne alırdınız?
-meyve suyu alkolsüz.
-neli olsun?
-alkolsüz
-tamam neli ama.
-alkolsüz dedim ya.
-anlıyorum sizi ama neli olsun meyve suyunuz vişne,karışık, portakal.
-hımmm!!tabi (bende ses kısılır masadakilerden kahkaha kopar) karışık olsun o zaman.
bir mekana kızlı erkekli 8-10 kişi gidilmiştir. garson mekan için kampanyasını müşterilere sunar:
garson: foursquare'ınız varsa check in yapıp shot kazanabilirsiniz.
arkadaş: e benim foursquare ım yok ama twitter de 1000 takipçim var olmaz mı?
garson: tamam çağır gelsinler o zaman!
arkadaş: 2!'^+%&789p(/=
insanın hayatında derin izler bırakan olaylardır. yaklaşık olarak 9-10 yaşlarından itibaren ortaokula kadar her yaz ailemin ve özellikle dedemin dayatmasıyla kur'an kursuna giderdim. bu olay sanırım ilk gidişimde yaşanmıştı...
yine sıcak bir yaz günü, okul tatile girmiş, mahalledeki çoğu çocuk bunun sevincini top oynayarak ya da huysuz herhangi bir kadının bahçesindeki meyve ağaçlarından hırsızlık yaparak kutlarken; benim de dahil olduğum bir kısım çocuk kös kös kur'an kursuna giderdi efenim. okadar zordu ki oyunun tam ortasında bırakıp, evden sure kitabını alıp kursa gitmek. sürekli aklımızda tek bir şey yankılanıyordu! çocuklar dışarda çılgıncasına eğleniyor.. niyor.. yor.. sanırsın mahallede köpüklü parti var, ama napıcan işte o an öle hissediyor insan. neyse.
öğle namazından önce başlardı kurs ve namaz saati geldiğinde ara verilirdi. hoca çoğu zaman bize de kıldırırdı öğle namazını ama sanırım zaten zorla geliyorlar diye bunu da dayatmıyım dedi.. kurs caminin üst katında olurdu. öğle namazı vakti geldiğinde hoca namazı kıldırmak için aşağıya inerdi ve üst kat, oyun oynamak için her fırsatı değerlendiren, tüm yıl okula giderek yaz tatilini hak ettikleri halde mahalledeki köpüklü parti hakları ellerinden alınmış bir grup çocuğa kalırdı. bir gün hoca yine namaz için aşağı indiğinde ortaya uzun eşek oynama fikri atıldı. ben o güne kadar oynamamıştım ve ilk olacaktı. nası bi heyecan anlatamam. sanırsın miilli bir mücadelede ülkemi temsil edicem.. takımlar oluşturuldu ve bir kişi direk oldu. önce bizim takım atlayacaktı ve bizim takımdan da ilk olarak ben. düşün... daha önce hiç oynamamış ben açılışı yapacaktım.
açılışın şanına yakışır olmalıydı ve o nedenle geriye doğru iyice açıldım. koşuyordum, artık geri dönüş yoktu... artık o direk olan pezevenk kimse, tam korkuluğun kenarında durduğundan atlarken dengemi kaybetmemle birlikte, aşağıda kendi halinde secde eden bir mümin'in üstüne düştüm. uçtum aga var mı ötesi? adam da ilahi bir işaret sanmıştır heralde... oyun daha başlamadan hastanede bitti. benim kolumda ve adamın kaburgasında bir takım ezilmeler tespit edildi. dedemin cami eşrafı arasındaki konumunun geçirdiği hafif sarsıntıdan ve "senin torun iman gücüyle uçmuş geçen gün" tarzında taşak konusu edilmesinden bahsetmiyorum bile. bu da böyle bir anımdır efenim...
Ortaoukul yılları, telefonun diğer ucundaki arkadaş, bugün 62 yaptım dedi. Kendi kendime, acaba 62 den tavşan mı yapmış diye düşündüm. Anlamadım, dedim. Yav oğlum anlasana iki kere 31 çektim, dedi.
90'lı yıllarda babamın gittiği Bursa-Fener maçından sonra kalabalık dolayısıyla yaklaşık 200 metre boyunca yere basmayarak stadyumun çıkış kapısına kadar gitmesi.
----------
Annemin huyudur, televizyonda dizi izlerken uyuyakalır. Ablam annemi uyandırır ve yerine yatmasını söyler. Annem de güya "Uyumuyorum ben ya, iyiyim" intibasını uyandırmak için ablamla konuşmaya çalışır: (A: ANNEM, B: ABLAM)
A-rumi nerede?
B-bilgisayarda
A-Baban nerede?
b-yattı, uyuyor.
a-annen nerede?
b- ...
a- ...
Annem bu durumda gülümseyerek uyuduğunu kabullenir ve yatağına doğru gider...
gündüz evde yalnız kalan arkadaşın testesteron hormonları normalin üzerinde çalışır ve hızını alamayarak ard arda tam 6 posta attırır. 6. gelirken içi geçer ve oturduğu yerde bayılır. annesi ile eve geri dönen babası porno açık bir şekilde ve dal daşak ortada olan oğlunu sırtlayıp banyoda gusül abdesti aldırır ve acile götürür.
bundan 1-2 sene evvel bir arkadaşla zirve organize ettik. kadınlı erkekli falan.
diğer arkadaş zirve başlığına mı ne yazmış;
sabaha kalanlara çorba ısmarlayacağım diye.
neyse yedik içtik gece 2-3 oldu masada 1 kadın 3 erkek varız. kadının kafa güzel. arkadaşla bakışıyoruz kadın başımıza kalmasın diye. kalkmak, ayrılmak için bahane arıyoruz. kadın da anladı durumu az çok.
dedi ki:
-şimdi siz sabahlayacağız dediniz ama gitmeyi düşünüyorsunuz. bunu sözlüğe yazarsam ne yaparsınız!?
edit: olm kadın olgun biriydi. ertesi gün taşağa bağladı zaten kendisi de güldü geçti hadiseye. hatta 1-2 hafta önce mesaj da atmıştı bana. muhabet devam ediyor yani..
uzun bir tatile çıkacak olan ama aksi gibi aynı zamanda kayınvalidesi ölen müdürün odasına tatile çıkıp çıkmayacağını öğrenmek amaçlı giren personel başınız sağolsun kayınvalideniz iptal olmuş peki biletlerinizi vefat ettiniz mi der günün olayıdır evet.
final sınavı sonrası derse gelen, öğrencinin tabiriyle kıl hocalardan olan ahmet hoca; " biriniz ismini kağıda yazmamış kim o ismini kağıda yazmayan " dedi. kimseden ses çıkmadı. ardından ekledi " kimse o arada odama gelsin, sınavdan 45 almış".
neyse araya çıktık ardından tekrar derse geldiğimiz de " o kağıt benim cevap kağıdımmış gençler " dedi. bir kahkaha aldı sınıfı artık o cümlesiyle birlikte. sıçtı bir de sıvadı adam ya. ulan madem cevap kağıdın, niye bize söyleyip kendini madara ediyorsun. kendi kağıdına 45 vermiş adam, helal olsun ne diyeyim.
--alıntı--
olay amerikada bir süpermarkette geçiyor. kuzen ve arkadaşım reyonların birinde almak istediğimiz ürünü ararken bir kadının bize doğru geldiğini farkettim. ilk başta yanımızdan geçmek istediğini düsünerek arkadaşa, müsaade etsene şu kadın geçecek heralde dedim. ikimizde dar olan rafların arasında adeta raflardan biriyle bütün olduk ki kadın rahatlıkla geçsin. yalnız kadın durmuş bize bakarak sırıtıyor. arkadaşa eğilerek "türk mu lan acaba dedim", ama kadın pek türke benzemiyor. artık dayanamayarak;
ben: deli midir nedir ne diye sırıtıyorsa? (çok rahatsız ediciydi hacı napim)
kadın: deli senin kendindir! (aha.. lafa gel) terbiyesizler, hiç düşünmüyorsunuz değil mi etrafta turk olacağını?
arkadaş bu arada lafa giriyor kadının terbiyesiz kelimesini çoğul ekle kullanmasından sonra.
arkadaş: ben ne dedim yaa biz de göte gittik durduk yere. (hala küfrediyor sığır)
bu sırada kadın otomotige bağlamış bir şekilde sesli sesli bize bağırırken marketin derinliklerinden gelen bir ses: her yer turk amina koyim...
über kıro, cimri ancak bir okadar da zeki mi zeki patronum ve iki müşteri temsilcisi kız arasında çin' de geçen olaydır mesela, günlerce durmaksızın güldürmüştür.
2010 tarihinde çin' deki bir moda fuarına misafir olan üçlümüz, türkiye' ye geri dönmeden önce otellerinde son gecelerini geçirmektedirler. patron bir odada, iki masum mu masumuz kızımız ise başka bir odada konaklamaktadır.
gece sularında kızlarımızdan biri kumandanın hiç olmayacak bir tuşuna basmak suretiyle uygunsuz( bildiğimiz ayıp kanallar işte) ve paralı olan kanallardan birine denk gelmiştir ve panik olup değiştirmekle beraber 32 saniye kadar izlemiş bulunmuştur.
ertesi sabah oteli terketmeden ödemeyi yapmak üzere kasada soluğu almış olan patron, ayrıntılı faturayı görünce hemen durumu farketmiş ve kızlarımıza dönerek tüm ciddiyetiyle şu cümleyi sarfetmiştir;
- gızlarrr, yalnız böyle şeyler izleyecekseniz bir dahakine cd getirelim yanımızda, burada çok pahalı oluyo!
konyada yaşıyorlar ve konyanın meşhur pilavı vardır; sünnet, düğün vesaire için yapılır diğer yörelerde de olduğu gibi. ki bazı yörelerde davet diye de geçiyor.
arkadaşlarında karınları açmış yolda geçerken gördükleri pilavda durup girmişler içeriye. içeriye girince sormuşlar bizimkinlere "siz necisiniz? kimdensiniz?" gibi. bunlarda biz kız tarafındayız demiş girmişler içeriye. bir güzel karınlarını doyurup pilavdan ayrılırken şuan tam hatırlamıyorum ama bir şekilde pilavın sünnet pilavı olduğunu öğrenmişler.
bunlara içerde soru soran adamda artık çaktırmayıp devam ettirdiği için olayı başlarından böyle rezil duruma düştükleri bir olay geçmiş olmuş.
- "hacu geç kaldım kusura bakma, yecül müdürüm e söyleyin geliyorum!"
+"tamam" dedim, "olum sıkıntı yapma, ben sölerim, rahat ol!"
vay demez olaydım 1.5 saat sonra adamı aradık
+"nerdesin olum herif iyice kıllandı, niye gelmiyo on dakikalık yoldan?"
deyince muhabbete bak;
-"olum rahat ol deyince bi dinginlik falan çöktü, gözlerimi kapamışım 2 dakika, yarım saat daha uyumuşum. araba kaza yaptı deyin."
ikinci olay ise lord of the sığırs olarak adlandırılan ve daha önce de bankanın gmysine, daire başkanına, kulağında kulaklık müzik dinleyip, aynı anda oyun oynarken yakalanan, sakal traşını bile olmamış bir efsane isim, örnek şahsiyet! asrın elemanından geliyor.
"herif kombo yaptı, zirvede bırakır akıllanır" diye beklerken banka mailinden şube müdürü, yönetmen ve bilimum yetkiliye yanlışlıkla çektiği mesaj şöyle;
geçen perşembe 2 çift dışarı çıktık. ancak ben tekila bira ve vodkayı karıştırınca alkol zehirlenmesi yaşadığımdan taksim ilk yardımda soluklandık. daha önce herkes evlerine dağılacakken ben rahatsızlanınca diğer çift gece bir şey falan olur diye bizi yalnız bırakmamış ve bize gelmiştir. misafir odası tabirini kullandığımız odanın penceresi yoktur evde bir de sevgilinin abisi ve arkadaşı olduğundan o odadaki çiftin kapısı kapatılır. sabah sevgili işe giderken ben de kalktım ve bir bakayım yahu arkadaşlar o odada ne hale geldi acaba demem kapının koluna dokunmamla kamyonla sınırötesine geçmeye çalışan mülteciler gibi üzerime saldıran arkadaşlarımı gördüm. yazık garipler gece fenalık geçirmiş ama evi falan bilmediklerinden odadan çıkmamışlardır. ruhlarının dahi buharlaştığını ifade etmiş ve bizi gülme krizlerine sokmuşlardır.
geçen gün babam rakıyı fazla kaçırdı ve her zamanki şebekliklerini sergilemeye başladı. gece 1 civarları.
rakı bardağını beline sokup salonda ayağa kalkıp muhabbeeettt olsuuun gönüller coşsuuuun diye bağırıp dans etmeye başladı ben annemle ilk başlarda baya gülsek de babam 10-15dk bağırarak aynı cümleyi tekrarladığından öööfff falan demeye başlamıştık ki tam o sırada kapı çaldı. babam; durun ben iki muhabbet edeyim, diye kapıya yöneldi. üst komşumuz gelip, abi tamam ama biraz daha sessiz eğlenirseniz iyi olur saat gecenin bi' vakti oldu lütfen, der demez babam adamın burnuna sağ yumruğunu geçirip dinini imanını sikerim senin laaayyn diye bağırınca ben gülmekten yerlere yattım tabii. sonra adam koşarak evine gitti. misafirleri varmış heriflerin. 3-4 erkek tekrar kapıya geldi, deli gibi yumrukluyorlar kapıyı. ben o arada babamı salondan çıkmaması için tutuyorum, babam da 'açın kapıyı muabbeeet olsuuuun gönüller coşsuuuuuunn' diye şarkı söylüyor hala.
dükkan temizliği yapılacaktır ve çalışan kızlardan biriyle markete gidilir. dükkanda kıza genel temizlik ürünü alınması tembihlenir. iki ogrenci bir tam da kızla birlikte markete gider.
kız:hayırlı işleeeeeer!
marketçi:sağol kızım buyur ne istedin?
kız:genel ev temizliği istiyorum.
bunun üzerine marketçi iki ay çıkmamak üzere gülme komasına girer, iki ogrenci bir tam ne diyeceğini bilemez;
çalışan kız ise ufuk çizgisinde gözlerden kaybolmuştur. olan dükkana oldu pis kaldı.
hülasa çocuklar saklambaç oynamaktadır. en şişmanları kalın bir ağacın arkasına saklanır. ebe olan 'önüm arkam sobe, saklanmayan ebe' dedikten sonra aramaya çıkar. şişko çok heycanlıdır. ebe yaklaştıkça şişko ağacın arkasında açısını ayarlar ve ebe uzaklaşınca şişko saklandığı yerden fırlayıp delice koşar. löp löp yardırır şişko, koşarken memeleri falan oynar. ebeliyeceği yere 20 metre kala '' ahahaha ahahaha '' diye güler. fakat ebe olan diğer çocuk zıpkın gibi koşarak şişkodan önce davranır. sobe sobe der. şişko sik gibi kala kalır. ağığğğ yapıp ağlamaya başlar. diğer arkadaşları ' lan soktumun salağı neden sobelemeden bağırdınki '' diye gülerler. şişko halen ağlamaktadır ve bu sefer şişko yumup saymaya başlar. çünkü ebe o olmuştur. hüğğ 1, hüğğ 2, hüğğ 3, böyle böyle 50 ye kadar ağlar şişko, arada bi hıçkırırda.. tatlım benim ya.. ama çok şeker çocuktur. bir daha asla bağırmadan koşar.
berberde tıraş oluyorum. herkes arasında futbol konuşuyor. yaşlı bir amcada tıraş oluyor ve başındaki berberde bir başkasıyla futbol konuşuyor. amca o anda çok sıkılmış olacak ki bir anda o soruyu sordu: