bear henüz 4-5 yaşlarındadır.yanındaki piskopat ablasıyla beraber kaldıkların otelin bahçesinde oturmaktadırlar.o sırada bear'ın piskopat ablası bear'a bağırır:
-kolunun altında arı var,dur kovayım,der.ablasının manyakça şakalarından bıkmış olan bear:
-hııı!!der ve kolunu büyük bir hızla kapar ve bear'ın ablasının onu keklemek için kullandığını sandığı arıcık bear'ı sokar.
köydeyim ve sikindrik bir 37 ekran ile (ki çok kötüledim ama o olmasa maçları izleyemeyecektim, sağol sikindrik) türkiye- almanya maçını izlemeye çalışıyor. ve hacı amcaların "eskiden lefter vardı"lı, "bu rüştü'den bir bok olmaz en iyisi turgay şeren"li, "hakan şükür nerde bıraktı mı" lı iğrenç muabbeti dinliyordum. arkadaşlarımın hepsinin bursa'ya inmiş olması veya evinden atv ile takip etmesinden (biz kırdırmadık şifreyi, evet manyağız) dolayı yanlız gibiydim. ben, hacı amcalar, bir kaç orta yaş konuşkan abi... durum bu...
sonra maç başladı... gol attık hacı amcalar takribi 15 saniye sonra sevindi...
1-1 oldu. 2-1 oldu. ve nihayet 2-2 oldu. dakika 86 mıydı neydi.
sonra sohbet harlandı. son dakikalarda orta yaşlardan biri "almanya fen geliyor" dedi.
yanındaki de almanya'yı kastederek "bu maç dönsün ben de dönerim" dedi, o saniye lahm maçı döndürdü, ben o sinirle çıktım, abiye ne oldu bilinmez.
yağmurlu bir günde beşiktaşta motor iskelesinin orda kırmızı bir lagunayla gelcek olan arkadaşımı beklemekteyim. yarım saat olmasına rağmen hala gelmemiş olan arkadaşıma ateş püskürürken karşıdan gelen kırmızı lagunayı görür ve sinirle arabaya giderim. trafiğin durması nedeniyle duran kırmızı lagunanın kapısını açar ve binerim. üstümü başımı temizlerken bir yandan da arkadaşıma sitem etmekteyim tabi.(a: ayyash maghanda, klya: kırmızı lagunalı yabancı adam)
a: nerdesin lan sen yarım saattir seni bekliyorum dallama!
klya: (ses yok)
a: mna koyim yaa su gibi oldum şurda beklerken ne mal herifsin sen yaa bi saat söylüyosun gel bari o saatte!
klya: be..ben...
a: ya sus mna koyim buğra çıldırttın zaten beni yaa!
der ve kafamı yana çeviririm
a: ananı s.kim! çok pardon! gerçekten çok özürdilerim ben sizi arkadaşım sandım!
klya: (korku dolu gözlerle bakar)...
a: ya beyefendi gerçekten çok özüdilerim kırmızı laguna görünce ben arkadaşım sandım bindim araca sizde bişey demeyince
klya: anlamadım ki bende bişey
a: ahh tekrar çok pardon yaa iniyim ben bari.
klya: yok artık önemli değil oldu işte. bende karımı bekliyorum üsküdardan gelcek çok yağmur yağıyo dışarda içerde bekleyin isterseniz arkadaşınızı.(oha yaa adam hala iyi niyet hala iyi niyet helal valla)
a: yok ben iniyim şurda köşede beklerim çok teşekkür ederim.
klya: oturun oturun önemli değil beklemeyin dışarda çok pis yağmur yağıyor.
a: ee iyi teşekkür ederim.
adamın önce karısı geldi olayı ona anlattı ve birlikte bir posta yarıldık. daha sonra arkadaşım gelince arabasından indi benle birlikte arkadaşın yanına gelip ona da anlattı bir postada öyle yarıldık. sonra tekar binbir teşekkürle özürle uğurladık abiyi. *
yaşanmış bir mevzudur. hastanede gözlem altında yatmakta olan yaslı bi teyzemiz * (ayıptır solemesı) kucuk aptesını ordek kabın ıcıne yapar *. amcamız da ordegı alır klozete dokmeye gider. akabinde bayanlar wc'sine giriş yaparken temizlikçi kadın tarafından uyarılır:
-dur amca bayanlara burası. erkekler yanda bak.
+bilirem... (hala içeriye girme çabaları)
-e tamam işte amca git oraya dok bak orda bak...
+hanımlara ahan burası degilmidir?
-hee de amca b... (sozu amca tarafından yarıda kesılır)
+hee iştee bu benim garımındır...
ben bu olayı yasayandan dınledım yarıldım tabir-i caizse... siz de yasayandan dinleyenden okumus bulundunuz... yarılmanız dileğiyle...
ispanyadan tatil amaçlı gelmiş olan bayan bir tıp öğrencisi arkadaşlarıyla buluşacakları günden bir gün önce istanbula gelmiştir. gerekli bağlantılar kurulup havaalanından alınmış ve kalacakları eve gidilmiştir. ingilizce anlaşılmaktadır fakat uzun süredir kullanılmayan nankör ingilizce biraz sıkıntı yaşatmaktadır. yatma vakti geldiğinde kızımıza:
-hımmm you can wear relax clothes denmiştir. ne de olsa nuri alço yla büyüyen bir kuşağız.
istanbulda taksimin arka sokaklarından birinde kuzenle park edilen araba aranmaktadır o sırada nerden geldigi bilinmeyen bir sekilde kuzenin ayak dibine kırmızı dolgulu koca bir sutyen duser kuzen kafayı kaldırıp "icinde ki nerde ulan bunun" diye bagırır, onun bagırmasıyla birlikte sanırım ucuncu kattan yarı beline kadar sarkmıs sarı lepiska saclı sesinden travesti oldugu anlasılan ablamız bagırır "teselli ikramiyesi hayatımm bonusu kapmak istersen bekliyorum" der ve sırıtır.
annesiyle alışverişe çıkan talihsiz bir kızın hikayesidir
bikini denenecektir annesi kızının eline birkaç tane tutuşturur ve kabine gönderir. talihsizliktir ki bikininin üst kısmı ne yapıldıysa kapatılamamıştır anneye ihtiyaç duyulmaktadır. ve olaylar gelişir
+ orda mısın anne
- burdayım
+ ee bi gelsene kapatamadım şunu
+ geldim hayatımmm
evet bu son ses duyulduktan sonra içeri giren anne değil tezgahtar kızdır alelacele bikiniyi üstüne örtmeye çalışan talihsiz kızımızı * ise çoktan görmüştür. içeri girenin anne olmadığını anlayan talihsiz kız bikini askısını içeri girenin kafasına gözüne burnuna vurarak onu kaçırmış ve yarı çıplak bir şekilde dışarı çıkarak ağzına s.çtığımın lezi diye bağırmıştır. tam o anda anneyle göz göze gelinir anne kızının küfrettiğine mi sinirlensindir kabinde bir lezbiyene çattığına gülsün müdür bilememektedir. *
bir gün niyazi ye bir telefon sapığı musallat olur. ona sürekli mesaj atar. sevil senin olduğunu biliyorum, baban vefat etmiş duyduğuma göre, geçmiş olsun diyecektim tarzı mesajlardan gına gelir. niyazi de sürekli der ki ona, ben sevil değilim, hatta ben bir bayan değilim diye. ama o zat-ı muhterem anlamaz. biliyorum senin olduğunu sevil yalan söyleme der durur. niyazi, bu mesajlardan kurtulamaz, en sonunda o kişiyi arayıp konuşmaya karar verir. der ki ona, benim adım niyazi bilader, bak sesimi de duydun ben sevil olamam değil mi der. zat-ı muhterem anlamamakta ısrar eder, hala mesaj atar. sevil, senin olduğunu biliyorum başkalarına beni aratma falan der. bu niyazi, olayı bana bu noktada anlatır. artık olayda üç kişi vardır.
1. zat-ı muhterem sapık
2. niyazi
3. kardiyak
niyazi bana bu olayı anlatırken, ilginç bir detaya da dikkat çeker. zat-ı muhteremin bir de ringası varmış. yurtseven kardeşler den "ölmek var dönmek yok".
niyazi, topu bana atar sen ara diye. ben de dedim neymiş bu şarkı daha önce duymadım bir dinleyeyim diye. hem de konuşayım dedim belki etkili olur sanmıştım.
zat-ı muhterem aranır:
k: merhaba.
z: merhaba. kiminle görüşüyorum?
k: ben demin mesaj atıp rahatsız ettiğiniz kişinin kız arkadaşıyım. o sevil değil, ben de lezbiyen değilim takdir edersiniz. bir daha aramayın, rahatsız etmeyin lütfen.
z: kem.. kümm...
k: ayrıca, babası ölmüş bir kişiye geçmiş olsun denmez, başın sağolsun denir.
z: tamam teşekkür ederim.
k: iyi günler.
telefon kapatılır. olayın da bu telefon gibi kapancağı sanılır ama nafile.
zat-ı muhterem hala mesaj atar niyazi ye. niyazi artık hayattan bezer. her gün günde dört-beş defa mesaj gelir.
sevil senin olduğunu biliyorum ne olur bir cevap ver tarzında.
birkaç gün sonra ben ve niyazi aynı ortamda bulunuruz. bu zat-ı muhteremden hala mesajlar gelir. onunla başa çıkamayacağını anlayan niyazi, olayı bana devreder. artık oyun başlamıştır.
yine sevil senin olduğunu biliyorum tarzı bir mesaj ve olanlar:
z: sevil senin olduğunu biliyorum. ben sadece baban için mesaj atmıştım sana. gerçekten çok üzüldüm. ne olur bir cevap ver.
(biz bu sevil in, zat-ı muhteremdeki sıfatını eski sevgilisi olarak tahmin edip ona göre mesaj yazdık)
k: tamam, itiraf ediyorum. ben sevil. ama seninle konuşmak istemiyorum. bir daha mesaj atma lütfen. bye.
z: niye öyle diyorsun zaten şuan serap sana mesaj attığımı bilse beni siler. ben onları göze aldım.
k: ben seni babam yerine koymuştum, sen bana neler neler yaptın. seni çok sevmiştim, ama bitti... affedemem seni.
z: hadi yaa. baban yerine mi koydun? çok duygulandım ağlıyorum şu an :( (o smiley mesaja dahil)
k: zırlamayı kes. sen kendi salaklığına ağla. ben sevil değilim.
z: ne diyorsun sen yaa, madem sevil değilsin niye mesaj atıyorsun? hem sevil benim sevgilim değil, dostum!
k: bunu sen istedin.
z: sevil değilim desen anlardım. oyun oynamana gerek yoktu.
"oradaki sevil değilim desen anlardım" yazısını gördüğümüz gibi koptuk. acaba eksik mi söyledik? daha 200 e ulaşmamıştı. *
bu zat-ı muhteremin ilk ve son mesajı arasında yaklaşık iki haftalık süre var. bu sürede günde ortalama beş defa "ben sevil değilim" dendiyse de anlamamıştır.
zat-ı muhterem, buradaysan ses ver. merak ettim ulaşabildin mi sevil e? geçmiş olsun dileklerini iletebildin mi? *
mahalleden çocuğun biri m29 modelindeki minibüse biner şehirden. (neden m29 birazdan) köye geldiğinde inmek üzereyken ücretini minibüsçüye uzatır. minibüsçü de ne kadar ücret alacağına karar verebilmek için çocuğa nereden, hangi semtten bindiğini sormaya çalışır.
- abi alır mısın ücreti?
+ nereden binmiştin sen oğlum.
- arka kapıdan...
arkadaşın birinin parası yoktur. ailesinden para istemiş, ancak annesi yirmi ytl yatırabilmiştir. sigarası dahi kalmamıştır.
pizzacı aranır. konuşma şöyle gerçekleşir:
arkadaş: a pizzacı: p
a: iyi günler. ben pizza siparişi verecektim.
p: buyrun efendim.
a: bir tane medium mix pizza getirebilir misiniz? ayrıca ben biraz rahatsızım da gelirken de bir tane kısa vigor alabilir misiniz?
p: tabii. ultimate mi?
a: evet ultimate. adres, helecan apartmanı daire 5. teşekkür ederim. iyi günler.
p: iyi günler.
(pizzacıya sigara siparişi veren ilk ve tek insan benim bir tanecik numunelik arkadaşım olsa gerek)
(bkz: oha dedirten anlar)
işin tuhaf tarafı, adamın bu isteği tuhaf karşılamaması. *
giresundan trabzona doğru yol alınmaktadır. mekan otobüstür. vakit gece yarısıdır, h uyumaya çalışırken ön kolkukta oturan kızlar kıkırdamaya başlar. ikide bir arkaya bakmaktadırlar aynı zamanda. h de meraklanır, arkasına bakar, bir de bakar ki yaşlı bir amca gözleri açık bir halde horul horul uyumaktadır. horultudan otobüs bile sersemlemiştir.
20 yaşlarındaki iki kronun birbirlerine el-kol sarılmış bir şekilde "Ayyayaya Coco Jamboo ayyayai" şarkısını türkü gibi bağıra bağıra söyleyerek gezmeleri.
hani şaka olsun diye yapılır bu tür şeyler ama aga bunlar valla billa gerçekti.
hypnogaja 7-8 yaşlarında fırlama bir çocuk iken annesi onu bakkaldan ped almaya yollar. hypnogaja aşağı iner ancak ne alacağını unutur, daha doğrusu alacağını değil de hangi çeşit alacağını unutur. yoldan sürüyle insan geçerken hypnogaja aşağıdan anneye seslenir:
-anne kanatlı mı olucak kanatsız mı?
anne:
-allahın cezası, çabuk çık yukarı!
hypnogaja ısrarla sormaktadır:
-kanatlı mı kanatsız mııı?!?
anne sinirle:
-sen çık yukarı, söylicem sana ben!
hypnogaja yukarı fırlar, içeri girmesiyle annsinden bir temiz dayak yer.