üç adet yalnızlığım var
biri yazlık, ince
çok samimi, çok sıcak anlarda fazlalığını hissediyorum sadece,
normalde iyidir, bana bırakır beni sessizce;
biri baharlık,
üşütür soğukta, kolay kolay kurumaz tirtir titretir ıslanınca
dikkatli olmaya, yağmuruma yakalanmamaya çalışıyorum onlayken
ama güven olmuyor ki bu deli havalara
bir şey olmaz bundan dediğim küçücük bir keder bulutu bile yağmura dönüyor bir anda;
son yalnızlığım kışlık
en sert havalarda sıcak tutsun diye aldık,
ama bir şeyi farkettim ki giydikçe
çok fena boğuyor bu kışlık yalnızlık
kolumu oynatmak istemiyorum ağırlığından,
nefesim tıkanıyor boğazlığından,
dışarıyla bağımı kopardığımı hissediyorum kalınlığından,
sanki hissetmiyor tenim, nemlenmiyor gözeneklerim, tıkanıyorlar,
sonra soyununca çatlıyorlar, kanıyorlar, çok acıtıyorlar.
bütün yalnızlıklarımdan soyunmak mı,
mümkün değil bu dakikadan sonra,
alıştım hepsine, anlaştım teker teker her biriyle,
doğru zamanda giydiğim sürece iyi geliyorlar bedenime, zihnime, beynime.
(aklım binbir yerde gezinmekte,
bedenim otobüste,
baharlık yalnızlığım üzerimde.)
bir insanın yalnızlığı üzerine söylenecek o kadar söz vardır ki! o kadar büyüktür ki yalnızlık. o kadar kalabalıktır ki. dünyayı dolduran canlılardan uzak bir hayat yaşamak ya da binlerce bedenin arasında olup hiçbirini dinlemeden ilerlemek. hepsi de yalnızlığın türleridir.
...
kendini yalnızlık okyanusuna can simidi olmadan, boğulmak üzere bırakmış bir insan, içindeki dibe sürüklenirken devirdiği her metrede sonsuz huzuru hissetmeye başlamışken, eğer tek bir salise pişmanlık duyarsa yalnızlığından, tek bir salise tereddüt ederse tercihinden, işte o an kişinin felaketi başlar. *
yalnızlığa ihtiyacımız var bizim.
aylak terkedilmişliklere değil ama...
huysuz kendini beğenmişliklere de değil...
baktığımızı gerçekten görmemizi sağlayacak o mesafeye, o mesafeyi yaratacak yalnızlığa ihtiyacımız var.
"birlik ve beraberlik" içinde olmadan öfkelenmeyi, sevinmeyi, savunmayı ve saldırmayı öğrenmemizi sağlayacak türde bir yalnızlığa ihtiyacımız var.
her türlü ilişkide mutsuzluğun daha da giderek artması.
artık hiçbir ilişkiyi yaşayamayacak kadar yorgun ve bitkin olmak.
ve peşine giderek içine kapanmaya başlamak.
yalnızlık hazırdır artık. alkolle servis edilir.*
biriyle konusmak için telefona sarılmak ve fakat dost bilinen kimselere ulaşamamak akabinde belki makara eder rahatlarım dusuncesiyle msn' yi acmak ancak listedeki herkesin cevrimdısı olması..
gençken güzel olan; yaşlandıkça işkenceye dönüşendir. zamanı geldiğinde öyle yapışır ki bedene, ne üzülmek; ne mutlu olmak çaredir. sadece yaşanacaktır. yaşanacak, çekilecek olandır.. ölüm kapısını açacak halattır belki de, yaşlı insan en son yalnızlığına tutunarak doğrulacaktır yatağından ve onunla açacaktır "öte alem"lere açılan kapıyı.
bir fısıltısıdır biçare bedenin halattan kapıya titreşen..
bell bir zaman sonra, ortam içinde bşeyler paylaştıgın tek insanın da sen, takmadigini anladın andir yalnızık, hatta bu entry'yi yazarken sarhoşken eger senden önceki entry'yleri okuyaayacak kadar boş ver sarhoş olmaktır yalnızlık.*
Kendi kendinize sorun: Büyük olmayan yalnızlık, yalnızlık mıdır? Ancak bir tek yalnızlık vardır, o da büyüktür ve katlanılması güçtür. Öyle bir an gelir ki, insan yalnızlığını kolayca elde edilen herhangi bir beraberlikle değişmek ister. Hiç uymadığı halde uyar gibi görünüp yanındaki herhangi biriyle, hatta en düzeysiz biriyle bile birlikte olmayı düşünür. Ama yalnızlığın büyüdüğü anlar, belki bu anlardır. Onların büyümesi, erkek çocukların büyümesi gibi acılar içinde olur; ilkyazın başlangıcı gibi de üzücüdür. Yalnız bu sizi şaşırtmamalı. içe dönmek ve kendinle baş başa kalmak... insan buna alışabilmeli.
yüzyıllar boyu şiirlere, şarkılara, romanlara, filmlere konu olmuş olan, insanlığın en önemsediği konulardan biridir. herkesin başına mutlaka gelmiş ya da gelecek olduğundan empati kurulması kolay bir durumdur. yani bu dert başka birisinin başındayken bile bizim içimizi burkabilir.
Tam baktığın yerde yanan,
yakanı yanandan uzak,
yakandan, yanağından yakın, bir ateş,
iri ve kanlı gözleriyle,
şüphesiz sırıtarak diş bileyen
ve kan damlayan çatal dilini,
burnuna değdiren,
kafası kafanda, kuyruğu karanlıkta bir ejderha,