gencken kotu bir sey sanilir. yaslandikca kiymeti anlasilir. insan yalnizdir aslinda, hep yalniz. ondan kurtulmaya calismak, kurtuldugunu sanmak sacma bir yanilgidir. insanin en kiymetlisidir yalnizligi. onu oksayip, sevinis. goslerinden opunus durup durup. sevinir manyak...
yalnızlık yakısır bence insanlara
istenildiği gibi şekillere sokulmamalıdır insanlar
sanki birbirleriyle iç içe yaşayan insanların arasında bulunduğunda
herkes çıplakmış hissederim bazen kendimi
çünkü herkes birbirinin içini bilir
ama ben kendime özgü kalmak isterim
sırlarımı, yaşamımı, aklımdan gecenleri, hedeflerimi
kimse bilmesin isterim,
bu yüzden herkes çıplakmış gibi gelir
ne zaman birine birşey anlatsam
sanki çıplak fotoğraflarımla bana şantaj yapacakmış gibi geliyor
özel kalmalı bazı şeyler
maddi anlamda değil manevi manada
sözlükleri seçmemin sebebi de bu aslında
kim olduğumu, şeklimi şemalimi kimse bilmiyor
sadece saçmaladığım birkaç paragraf yazıdan ibaret kimliğim
tanımasın zaten kimse kimseyi
daha iyi olur böyle
kimse dargınlaşmaz
kimse kimseyi kırmaz
kimse kimsenin hakkında fesatlık yapmaz
kimse kimsenin emrivakisine katlanmak zorunda kalmaz
kimse kimseye aşık olup acı çekmez
kimse kimsenin umurunda olmaz
kimse kimsenin yok yere ahını almaz
kimse yok yere günaha girmez
bence yalnızlık herkese yakışır
en azından kişiyi daha derli toplu gösterir.
bazı zamanlarda yalnızlık, insana dokunulmaz sade bir hayat sunar. illa taraf olmak zorunda kalmadığı bi hayat. bazen onur katar sahibine, bazense umarsızlığını kutsar adeta. görünmezleri görünür, görünürleri görünmez kılar sanki.
sadece ve sadece insanın kendi içinde mevcut olan bir olgudur. yani insanın kendini yalnız hissetmesi için illa ki çevresinde birilerinin olmaması şart değildir.
öldürmez süründürür hissiyattır. bedenen yaşasan da ruhen ölüsündür. gün geçtikçe korkaklaştırır ve gün geçtikçe açlaştırır. açlığının getirmiş olduğu bir korkuyla yaşarsın. doymaya korkarsın çünkü acıkmak açlıktan daha çok acı verir...
o'nu beklersin. hepimiz bekledik. yüzyıllardır. sinemalarda, dünya güzeli kadınların, kavgacı erkeklerin maceralarını seyrettiğimiz salonlarda, "bari bi' çay içseydiniz" dolu komşu ziyaretlerinde, herşeybirytl diye bangır bangır bağıran ama herşeyinbirytlolmadığı dükkanlarda, oyuncakçılarda, milli piyango, spor toto bayilerinde, beraber aldıkları topun yeniliğini yok etmek isteyen kendilerinin de eskimesine göz yummaya alışmak isteyen çocukların yenilgilerinde, kirlenmenin güzel olmadığı o temiz, o tüketen caddelerde o'nu beklersin.
herkes o'nu tanır. sonsuzluk kadar uzak içten bir gülümseyiş kadar yakındır, oysa.
nedensiz her iç sıkıntısında yanındadır. yalnızlığınla birlik, yalnızlığınla mutlu, yalnızlığınla yalnızsan eğer "diğerlerine" muhtaç değilsen, muhtaç olduğun kudret "sen" isen "ötekileşmeye" giden yolda ilerlemeye mahkumsun.
"bir sigara içebilir miyim?" der, cevapını beklemez susarsın. bir susar, bir sigara daha yakarsın.
"kalbim hep ağlasın metin, gerçekten ağlasın" olur bozuk bir sesle söylenen turgutça. hatırlarsın, diğer yalnızların olduğu "o" kitabı.
yaralar, sadece. yoksa biliriz zamanın baş döndürü bir hızla geçtiğini, ayakta durmasını bilmeyeni yıktığını. bunu bilmenin getirdiği sorumlulukla yanlış olmaktan kurtulup yalnız kalırız.
bazen binlerce kişinin arasında bile yaşanabilecek bir duygudur.
sevdiklerin yanında olup sana güç versin istersin, ama hemen istersin bazen. olmayacak duaya amin dediğini farkedince hissettiğin duygudur yalnızlık.
bazen dünya senin etrafında dönsün istersin, herkes benle ilgilensin dersin. ama bunun da ne kadar saçma olduğunu anlayınca hissettiğin duygudur yalnızlık.
hiçbir zaman iyi bir duygu değildi, asla da olmayacak.
en umulmadık vakitlerde, düştüğümüz kuyudur yalnızlık.
can sıkıcıdır. kınına batırır acılarımı, bir dövme gibi işlenir yüregime. büyük askılarını boynuma asıp, çaresizlik içinde sallandırır. delik deşik kalbim, tüm keşmekeşi içinde beklerken ecelini; önce etrafımı sarar sımsıkı, ruhuma ulaşmadan önce. kızgınlık ya da pişmanlık sorgularken, tükenir satırlarım, bitirir tüm tümcelerimi. bütün sırları mühürleyip ödünç aldığı izniyle, agzımdan burnumdan yalnızlık gelir. bazen cinnet nöbetlerimin her birinde, keşkelerimle vücut bulur. zehrini sızdırıp azar azar, eritir içimi.
iyileştirmez yaraları, sadece soğutur.
kabuk baglar.
zaman durur o anda.
ötesi yok yalnızlığın.
çaresizliğin hüznüyle doluşurlar bir odaya.
" hani " diyorum " belki " ya da " keşke " öznesiz bir cümle! belli-belirisiz.. silik-soluk.. dövüyor yağmurun camı dövdüğü gibi içimi.
" insan bazen o kadar yalnızdır ki, yalnızlıgıyla konuşur " da bahsedilen insan olur.
insanı düşünmeye sevk eden durumdur. fazla düşünen insan dünyanın ne kadar saçma biyer olduğunu, insanların ne kadar aptal olduklarını ve ne kadar basit hareketlerde bulunabildiklerini, hayatın hiçbir anlamı olmadığını anlar. ve sonra da neden ölmek varken acı çekmeyi seçeyim ki düşüncesine kapılır. eğer ona kapılmıyorsa da büyük ihtimalle yalnız bireyimiz artık sosyal fobi hastalığına sahiptir.
Ayrıca güzel bir söz: arkadaşlar insanlara birçok şey öğretebilir fakat bilgeliğin okulu yalnızlıktır.
ağladığınızda sesinizi duyup yanınıza ,içerden koşup bir gelenin olmamasıdır.
uyuyakaldığınızda üstünüzün açık kalmasıdır.
akşamları eve geldiğinizde zile basmayı artık unutmaktır.
yol filmi muziklerinin belki de en acitani olan zulfu livaneli ezgisidir. film bitip yazilar akmaya basladiginda hissettiginiz duygudur en hafifinden. yol akar gider uzun tren yollari boyunca ama yalnizlik hep baki kalir. bir de nemli gozler...