izlerken bir kere olsun bile gülemeyen tek insan ben miyim? diye düşündüğüm dizi. bir kez bile gülümsetmemiştir. acaba bende mi bir sorun var yoksa aynı durumda olan yazarlar varmıdır?
bu kadar iyi oyuncunun böyle saçma bir senaryolar dizisi ile yazık edilmesi üzücü.
hele orçun iyice çekilmez, sinir bi tip yahu.
vahşi kapitalizm her anını ele geçirmiş durumda dizinin ayrıca.
adım atsalar reklam yahu.
reklamların arasına dizi sıkıştırılmış gibi bi şey.
bu son 14. bölümdeki baby talk hadiesi cidden yarmıştır.
umarım "cocuk gibi konuşan çiftler" gerekli mesajı almıştır, ne kadar antipatik göründüklerini anlamıştır...
aaa ayrıca da,
---spoiler---
tufan hoca: "şimdi sahneyi anlatıyorum, yazgı içerde oturuyor vıy vıy vıy türkü söylüyor, içeriye zahter geliyor bıy bıy bıy bişeler söylüyor. işte sonra bla bla bla konuşmalar "ikimizde töre kurbanıyız" falan filan, sonra hepten lili lili lili lili lili lili vıli vıli vıli ye bağlıyoruz , ve bitiriyoruz. anlaşıldı mı?
sahnesi ile yarmıştır. bu töre dizisi olayı,ve iş bilmeyen, ucuz yöntemlerle dizileri izlenir hale getirmeye çalışan yönetmen tiplemesini çok güzel ti ye alıyorlar yahu... dizide en sevdiğim sahneler ciddi ciddi fıratın yazgısının setinde geçen sahneler.
antalya tv ödüllerinde leyla ile mecnun dururken en iyi komedi dizisi ödülünü almasına deli gibi sinirlendiğim, bu sinirle bi daha izlememeyi düşündüğüm dizi.
bu dizi tamamen gürse birsel'in kendi dünyasını anlatıyor. yani bu kadına para veriyorlar hayallerini insanlara izletmek için. kişi
prototiplerine bir bakın, hiçbirisi gerçek dünyada bulunur mu? bulunmaz. hala 60lı yıllardan kalma bir bıyıkla ortada gezen bir tip, sonra kızlarının giyimine kuşamına karışmayan ama görece muhafazakar ve muhtemelen de göçmen bir baba. ağzını yamultuşu gayet zorlama olan bir tip daha. hasta mıdır sorunlu mudur belirsiz... kısaca, senarist hanımın gündüz düşleri...
birilerini etnik kökeninden dolayı rahatsız eden dizi. gayet objektif bir yaklaşım ile beyaz camı şenlendiren en iyi komedi dizisi.
gerçekler acıdır aşkitolarım.
ne yani poşu takmış ensest birini övseler hoşuna mı gidecekti. eleştiri bile yapamayan subjektif lahmacun* seni.
izlemeyin yalan dünya yı. sen sakarya fırat izle, ne biliyim behzat ç izle dadmin* ol. kendi dünyan da yaşa, hatta 15 sene önce göç ettiğin köyüne geri dön ki sokaklar temizlensin, doktorlara kimse saldırmasın.
karakterler ayrı ayrı iyi, güzel lakin konu olarak o kadar yavan ki dizi, "bu mudur?" yani diye söylenmeden edemiyorsunuz. o gülme efektleri, yalnızca belli bir kesime hitap eden dünyası, zorlama esprileriyle komik olmaktan ziyade "bitse de gitsek" vaziyetine büründürüyor. ııh, olmamış gülsecim, olmamış.
boş zamanları güzel dolduracak bir dizi; ama avrupa yakası, ikinci bahar, bizimkiler gibi 'özlenen' ve ''olsa da izlesek...' denilecek bir dizi olabileceğini çok düşünmüyorum, çağatay'a rağmen.
anne baba olmamış.
ışık kötü. çok yapay duruyo. avrupa yakası daha sıcaktı. farklı bir filtre kullansınlar.
bir de irem sak'ın oynadığı tülay karakterine karaktersiz bi diyalekt uydurmuşlar. roman desen değil, iç anadolu desen değil, yok yere önünü tıkamışlar. bence yeteneklerini (bkz: 5'er beşer) daha özgürce sergileyebileceği esnek sade bi dil kullanmalıydı. kullandığı dil karakterin önüne geçmiş.
genel olarak şive, diyalekt olayını karadenizli elemanla selahattine bıraksınlar. fazlasına gerek yok.
dizi güzel iyi yolda. ama yer yer revizyona gidilmeli.
orçun ve nurhayat konuşma sırasında, orçun kızlarla öpüşmekten konuyu açar ve şu muhabbet gelişir:
nurhayat: sen küçüksün bilmiyorsun. insanın ayağı ağzından daha steril daha mikropsuzmuş. düşün.
orçun: e ben ne yapayım o zaman. ayağını mı yalayayım kızın.
bu da bonus olsun:
gülistan: sen kaykaya mı bindin orçun, vallaha bir gün kayacaksın.
orçun: anne amaç o zaten!
avrupa yakası'ndan sonra çok şeyler beklenen dizidir. yalnız beklenenlerin yarısını değil çeyreğini bile karşılamamıştır.
bir ara ümitlendirdi ama fos çıktı.