her canlı mutlak suretle yaşıyordur. yaşam diye belirtilen bu süreçte onurlu ve kaliteli duruşunu olgunlukla sergileyebilenler yaşam kalitesini yüksek tutanlardır. yaşam kalitesi sadece bir takım nesnelere sahip olmak demek değildir yaşam kalitesi bu pratiği mümkün mertebe gerçekleştirenlerin becerebileceği bir olaydır. eğer yaşam denilen kimine göre zindan kimine göre cennet bahçesinde insan kavramına uygun şekilde yaşıyorsak bunu hak ediyoruz demektir. öteki türlüsü de sadece nefes al-ver ve kaçınılmaz son olarak ölüm. bir insanın ölmesi doğması gibi olmamalı. bir insanın yaşamı bu dünya bıraktığı insanların yüreğinde ve ağzında çıkan yad edilme sözlerinde saklıdır. gittikçe kahpelikleriyle ünlenen bir yaşam formunda kahpelikleriyle bile gurur duyanlara inat halen böyle insanlar varmış denilmesi o muteber insanın bir yaşamı hak ettiğini tasdik eder. bu dünyaya kimler gelmedi ki. hangi padişahlar hangi küheylanlar hangi baba yiğitler hangi destanlara imza atan yüce insalar. hepsinin tek farkı işte burada gizlidir. yaşadığımız hayatı bir öküzün trene bakıpta anlayamaması gibi yapmadılar ve bu dünyaya iz bırakıp gittiler. bizler o kahramanlara özenebiliriz belki ama onlar gibi olamayız kılıçlarımızla savaşarak orayı burayı fethederek. günümüz yaşamında esas alınması gereken insanların gönüllerini güzelliklerimiz fethetmek ve o insan hatırladığı zaman içinin titremesi gerektir. eğer biz günümüzde bu gönül fetihlerini gerçekleştirebiliyor ve onurlu dik duruşumuzla yaşamda yer edinmişsek bu yaşamı biz hak etmişiz anlamına geliyor. ne mutlu ki gönülleri güzellikleriyle fetheden bir karıncayı incitmekten korkan o güzel insanlara.
bugün, bir daha yaşayamayacağım/düşünemeyeceğim şeyleri gördüm.
örneğin bir mühendisin ve ya doktorun da insan olduğunu.
büyükler bize hep mühendis, doktor olmayı öğütlediler.
ve hep bizde bu amaç için yaşadık.
şimdi bakıyorum da, ben hiç bir mühendisin, doktorun insan olabileceği gerçeğiyle yüzleşmemişim. ve bugün bunun şaşkınlığı içerisindeyim.
bilmiyorum, bize hiç insan ol demediler. bundan olsa gerek, bir parka, bir kot bir kazak yaşadık. cebimizde hep bir paket sigaradan gayrısını taşımadık hoş o paketin de hep son dalı vardır içinde..
allahtan korkmayı öğütlediler hep, sen onu sev, o da seni sevsin demediler hiç. biliyor musunuz? ben ilk cesaret gösterisini rabbi red ederek gerçekleştirdim. bilmiyorum böyle yüreğimden birşeyler uçtu, sonradan pişman oldum ama...
küçüktük televizyonlarda öpüşmeli sahneleri izletmezlerdi bize, bundandır ilk aşık olduğumu düşündüğümde , aşık olduğum kızı okulun tuvaletinde öpüşerek hayal ederdim.
büyüdüm, şimdi ise kafamı omzuna yaslayıp ağlayabileceğim bir aşk arar oldum. insan değişiyor mu ne?
anne pantolonum yok diyorum, benim sorunum değil, 20 yaşındasın çalış al diyor. zatne seni bu yaşına kadar o oda da oturttuğum kabahat, 20 yaşındaki delikanlının ekmeğini ben, yemeğini ben veriyorum, ben senin gibiyken bir etekle gelin gittim diyor, bende merak etme benim de bir pantolonum var aynı sayılırız deyince başlıyor ağlamaya.
kitap okumamız söylendi bize hep, büyük adam olmayı öğütlediler, bu sözlerini tuttum, gittim kitap okudum hep, her türlüsünü. lakin kitap almk için para istedikleri zaman da, bizim öyle şeylere verecek paramız yok, kitabı bırak ekmeği zor alıyoruz dediler.
şimdi, bu yukarıya bir sürü şey yazmışlar ve 25. entryi okuyorum, '' şerefsize aymaza inat, yaşamak '' diyor.
dostum ben şerefli yaşadım lakin, üstümde hiç birşey yok. ne ceket, ne süveter. söylesene bana ben yaşıyor muyum?
ancak arada bir gerçekten yaşayacaksın :
duygusal olarak "unutulmaz bir an" denen
yaşam aralıklarından birinde, tam kendin olarak,
tam kendisiyle yüzyüze geldiğin bir başka kişiyle
birlikte, birşey yaşadığında (bir sevinç, bir acı...)
-- o zaman gerçekten yaşarsın.
ama bu "an"ları son derece seyrek yaşarsın
(kimi insanlar --çoğunluk?-- bunları hiç yaşamaz
belki); son derece de kısa... gene de, bunların sağladığı
anlam yoğunluğu, yaşamının bütün geriye kalan
çölünü yeşertmeye yetecek.
Namusunla yaşa , Şerefinle öl. Yaşamak 3 kelimedir doğarsın büyürsün ve geberirsin , senden kalan tek hatıra bıraktığın eserlerdir . Çoğu insan bu dönemde yaşamanın değerini bilmiyor kafalarına göre ruhsuzluklar yapıyor 2. şans çoğu zaman hiç kimseye verilmeyecek .
yaşamak sadece nefes almak mıdır?ya da uyuyup uyanmak...hayır yaşamak hayatı anlamlı kılmaktır acısıyla güzellğiyle kahkasayla gözyaşıyla dibe vuruşuyla umuduyla vedasıyla kavuşmasıyla hayata dair ne varsa her şeyi tatmaktır yaşamak.
hayatın bize getirdiklerine bağlı olarak ve çok fazla beklentin olmadığı sürece yaşamak çok çok çok güzeldir.yaşamayı sevmenin en basit yolu bütün duyularınla yaşamaktır.
bir çikolatayı yerken gözlerini kapatıp onun tadına varmak , gökyüzüne bakıp yıldızları seyretmek , sevdiğin şarkıyı tekrar tekrar dinlemek , mis gibi kahvenin kokusunu içine çekmek , sevdiklerine sarılmak bunların hepsi insanı mutlu etmeli ve bunlara sahip olabildiği için ne kadar şanslı olduğu düşünüp yaşamayı deli gibi sevmeli inadına yaşamalıdır.
oyun oynamaktır. ölünce diğerlerinin de ölmesini beklersiniz. eğer şanslı iseniz reenkarne olursunuz. ve oyun bir kez daha başlar. (bkz: counter strike)
yaşamak, gözlerinde yaşamak, kelimelerin büyülü dünyasında yaşamak. kimi zaman o kadar yalnızım ki bu yaşam denilen kör kuyunun içinde. ve kimi zaman öylesine zor ki sensizlik. bedenim nefessiz kaldı bugün, boğuluyor sensizliğin verdiği acı uğultuların eşliğinde ve özgürlüğünü istiyor yaşam denilen o sonsuzluk halesinden. işte bu gece nefessiz kalmış bedenime bir damla can versin diye nefesini bekliyor kalbim. ve bu sabahın fecrinde gözlerindeki o altın sarısı ışığı görememektir yoksulluğum. bazen kendime soruyorum peki yaşamak nedir? biliyormusun kalbim tek bir cevap veriyor "yaşamak daha sabahın ilk ışıklarında gözlerindeki o altuni ışığı görmektir ve yaşamak senin gözlerindeki zerin zerresinde gizlidir."