yanlış zamanlarda dinlenirse morali yerle bir eden şarkıdır. syd barrett için yazılmıştır ancak dünya nüfusunun yarısı tarafından aşk şarkısı muammelesi görmektedir. şarkıda yüklü olan duygu yoğunluğu düşünülürse, o kadar da suçlamamak gerekir aslında..
bi çok gruba şarkı ismi olmuş cümle fakat aralarından en güzelleri pink floyd'un ve finlandiyalı grup nightwish'indir. genelde sevgililere şarkı olurlar ama zevkli olanlarına tabi.
boktan bir istanbul gecesinde, bünyeyi sarıp sarmalamış özlem var. lafı geçmedi syd'in, hatta pink floyd'un. ama bilirdik ki aldığımız nefeste, dudaklarımızdan dökülen fısıltıda, gözlerimizden dökülen yaşlarda, içimize çektiğimiz dumanda onlar var. syd var, gilmour var, roger, rick ve nick var. onların melodileri çalınırken kulaklarımıza, yad ettik onlarla beraber tüm sevdiklerimizi, kaybettiklerimizi, gidenleri ve dönmeyenleri. andık tüm sabrımız ve özlemimizle. "biz iki kayıp ruhuz, aynı akvaryumda yüzen" dediler, bağlandı ruhlarımız birbirlerine. "yıllarca dolaştık aynı yerlerde, ne bulduk ki? aynı korkuları" dediler, ölesiye pişman olduk. ve tekrar yankılandı o basit ancak bir çok şeyi anlatan cümle kulaklarımızda, beynimizde, ruhumuzda.
"sen çok genç gösteriyorsun" denilesi pink floyd şarkısı. eskimeye karşı direnci vardır. yer ve zaman farketmez, her dinlendiğinde içerde bir yerlere dokunur.
hiç bir zaman ne sevgiliye ne de bir başkasına, sadece ve sadece kendinize sormanız gerekn bir sorudur wish you were here...
40 sene sonra 40 sene önceki kendinize sorun bu şarkıyı... şimdiden söz verin kendinize, 40 sene sonra bu şarkıyı dinleyeceğim diye... ve düşünün ne cevap vereceğinizi...
pişmanlık? yalancılık? inkar?
yapmayın...
40 sene sonra 40 sene önceki kendinize kızmamak, öfkelenmemek, lanet etmemek için; keşke burada olsaydın dememek için...
emin olun pink floyd'un sırrı burada. daha güzel bir dünya yaratmak için zrilyon tane şey uyduruluyor... halbuki vereceğiniz kararlarda sadece şu soruyu hatırlayın... daha fazlasını değil...
And did you exchange A walk on part in the war, For a lead role in a cage?
savaşta yürüdüğün bir sahneyi, kafeste ki bir başrole, değiştin mi?
"o hüzünlü gitar soloyu ilk duyduğumda 15'imde olmalıyım.
gitarın açtığı yoldan bir bateri atak yapıyor, sonra bir çığlık, ağır melodik motiflerle ilerleyen parçayı yırtarcasına yükseliyordu:
"hatırlıyor musun, gençliğinde güneş gibi parıldardın/
şimdi semada kara deliklere benziyor bakışların/
patlat kendini çılgın elmas / haydi gel ve parılda!.."
kimbilir kaç uykusuz gecenin ortağıydı, kapağında yanarak el sıkışan adam olan bu albüm; kaç ayrılık kabusunun, kaç kavuşma hasretinin yoldaşıydı.
"şimdi aynı akvaryumda yüzen iki yitik ruhsuz yalnızca/
yıllar yılı aynı eski toprakları aşındırarak ne bulduk ki?
aynı eski korkulardan başka... / burada olsaydın keşke..."
şarkıya ilham veren adamın gerçek öyküsünü nice sonra öğrendim. (pink floyd, stüdyo imge, 1996)
adı; syd barret'ti.
cambridge lisesi'nden arkadaşı roger waters'la okul çıkışı, burs paralarını barlarda harcar, geceleri motor yarıştırır, sonra uyuşturucu ve seks için eve kapanırlardı.
o yıllarda bir yandan gitar çalmayı öğreniyor, bir yandan da rolling stones dinleyip, ilerde kuracakları grubu hayal ediyorlardı.
20 yaşına gelince hayalleri gerçek oldu.
syd gitar, roger bas çalıyor, aynı liseden rick wright klavyede, nick mason davulda oturuyordu.
gruba isim ararken syd, hayran olduğu iki cazcının, pink anderson'la flyod council'in adlarını birleştirmişti.
pink floyd böyle doğdu.
ilk albümde tüm sözleri syd barrett yazmıştı. yan yana düşen çılgın sözcüklerden şaşırtıcı mısralar oluşturan inanılmaz sözlerdi bunlar...
syd bir dahiydi; ama fazla "uçmaya" başlamıştı. güne, kahvesine acid atarak başlıyor, günde 3 - 4 kez tribe giriyordu.
cromwell yolunda harabe bir evde, pink ve floyd adında, kendisi gibi acid düşkünü iki kedi ve bir sürü insanla birlikte yaşıyordu.
1967'de çevresine bir "duvar" ördü ve hepten içine kapandı.
katıldıkları tv programlarında boş bakışlarla oturuyor, konserlerde saatlerce aynı akorları basıyordu.
sonunda 1968'de, adını verdiği ve ilk albümünün bütün sözlerini yazdığı gruptan kovuldu.
pink floyd, "çılgın dahi"sini kaybetmişti.
annesi syd'i bir sanatoryuma yatırdı. 8 yıl orada kaldı. bütün gün televizyon karşısında oturup şişmanlıyordu.
o, hayattan koparken, pink floyd şöhrete kavuştu. dark side of the moon'la hepten patlamışlardı.
1975'te yeni bir albüm için abbey road stüdyosuna girdiklerinde tuhaf bir şey oldu. hep önce müziği yapıp, sonra üzerine söz yazdıkları halde bu kez david'in hüzünlü gitar solosunu duyan roger, syd için bir şarkı yazmak istedi "keşke burada olsaydın" döküldü dilinden...
sonrasını rick wright anlatıyor:
"stüdyoya geldiğimde kanepede şişman, iri yarı, kel bir adam oturuyordu. miksaj masasında çalışmaya başladık. roger'a adamın kim olduğunu sordum, bilmediğini söyledi. 45 dakika sonra aniden bu adamın syd barrett olduğunu fark ettim. yıllardır onu görmemiştik ve tam kendisi için yazılan bir parçanın vokallerini kaydederken çıkagelmişti. dişlerini fırçalayıp yanımıza geldi:
'- peki ben gitar kayıtlarını ne zaman yapıyorum?' diye sordu.
'- üzgünüz syd, gitar kayıtları yapıldı' dedik."
roger waters ise o günü şöyle hatırlıyor:
"karşımda iri, şişman, delirmiş bir adam vardı. üstelik tam 'keşke burada olsaydın'ı kaydederken gelmişti. gözyaşlarımı tutamadım. syd tutkulu insanların yok oluşunun en uç noktasını simgeler. modern hayatın hüznüyle ancak böyle baş edebiliyordu".
geçen ay pink floyd, 35. yıldönümünü "echoes" (yankılar) adlı bir albümle kutladı. 26 eski şarkının yer aldığı albümü alıp cd - çalarıma koyduğumda, 15 yaşında başucumdan eksik etmediğim albümün kapağındaki "tokalaşırken yanan adam" geldi gözümün önüne...
buruk gitar soloyla başlayan parçayı seçtim ve onun hüzünlü tellerine tutunup çeyrek asır öncesine geçtim:
"hatırlar mısın, gençliğinde güneş gibi parıldardın /
şimdi semada kara delikler gibi bakışların... (..)
keşke burada olsaydın..."
syd barret in müzik için ne kadar büyük bir kayıp olduğunu dolaylıda olsa anlatan, kurduğu grubunun* üyeleri tarafından syd için yazılmış, harikulade bir parçadır.
sabahları kahvenin yanında acid içecek kadar bağımlılığını abartmış syd barret bu şarkı yazıldığında sanatoryum dadır.
"şimdi semada kara deliklere benziyor bakışların
keşke burada olsaydın."
edit: bende bu yazıyı arıyordum, bulunmuş; (bkz: #6373573) idioglossia ya teşekkürler.
pink floyd'un şahane şarkısı..gelmiş geçmiş en iyi şarkılardan biridir bana göre ve insanı bitiren kısmı da bu sözlerdir:
How I wish, how I wish you were here.
We're just two lost souls
Swimming in a fish bowl,
Year after year,
Running over the same old ground.
What have we found?
The same old fears.
Wish you were here.
zamanın ötesinde, mükemmel bir pink floyd albümüdür. 100 yılda geçse değerini kaybedeceğini düşünmüyorum. iyi ki barrett* vermiş ilhamı, iyi ki gilmour* ve waters* kendini aşmış da böyle aşmış bir albümü dinleme şansını yakalamışız.
derin sözler ve derin bir müzik... çok şey anlatır çok fazla hatırayı canlandırır... benim için özel anlamlar taşıyan bir şarkıdır. halada hayatımda var olan en sevdiğim insanla birbirmize bakarak söylediğimiz ender şarkılarımızdan biridir.
Pink Floyd'un eski üyeleri ve dostları Syd Barrett için yazdığı her dinlediğimde 20 yaşında kaybettiğim çok sevdiğim bir arkadaşımı aklıma getiren, hüzünlendiren şarkıdır.
pink floyd un hüzünlendiren şarkısıdır. girişi, sözleri, neresinden tutarsan garip bir şarkıdır. gözlerinizi kapatıp dinlemeniz tavsiye edilir.
--spoiler--
Ve kahramanların yerine hayaletleri koymaya mı zorladılar seni?
...
Biz yalnızca iki yitik ruhuz bir akvaryumda yüzen, yıllardır,
Aynı eski toprakları aşındırarak. Ne bulduk ki?
--spoiler--