benim canım memleketim. küçükken iyi hoştu. yazları zoraki de olsa gider, görürdüm memleketimi. sonraları baydı. ne dolmuş var ne bişi. ulan bi gidip büyükoturağı görün siz. incin top atıyor lan. şeker bayramında annemin zorlaması yüzünden gittik yine köye. ailecek tabii. anneannemde kaldık 1 hafta. ama nasıl bir haftaydı anlatamam. sıkıntıdan öldüm. hem yağmur yağıyor, hem güneş açıyor. neye uğradığımı şaşırdım. sonra baraja gittik.( bakın burası gerçekten güzeldir. mangal yakıp, keyfinize bakabilirsiniz. ) ailecek güldük eğlendik orda. birde uşakta yaşayanların şivesini anlamanız biraz zor olabilir. ( ben bile bazen anlamakta güçlük çekiyorum) ama iyidir, iyi. kışın kar görmek istiyorsanız, bir gidip ziyaret edebilirsiniz.
sadece 1 sene yaşadığım onda da anaokuluna gittiğim şehirdir. ben çok güzel hatırlarım orayı akşam bir saatten sonra araçlara kapanan kocaman caddesini, büyükbabamın rütbesine güvenmemle valilikte oyun parkıymış gibi daktilolarla oynayışımı. temelli eskişehir'e döndüğümde konuşmam bozuktu diye hatırlıyorum. arada izmir'e giderken ordan geçince içim bir garip olur.
kızlarının güzelliğiyle beni dumura uğratan memleket.
ayrıca türkiyede "ilk elektriği" kullanan ilmiş kendileri.şehrin girişine kocaman tabelayla bu şekilde yazmışlar.onun doğrusu "elektriği ilk kullanan" olacak.elektriği kullanana kadar türkçe öğreneydiniz ya.
şehir tatlı , hoş ama.meşhur bir kuru fasülyeci var adını unuttum ama giderseniz bulun orayı *
yaşaması belkide en kolay şehirdir. belediye, postane, tüm bankalar, adliye, hükümet binası, ofisler, iş merkezleri, okullar, pazaryeri gibi önemli yerlerin tamamı 1 km2 lik bir alandadır. kolaylıklar bahşeder insana mutlu eder.
uşak şehri, tarihi boyunca kendi yağı ile kavrulmuş bir şehir olarak nitelendirilebilir, gerek selçuklu gerek osmanlı gerekse cumhuriyet dönemine ait devlet kaynaklı bir eser görmek pek mümkün değildir. uşaklı kendi müteşebbis ruhu ile şehri bu hale getirmiştir. bu nedenle uşak'ı uşaklıları alkışlamak gerekir.
doğduğum ama büyüyemediğim, doğduğum ama doymadığım canım ilimdir, asıl memleketimdir. nitekim artık ya caneze ya ölüm genelliklede cenazede görebiliyorum. nitekim bu şehrin en güzel tarafı aşırı derece de matrak olan yerlisidir ve eşsiz tadıyla katmerdir. ben sohbetlerde istanbullu olduğumu söylerim genelde çünkü uşaklı bir tarafımız kalmadı ama yine uşaklı olduğumu hatırladım bu başlığı görünce.
ekmek fırını bulmakta zorlandığım *, insanların yol tarif ederken 8 kmlik yolu 700 - 800 metre diye anlattığı, ilginç mi ilginç, bana göre çok küçük bir şehrimiz.
dışardan gelip te il sınırları içinde dolmuşa ilk defa bineceklerin dikkat etmesi gereken bi durum vardır. siz siz olun duyduklarınıza çeşitli anlamlar yüklemeyin bizim gibi. sene 96 üniversite için ilk defa gelmişiz bu şehre bindik dolmuşa arkadan adamın biri elindeki parayı uzatıp "şunu şöföre geçiri ve" diye bi cümle kurdu. bi paraya baktım bi şöfere baktım uzun uzun. ama dolmuştakilere nasıl diyebilirdim ki:"dolmuşu bi boşaltın ben amcanın emanetini şöföre bi geçirim" diye. diyemedim tabi haliyle. ama ne zaman okul arkadaşlarımızla bir araya gelsek bu muhabbet hep dönmekte. sadece benim başımdan değil tüm arkadaşlarımda bunu ilk duyduklarında dumura uğramışlar çünkü.
kar yağdığında herkesin kardan adam yapmak için gece gündüz, çoluk çocuk sokaklara döküldüğü ancak ne hikmetse kimliği belirsiz birinin bu kardan adamları tek tek yıktığı bir şehirdir.
ulan iki dakika arkanı dönüyorsun koca kardan adam yok!
avrupa yakası dizisin de ata demirer'in tek bölüm için canlandırdığı sebastian isimli karakterin
mesleğidir. ata demirer bu tiplemesi ile unutulmaz bir performans sergilemiştir.