Söz gelişi milli irade deyince, bu tılsımlı sözün yaratacağı yankılarla çok bilimsel konuştuğumuzu sanırız. Bunun gibi, egemenlik deyince; hükümetin, bakanlıkların, meclislerin manevi şahsiyetleri deyince olup bitenleri, hükümetleri, bakanlıkları, meclisleri oluşturan kişilerden soyutlayarak, konuları, bir çeşit metafizik bulutlar içine sokarız. Bunu yaptık mı, gerisi kolay; bundan sonra kim milli iradeye karşı çıkabilir, kim egemenlik kavramını eleştirebilir, kim manevi şahsiyet kavramının dokunulmazlık zırhını deler!" Uğur Mumcu, Söz Meclisten içeri, s.1
25 sene önceki konuşmasıyla ışık saçmaya devam ediyordur.
--spoiler--
Hangi iktidar din sömürüsüne dayanmış, mutlaka yıkılmıştır. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarı, 49 yılında din derslerini kabul etti. Yıkıldı. Kurtaramadı bu ödün. Demokrat Parti, 1957'de Said-i Nursi'nin cübbesini bayrak yaptı. Ne oldu? Yıkıldı. Süleyman Demirel 1960'ların ortasında nurcuların, tarikatların, süleymancıların sakallarını okşadı. Ne oldu? Yıkıldı. Hac seferleri düzenleyen ANAP ne oldu? %20'ye indi. Halka güvenmek gerekiyor! Her kim ki din sömürüsünü kullanır. Bir süre yararlı olur belki. Ama sonunda mutlaka seçim sandığında yenilgiye uğrar. Halk affetmiyor. Din sömürüsünü affetmiyor halk. Bu çok önemli bir olgu, çok önemli bir sonuç, çok önemli bir gerçektir."
--spoiler--
Yabancılaşma, Kenanizm, Özalizm kitabını okuyup beğendiğim(tüm yazıları), Atatürkçü, düşünceleri yüzünden bir gün arabasına konan bomba ile suikaste kurban gitmiş yazardır.
Bugün tatlı su solcularımızın dillerinden düşmeyen ama düşünceleri anlayıp idrak edilemeyen insan .
''Sağcısı ve solcusu ile bu ülke bizim ülkemizdir. Yaşanan olay ise
açıkça bölücülüktür. Ulusal barışı ve bütünlüğü sarsan her olaya
nereden ve kimden gelirse gelsin yurttaşlık ve tarih bilinci ile karşı
koymak zorundayız. Bölücülüğe karşı sağcının da solcunun da elbirliği
yapması gereklidir.''
"Yargı organının hiçe sayıldığı bir ülkede, 'devlet bütünlüğü', 'milletin bölünmezliği' gibi kavramlar bir sömürüyü gözden kaçırmak için bulunan allı pullu zırhlardır" demiştir 12 temmuz 1976 tarihli yazısında.
Uğur mumcu nun öldürüldüğü yıllarda cep telefonları ve kapalı devre güvenlik kameralarının kullanımı yok denecek kadar azdı. Bu nedenle emniyet ve istihbarat birimleri uğur mumcu nun arabasına patlayıcı madde yerleştirenleri ellerinde delil olmadığı için yakalayamadı.
Günümüzde kapalı devre güvenlik kamera sistemleri yaygın şekilde kullanıldığından eşgal tespiti yaparak delil olabilecek ve suç olaylarını aydınlatacak ip uçlarına ulaşmak kolaylaşmıştır.
bu memleketin son gerçek gazetecilerinin en büyüğü. memleketi için ölen, çocuğundan vazgeçen yürekli bir adam...
kendisini anlatmak için sayfalarca yazı yazılabilir ve az gelir ama sadece her yeni günde televizyonlarda, gazetelerde gazeteci sıfatı altında geçinen korkak, yalaka, para yiyici tiplere bakmak yeterlidir. birde uğur mumcu'nun öldürüleceğini bile bile yaptıklarına . işte bu sayfalarca yazıyı, analizi, sosyolojik araştırmayı gereksiz kılar...
Çocukluğumu etkileyen bir cenaze merasimi vardı. Canlı değil tv'den izlemiştim. Anneme sordum:
- ben ölünce bu kadar insan cenazeme gelir mi?
Annem dudağını büktü. Büyük adam olursan belki gelirler dedi. Demek uğur mumcu büyük adamdı. Böyle ilişki kurdum. O dönem çok çocuğun ve büyüğün belleğindedir. Bir de madımak aklımda çok yer etti o sene. 1993 bende çok yer etti.
Tekin yayınevi galiba bir kampanya yaptı. Eksik olan kitapları öyle tamamlamıştık. Bizim evde önemli edebiyatçıların kitapları eksiksiz raftadır. Lakin mumcu edebiyatçı değildi. O büyük adam kontenjanından demek ki.
O hevesle kitaplarını okumaya çalıştım. Sonuç hüsran. Sonra gel zaman git zaman bu kitaplara atıflar yapılmaya başladı. Siyasete ilgim arttı. Lisede hırs yapıp ayda bir tanesini bitirmeye çalıştım. Kitapları okuyanlar bilir. Uğur mumcu'nun kitaplarında çok fazla isim olur. Normaldir. Çünkü araştırmacı gazeteciymiş. Miş diyorum, kitaplarını okusam da onu idrak edecek dönemde onla bir yaşamadım. Haliyle çok isimden dolayı defalarca okudum. Sıkıldım yine okudum. Bir sey fark ettim. Siyasi ve küresel aktörler değişse de oyun aynı oyun, amaç aynı amaç. Bir kitabını alın okuyun, olay çok eski tarihi anlatsa da bugüne dair şeyler bulunabilinir. Çünkü, belgelerle meselenin özü incelenmiş. Hukuk fakültesi mezunu olmasında bunun payı büyük. Tüm kitaplarını okudum yine ara ara bakarım.
Şimdi tv'deki basın yayındaki kuklalar, yalakaları gördükçe tiksiniyorum. Sürekli sövüyorum. Görmemek elde değil. Bir tane değil ki. illa biri bir yerde ortaya çıkıyor. (bkz: yandaş gazetecinin dübürü/#26248751) Muhalefet edeceğim diye çözüm üretmeyip sadece akp ve rte'yi eleştirenleri de sevmiyorum. Piyasada araştırmacı gazeteci pek kalmadı. Olanlar da ya baskı altında yazıyor ya da susturuluyor. Iste o yüzden uğur mumcu'nun farklı olduğunu ve bir bedel ödediğini görüyoruz. Bu bedel hayatına karşılık doğruları söylemekti. O yüzden yiğit birisiydi.
Ankara'da öğrencilik hayatımda mezarlıklarda çok gezdim.merak işte. Hem özellikle sessiz sakin ve serin olur. Cebeci asri mezarlığını tavsiye ederim. Işte uğur mumcu cebeci'de gömülüdür. Haritadan bakıp mezarlığa gittim. Acaba bulabilir miyim derken şak mezar karşıma çıktı. Meğer hemen bulunan bir yerdeymiş. O an bir karanfilim olsun isterdim. Bir fatihamı okuyup ruhuna gönderdim. Toprağına dokunup Kendimce teşekkür ettim. Iyi ki varmışsın dedim.
Ben 24 ocak gününü sevmiyorum. Aklıma uğur mumcu, ali gaffar okkan ve bu tarihte ölen ismail cem geliyor. Özal ve demirel'in 24 ocak kararları ile liberalizmi sonuna kadar aralayan soğuk maddi yüzü geliyor. Hep üşüyor içim. Uğurlar olsun deniliyor ama suçlular bulunmuyor. Dahası kollanıp aferin deniliyor. Ben affetmedim, sevenleri, yakinları hiç affetmedi ve affetmeyecek. Her hesap öteki dünyaya kalmasın burada da adalet olsun. Uğurlar bir kez daha ölmesin.
Kendisi gibi daha çok birey yetiştireceğimize, günden güne sinen, her gün daha çok korkan ve daha çok taraf tutan insanlarla çevrildik. Karanlığa bir mum yakmış; akabinde uğruna can verdiği halkı tarafından unutulmuş gazetecidir. Mekanı cennet olsun.