bu ülkenin karanlık geçmişinde kalacak olan gazeteci. ne yazık ki susurluk gibi asla aydınlatılamayacak olan olay. yıllardır kennedy suikasti aydınlatılamadı, tanıkların hepsi öldü bu olayda aynı şekilde doğalmışcasına unutturulacak. hem de göz göre göre. uğurlar olsun değil yazıklar olsun.
bir kişiye yapılan haksızlık, bütün topluma karşı işlenmiş bir suçtur. bu bilinci paylaşmak ve bu sorumluluğu yerleştirmek zorundayız. uygarca paylaşılan sorumluluk bilinci, özgürlüğün de demokrasinin de tek güvencesidir. bu güvence sağlanmadıkça, demokrasinin temelini tek bir taş bile konmuş olamaz.
unutmayalım ki, cesur bir kez korkak bin kez ölür. önemli olan insanın böyle bir toplumda bir mezar taşı gibi suskunluk simgesi olmamasıdır.
yargıçsınız: önünüzdeki sanığın suçsuz olduğunu biliyorsunuz. fakat emir almışsınız. mahkum edersiniz bile bile.
doktorsunuz: önünüze işkence evlerinden getirilen bir hasta çıkartırlar. verilen emirlere uyar, sahte raporlar düzenlersiniz.
memursunuz, amirsiniz: bir altınızdaki memurun sicilini bozmak için verilen emirleri körü körüne yerine getirirsiniz.
belki sivilsiniz. terfi bekliyorsunuzdur.
belki de albaysınız. generallik sırasındasınızdır.
hemen bozarsınız sicilleri. başkalarının mutsuzluğu üzerine kendi mutluluğunuzu kurmak istersiniz.
kimler gelir kimler geçer, böylece...
aynı çark insanları öğütür. dönme dolap gibidir yaşam:
bakarsınız yüksektesiniz, bir bakmışsınız inmişsinizdir o yükseklerden.
geriye sadece insanın kişiliği ve onuru kalmıştır.
Şuanda kendi gibi tek bir gazetecinin kalmadığı büyük insan.
"bir insan kendi ülkesinin devrimcisi olmalı benim görüşüm bu. ulusal bağımsız sol, ben sosyalist eğilimliyim, işçi sınıfının, emekçi sınıf ve tabakaların demokratik yollarla iktidara gelmesini istiyorum...." uğur mumcu. http://www.bbc.co.uk/turk...wm&bbcws=1&news=1
bu konular üzerinde düşünürken asala'nın yayımladığı 'asala interview' adlı broşürü okuyoruz. broşürün 15. sayfasında 'joint asala-kürdish workers party press conference' başlıklı bölümde pkk adlı ayrımcı kürt terörist örgütü ile asala'nın birlikte düzenledikleri basın toplantısının tutanağını okuyoruz.
işte pkk-asala işbirliği, hem de kendi ağızlarından.
londra'da collet's kitapevinde serbestçe satılan bir başka broşür 'interview with mihran mihranian' başlığını taşıyor. bu broşürün 40. sayfasında da kürt-ermeni işbirliği ile ilgili açıklamalar yer alıyor.
bunlar kendi yayınlarıdır.
londra'da " p.o. box, w3 h z j" yazışma adresindeki 'armenian national commitee' adlı broşürde de ermeniler'in türkler'e karşı yönelttikleri kanlı eylemler savunulmaktadır. (aynı adlı derginin ekim 1984 sayısı, s: 4)
türkiye'de 'eruh olayları' olurken, tkp genel sekreteri haydar kutlu'nun etnik kışkırtıcılığa dayalı konuşması yayımlanıyor (information bulletin, s: 10). londra'da collet's kitapevi'nde satılan 'gerçeğin sesi' adlı dergide de etnik terörizme yeşil ışık yakıcı yayınlar yer alıyor. tkp'nin yayın organı 'atılım' adlı broşürlerde de 'kürt' ve 'ermeni' sorunuyla ilgili yayınlar, etnik kökenli olayların nasıl değerlendirildiğini -hiçbir yorum gerektirmeyecek biçimde- ortaya koyuyor.
terör çokuluslu ve karmaşık bir olaydır. bu çokuluslu ve karmaşık olay, binbir türlü nedene bağlı olarak gündeme geliyor. bu yüzden türkiye'de teröre karşı olan insanların hiçbir siyasal ve ideolojik önyargıya sağlanmadan yaşanan somut gerçekleri görmeleri gerekir.
gerçeği yadsıyarak 'devrimcilik' yapılmaz. eğer türkiye'de teröristlerin kullandıkları silahların 'NATO ülkelerinde üretilip, sosyalist Bulgaristan aracılığı ile Türkiye'ye sokulduğu' kanıtlanmışsa bu gerçeklere göz kapayarak 'sosyalist' de olunmaz. cia'nın yoksul ülkelerdeki kanlı darbelerdeki parmak izleri görmezlikten gelinerek batı türü demokrasi de savunulamaz.
bu gerçekleri sergilemek ne 'anti-komünizm'dir, ne de 'anti-Sovyetizm'.. Yalnızca yurtseverliktir. Yurtseverlik bilinci de öyle alınıp satılamaz; insanların vicdanlarında ve yüreklerinde oluşur.
ermeni ve kürt terörizmi, iki kanlı örgütü, PKK ve ASALA'yı bir araya getirmişken, bir Türk aydınının, Türk devrimcilerinin görevi, bu terörü destekleyen, dolaylı ya da dolaysız biçimde bu örgütlere arka çıkan bütün kişi ve kuruluşlara karşı açık savaşa girmektir. Bu hem insanlık, hem de yurttaşlık görevidir.
Terörün acısını ülke olarak biz biliriz, biz!..
Nice yürekli aydınımızı, nice yiğit sendika liderini, nice bıyığı terlememiş gencimizi, nice seçkin diplomatımızı, bu uğursuz teröre kurban veren bir ülkenin yazarı ve çizeri olarak görevimiz, teröre karşı demokrasi, insanlık ve uygarlık savaşı vermektir.
Türk solunun önünde üç dikenli tel duruyor.
Bunlardan biri, 'sol serüvencilik' dediğimiz silahlı eylemlerdir.
ikincisi, solun, bölücü akımlara araç ve maske olarak kullanılmasıdır.
Üçüncüsü ise solun Sovyet Marksizminin ideolojik çizgisine kapılmasıdır.
Bu üç tehlike ve ideolojik sapmadan kendini koruyan Türk solu, 'aslan yavrularının büyüdüğü gibi' büyüyüp serpilecektir.
Bağımsızlık, Türk solunun erginlik ve kişilik sorunudur.
Ben Atatürkçüyüm.
Ben Cumhuriyetçiyim.
Ben laikim.
Ben anti- emperyalistim.
Ben bağımsız Türkiye'den yanayım.
Ben özgürlükçüyüm.
Ben insan hakları savunucusuyum.
Ben terörün karşısındayım.
Ben, yobazların, hırsızların, vurguncuların, çıkarcıların düşmanıyım.
Öyleyse vurun, parçalayın!
Her parçamdan benim gibiler, beni aşacaklar çıkacaktır
Çıkmadı senin gibiler malesef..
cinayet davasının zaman aşımına uğramasına beş gün kalan merhum gazetecidir. vicdanıyla götü yer değiştiren insanların tekelinde olan sözde adaletimizin kazıklarına alıştık gerçi biz. bu da güzel ülkemin tarih sayfalarına kara bir leke olarak geçer, geçer de kim ders alır orası muamma..
faili kontrgerilladır. cem erseveri öldürenler onuda cem in belgelerini ve devletin mafya ve terör bağlantılarını günyüzüne çıkarmasından çekinen şerefsiz haysiyetsiz vatan hainlerinin suikastine kurban giden ülkenin en kuvvetli kalemlerinden büyük düşünür.
uğur mumcu cinayeti resmi olarak aydınlatılmamış gibi gözüyor olabilir. lakin aslında her şey ilk günden bugüne biliniyordu. ve fakat bunu hatırlamak, detayları tahlil etmek isteyeceklere eşi güldal mumcu'nun yazdığı içimden geçen zaman isimli kitabı öneririm. bu öyle bir kitaptır ki sadece uğur mumcu cinayeti için yazılmamıştır, faili meçhulün türkiye de ne demek olduğu ve bu anlam üzerinden yasama, yürütme ve yargı denilen kurumların aslında olmadığı, dolayısıyla demokrasi kelimesinin palavradan ibaret bir kavram olduğu sonucuna varıyorsunuz.
şu an sırf para mevki gibi boktan şeyler uğruna yüksek mevkilerdeki insanların önünde köpekler gibi eğilen yamulan hayvandan farksız olan kendine "gazetec,, araştırmacı, yazar" gibi sıfatları yakıştıran şerefsizleri gördüğüm zaman mumu bırak projektörlerle aradığım büyük ve gerçek gazeteci ,yazardır. başı diktir kalemi keskindir ve aynı zamanda yaptığı araştırmalarla mafya-polis-devlet ilişkisini de çözdüğü söylenir.(ki bence öyledir.) aynı zamanda ileri görüşlüdür ve taa yıllar öncesinden bize şunları söyleyebilmiştir.
-imam hatip okulları ne işe yarar? bunlar imam hatip olmuyorlar. yargıç, savcı oluyorlar, kaymakam oluyorlar. yapılan bir araştırma kaymakam yetiştiren bölümlerdeki öğrencilerin %41'inin ilahiyat kökenli olduğunu gösterdi. 2000 yılında doğrudan baktığımızda vali ilahiyat fakültesi mezunu, emniyet müdürü islam enstitüsü mezunu, kaymakam imam hatip mezunu olacak...
-imam-hatipliler din adamı olarak çalıştırılmayacaklarsa neden art arda imam-hatip okulları açılıyor. neden bu okullardaki öğrenci sayısı her yıl bu kadar artıyor?