ukalalık ya da megalomani olarak algılanmasın ama bazı insanların yolculukları diğerlerinden uzun oluyor. ben yaşıtlarımdan erken geliştim, farklı bir hayat yaşıyorum. benim kıstaslarım onlarınkinden her zaman farklı oldu. genellikle beraber olduğum kadınlar benden yaşça büyüktü. normal yaşamda ayakları çok yere basan bir adamken bir yanım da çok maceracı, her günü sürprizle bekliyorum yarın ne yaşayacağım acaba diye. hiç program yapmam örneğin. bir de geceleri yaşamaktan hoşlanıyorum, gece olduğu anda enerji toplamaya başlıyorum, bu çocukluğumdan beri böyle. erken yatamıyorum, genel bir sorumsuzluğum var hayata karşı.
tek sorumluluğum piyano, müzik.. ne yapacağımı bilememek özgürlüğümü yaşatıyor bana ve bu durum çok hoşuma gidiyor. yaşlılığı çok düşünüyorum ben, yaşlandığım zaman bu heyecanları yine taşıyacağım mı diyorum. attila ilhan'ın bir lafı vardır ya, aslında idam mahkumlarıdır yaşlılar, diye. bu yüzden her şeyi yaşamak istiyorum. hızlı yaşamaktan ben de zaman zaman korkuyorum ama ilerisini şimdiden göremem.
yani hızlı yaşayıp bütün yaşanacak şeyleri tüketmekten korkuyorum, bazı keyifleri belirli yerlere bölmeye çalışıyorum ama yaşanacak çok şey de var, hayata karşı çok büyük enerjim var..
--spoiler-- * serserim benim ne güzel adamdın sen.
gibi şarkıları yazdıran büyük insan. yahu bunlar benim çocukluğumdan beri en severek dinlediğim ve sevdiğim erkeği düşündüğüm yegane şarkılardı meğersen hepsi uzay heparına yazılmış. ne adammış, uçana kaçana kaymış rahmetlik.
insanın yaptığı sanatla, eserleriyle öldükten sonra bile yaşadığının en mükemmel kanıtı. belki bir çok şarkıya benliğini katmıştır ama en çok "küçüğüm" adlı şarkıda piyanosunu dinlediğimde etkilenirim. gözlerimin önüne gelir. ölümü bana bu kadar acı geliyosa, ailesine sezen aksuya ne kadar acı geliyodur kimbilir. üzgündür öldüğü için. yapmak istediklerini yapamadığından. bu kadar zor mu öyle birinin bir daha dünyaya gelmesi? bu kadar zor mu tanrının bazı insanlara torpilli davranıp "hadi vazgeçtim sen geri git. hem burda ne yapacaksın ki. bura sana göre değil " demesi. ah canım benim. mutlusundur umarım gittiğin yerde. umarım yukardan sevdiklerini görüp hasret giderebiliyosundur. çünkü sana özlemimiz dinmiyor hiç. en azından sen hasretini dindir.
Sezen Aksu ile aşk yaşadığı dönemde Yıldız Tilbe ile bir gece geçirdiği itiraf edilen 'müzik kişisi': yıldız tilbe bir zamanlar sezen aksu'nun evinde kalırmış ve o (o zaman) bacak kadar çocuk sezen'in sevgilisiymiş. sonra ayrılmışlar ama uzay sezen'in yakasından düşememiş. bir gece sarhoş gelmişler eve, yıldız ile uzay o gece... ertesi sabah yıldız pişman olup durumu sezen'e anlatmış. sonra: http://www.nethaber.com/v...-sevgilisiyle-yattim.html
kimse tanımazdı bende dahil ama ölünce okuldaki kızlar heryere salya sümük "seni seviyoru uzay,uzay kalbimizdesin" falan filan diye yazmışlardı ölünce şöhret oldu rahmetli...
''20 metrelik bir ölüm uçuşundan canlı olarak kurtulan Heparı,boynundaki iki kırık,basındaki travma ve gecirdigi ic kanamaya ragmen yasam savası veriyor.'' demistir Hurriyet,21 mayıs 1994'te
Bir dahi, bir aranjör, bir eş, bir sevgili, bir baba, bir evlat, bir aşk, bir sevgi, bir kahkaha, bir sardeniks, bir sidarta idi kocaman bir Uzay... anne-baba-çocuklu sıradan bir salon akşamı, fonda tv sesi, anne-babanın kahve keyfi arasında keşfettim Uzay'ı, keşfediş o keşfediş.. O zamandan beri düştüm 90ların bestelerinin peşine.. Ne asil 90lar, müziğin bugune gelişmediğini yalnızca değiştiğini bir tokat gibi vuruyor yüzümüze.. Hayatın bize ne nimetler verdiğini göstermek için doğmuş, bize sıkı bir ders vermek için erkenden gitmiş bize en baba acıyı O sadece 13 yaşındayken ''hayatı kurcalama, hayat puşttur. Bir gün sen de anlarsın. '' diyen şarapçıdan çok daha acı bir biçimde, giderek göstermiştir. Sıradan ama bir o kadar da detaya indiğinde farkını ortaya koyan bir genç yaşam...Daha hiç bir yakınını kaybetmemiş bana, ölüm acısına kapı komşu yapan insan, bir gün karşılaşmak için dua ettiren insan. Babacığımı güzel bir pazar günü * Zincirlikuyu yoluna koyduran insan...
Şimdi O'nu masum bir koruma hissi sarıyor, olağan bir saygısızlık albümü ile, içini acıtacak bir albüm ile birileri para kazanmaya çalışıyor, birileri ardından şarkılar yazıyor, söylemeye kalkınca bayılıyor ancak sıra tribute gelinde in-cin top oynuyor hatta onlar bile yok yerinde ayşe özyılmazel-4 yüz at koşturuyor! Bu kadar zeki, bu kadar büyük, bu kadar hızlı adı üzerinde Uzay gibi birini unutmadıktan sonra anmanın bir anlamı yok.. Onu bırak böyle ucuz oyunlara gerek yok! Bırakılsa da yalnızca o şarkıların orjinalleri ile, Gece,Melek ve Bizim Çocuklar ile unutturulmasa, asil,asi duruşu bozulmasa; bozdurulmasa.
Ah Uzay.. Karanfil'e can veren Uzay..
ölümünden sonra ortaya çıkan doğulu kapıcı(arabesk)-eşcinsel eküri(bi tarzı yok)-pavyon kadını(fantezi)-motor manken(pop) benzeri şarkıcıların sayısındaki artış dikkatinizi çekti mi?
uzay boşluğuna karıştı karanfillerimiz,uzay boşluklarına karıştı sessiz çığlıklarımız.karanfillerimizin yerine lahmacunlara yedirilen maydanozlar var artık.
uzay boşluğuna karışmak istedik biz de uzaydan sonra olanları gördükçe;türkiye lahmacun seven yapımcılar sirkine hoşgeldiniz!
--spoiler--
şiir mi yazsak?
az kaldı.
ama bitmiyor.
gülümse biraz.
yine de.
--spoiler--
Sensiz geçen 15 yıl... Tam 15 yıl önce bugün, ait olduğun yere, meleklerin cennetine gitmek üzere terkettin bizi. Ama gel gör ki, hiçbir şey bıraktığın gibi değil. Ne kadar az yol almışız aslında, ne kadar az... Yolun başındaymışız meğer. Elimizde yalandan, kocaman, rengarenk, geçici, oyuncak zaferler... Ne esiyoruz, ne de yağıyoruz. Duruyoruz sadece mateme dilsiz, dağ gibi. Dualarımız ve duvarlarımız var. Yazıyoruz, söylüyoruiz yana yana ismini. Keşke hep burda kalsaydın... Rahat uyu güzel insan.