çükünü kestirip erkekliğe veda edecek, bu sayede kızla buluşmak zorunda kalmayacaktı. bu süper fikri iyiden iyiye benimseyen genç adam mutfağa yöneldi. önünde 3 seçenek vardı; ya bıçakla kesecekti, ya ocağın küçük gözünde yakacaktı, ya da rendeyle rendeleyecekti. genç adam kararını verdi ve
the end derken aslında çokta ciddi olmadığının kendiside farkındaydı, zaten kendi edasını kendi bozmasıyla tanınan ironik birisiydi. tüm bu olanları kafasında hızlı bir şekilde toparlamaya çalışırken bugün dnr da gözüne çarpan kürk mantolu madonna kitabının karekteri olan raif efendi bir anda aklına geliverdi ve hemen ardındanda ismail yk nın bas gaza şarkısı. tüm bu olanlara anlam veremiyordu gerçekten. çok anlamsız ve birbirinden bağımsız fikirlerin sürekli ve istemsiz olarak aklına neden geldiğini düşünmeye çalışıyorduki çalan zil ile birden bire irkildi.
kapıyı açtığında karşısında sırtına bohçasını almış, esmer tenli ve pasaklı bir kadın gördü. yıllar önce hacı hüsrevden göçüp sawyer'a kapı komşusu olan cingan nebahat idi bu.
cep telefonunu cebine geri koyduktan sonra danaya doğru bir adım atacaktı ki, sessizlik bir el silah sesiyle bozuldu. son duyduğu ses de bu oldu.
sıtivırt işini yapmış olmanın verdiği huzurla tabancasını yerine koydu ve arkasına baktı. ordaydı, tam arkasında. tanıdık bir yüz görmenin verdiği keyifle ufak bir gülümseme yayıldı yüzüne sıtivırt'ın.
nebahat korkak, şaşkın ve çaresiz bir ses tonuyla diğerleri geliyor, diğerleri diyordu ve sürekli bunu tekrar ediyordu. ben diğerleri kim diye sormadan tüm bu olanların sawyer ın başının altından çıktığını anlatmaya başladı. diğerleri sawyerin adadan arkadaşlarıymış ve istanbul da kaçak cd işine girmişlerdi kendi çektikleri diziyi "altıncı sezonu anlana beşinci sezon bedava" sloganı ile dağıtıyorlarmış ama bizim meraklı melahat pardon nebahat tüm bu olanların akışını değiştirecek bir hamle ile dikkatleri üzerine çekmiş ve büyük kaçış başlamıştı.
ve kedi sabah egzersizi yapmaya başladı.. fütursuzca salladıgı poposu ve öne arkaya salladıgı kollarıyla hem egleniyor hem de değişik ve anlamlandırılamayan sesler çıkartıyodu..
artık bu olaylar onu yoruyordu.. hayatıma çeki düzen verip onlardan kurtulmalıyım diye düşüncelere dalıp gitmişken, hemen içliğinin üzerine pantolonunu geçirdi ve kendini sokaga fırlattı..
yolda çok kötü bir şey oldu.. içki midesini bozmuştu. karnından gurultular gelince, içinden okkalı bir -hassiktir- çekti. yine ishal olmuştu. son günlerde çok içtiği için hep başına geliyordu. bi yanda sevdicegine kavuşmak, öteki yanda karın agrısı ve vücudundan gelen degişik gurultular vardı.. ne yapacagını bilmiyordu.. adeta kapana kısılmıştı..
ama sevgilisi ile buluşması gerekiyordu. ''ne olursa olsun'' diyerek sevgilisi ile buluşacağı cafeye gitti. midesi çok fenaydı.
gurul gurul sesler eşliğinde sevgilisine ''merhaba'' dedi. hafif bir koku yayıldı...
genç adam, tıpkı daha önceki gecelerde olduğu gibi, yine sabahı bulmuştu ve fecirle birlikte, kan çanağı uykusuz gözlerini, soğuk sokakta süzerek, köpeklerin arasından geçip, o tanıdık ıssızlığa doğru, bıkkın adımlarla yürüdü.
bir cumartesi sabahı, ancak bu kadar kasvetli, ancak bu kadar karanlık olabilirdi.
nerdeyse bütün şehir fosur fosur uyurken, cumartesi işe gitmek reva mıydı? böyle hayatın ta aq diye içinden geçirdi ve titreyen elleriyle cigarasını yaktı...