dünya'nın en hoş dillerindendir. ne aşırı kabadır, ne aşırı kibar bir dildir. konuşması çok eğlencelidir. insan kendini çok farklı şekillerde ifade edebilir. her ne kadar aşırı yetenekli türk şarkıcı çıkmasa da , kulağa hoş gelen ve çok anlamlı türkçe şarkılar vardır. ( jehan barbur , göksel'in son albümündeki çoğu şarkı ) küfür etmesi çok zevkli bir dildir. " motherfucker " şeklinde salak saçma küfürler yoktur. güzel dildir. çok severim. kullanmaktan çok hoşnutum.
Türkçe dünyanın en güzel dili olsa gerek. Tuva'dan, Litvanya'ya hatta daha ötesine kadar yayıldığı geniş coğrafyada kültürel, siyasal, coğrafi ayrılıklara, farklılıklara rağmen dil birliğini koruması muhteşem.
Misal, Kazak Türkçesiyle bir yazı okursunuz. Yarım yamalak anlarsınız, anlamazsınız. Sonra üzerine eğilirsiniz, tekrar okursunuz. "Lan! üstün körü okuduğum metindeki anlamadığım sözcüklerin büyük çoğunluğu bugün Anadolu'da hemen hemen aynı anlamlarda kullanılıyor ya!" dersiniz. Biraz daha üzerine düşersiniz. Bu sefer de, "Lan! sadece sesteş gibi görünen sözcükler de esasında farklı yerlerde kullanımda da olsalar aynı anlamdaymış ya!" dersiniz. (ki Türkiye Türkçesi özelinde bile sadece sesteş görünen sözcüklerin çoğu bile esasında aynı kökenden türemiştir)
Tabi bu düşünceden de Arapçı, muhafazakar angutların düşüncelerinin ne derece cahilce olduğunu görürsünüz. Bu hıyarlar ne derler, "Yav yok çağatayca'dan, yok bilmem nere lehçesinden Türkiye Türkçesine bizim Türkçemizde olmayan, anlamı olmayan sözcükleri doldurdular" derler. Oysaki, Türkçe lehçelerinde sözcüklerin çoğunluğu ortaktır, çünkü kökler ortaktır, sadece kullanıldığı yerlerde, seslerinde ve ona eklenen eklerde kısmi farklılıklar vardır. Bugüne değin, üzerine düşüp kafa yorup da orta-uzak (yaklaşık Doğu Türkistana kadar) mesafe arasına kadar Türkiye Türkçesi bilgisiyle, kitaplarıyla anlamlandıramadığım sözcük çok az olmuştur, metin ise hemen hemen hiç yoktur.
Yani aklı başında bir Türk bugün 250 milyon (daha fazladır muhtemelen) insanla aynı dili konuşmaktadır. Konuştukları, yazdıkları 250 milyon kişiyi etkileyebilir, 250 milyon! Bu kültür dairesi içinde kalmak istemeyip, farklılaştırılmak istenilen soy olarak türk olmayan etnik topluluklar ise (kürtler, lazlar, çerkezler vs) geri, cahil, küçük, aşağı sömürülebilir kalmaları istendiği için bu dilden, bu güzelliklerden uzak tutulmak istenmektedir.
sondan eklemeli diller grubundan olan dil. konuşması türklere bile zordur ayrıca. sessiz harfler vurgulu söylenir genelde. bu nedenle telaffuzda sıkıntılar yaşanır. lastik gibidir aynı zamanda. " arabamı önden ve arkadan iyi yapmışlar" denildiğinde arabayı iyi tamir etmişler anlaşılmaz bazılarınca.
bugün bir kez daha hayran kaldığım dildir.
islamiyet öncesi türk devletlerinde resmi yazışmalarla ilgilenen kişiye tamgacı denirmiş hanedan mensubu kişilere şad. bunun gibi hala kullandığımız bir çok kelime var. kıymetini bilmeli ve gurur duymalıyız.
dünyanın 21 milyon kilometrekaresinde konuşulan köklü, kadim dildir.
dünyanın en geniş alanında konuşulan dili ünvanı sanılanın aksine ingilizcenin değil; türkçe'nindir.
600 binin üzerinde sözcük varlığı ile dünyanın en zengin dillerinden birisidir. özellikle atasözleri, deyimleri ve söylenceleri ile türkçe'yi sonradan öğrenenleri kendisine hayran bırakır.
türkçe'de gırtlaktan çıkan hiç bir ses yoktur. "h" sesi eski türkçe'de "k" ile karşılanırdı.örneğin, hatun = katun. "ğ" sesi eski türkçe'de "v" sesi ile karşılanırdı. örneğin soğuk = sovuk. birilerinin iddiasının aksine "ğ" harfi türkçe'de okunur ve seslendirilir. örneğin "göğün bağrı değildi." derken ğ'den önceki hiçbir ses uzatılmaz, ğ seslendirilir.
bütün imparatorluk dillerinde olduğu gibi türkçe'de de yabancı sözcük sayısı fazladır. ancak bu türkçe'nin acizliğini değil, zenginliğini gösterir. tarihte 16 imparatorluk kurmuş, 21 milyon kilometrekarelik bir coğrafyaya yayılmış bir milletin dilinde doğal olarak yabancı kelimeler olacaktır.
ileri sürülenin aksine türkçe hala sözcük üretebilmektedir. kapkaç, yazıcı, uydu, ileti türkçe'nin son yıllarda ürettiği ve günlük türkçe'ye yerleşmiş sözcüklere örnektir.
türkçe'deki günlük konuşmadaki şiirsellik günümüzde yalnızca azerbaycan türkçesi'nde kalmıştır.
ses bayrağımızdır. atalarımız yani şu hunlar, göktürkler tek heceli kelimeleri kullanırlarmış vur, kır, yap tarzı. nedeni coğrafi şartların böyle gerektirmesinden. ne zaman anadolu veya arap diyarlarına doğru gelmişiz. harflerin uzatılabileceğini anlamışız ve bu çok hoşumuza gitmiş. bu coğrafyada yaşamanının getirisi olarak yeni harflerle tanışmışız j gibi. dilimizde her şey aslında mantığa uygundur. sararmak sözcüğü sarıyla ilintilidir. kızarmak ile kırmızı arasında bir bağıntı vardır. ağlamak ile ağıt. sadece biz o eski kökleri bilmediğimiz için farklı kelimelermiş gibi geliyor. matematiksel bir dildir. bu demek değildir ki matematikte yazılan bir şeyi en iyi türkçe ile ifade ederiz. bu şu demek türkçe matematik gibi kesinliklere dayalıdır. matematikte + işaretinin bir anlamı kullanış şekli vardır ve bu değişmez hep aynıdır. türkçede de böyledir mesela -rı eki yön belirtir. dış kelimesine bu eki eklediğimizde dışarı olur yani dış taraf anlamında. içeri yine aynı. peki yukarı kelimesi ile yokuş kelimesi arasındaki bağıntıyı açıklasam. yukarı kelimsenideki -rı yön belirten ektir. ama yuk ne demek derseniz işte yokuş kelimesin kökü aynıdır. işteşlik eki gelmiş yokuş olmuş. tanrı kelimesi yine -rı yön ekini almıştır. tan sözcüğünün ne olduğunu biliyorsunuzdur. işte eski türkler kıble niyetine güneşe yöneliyorlarmış. nasıl biz allaha ibadet için kıbleye dönüyorsak onlarda tanrıya ibadet için güneşe yöneliyormuş ve allah'a tanrı demişler. böyle de güzel bir dile sahibiz.
her zaman okunduğu gibi yazılmaz. bu kuralı unutmamak gerekir. "ğ" harfini telaffuz etmiyor ve yerine "y" harfini çıkarıyorsak dilimizden, yazarken de yumuşak g harfinin ebesine tecavüz etmeye lüzum yoktur.
-bugün lunaparkta çok eylendim.
şeklinde bir cümle yazarsanız, şirin babayı asla göremediğiniz gibi, gargamel'le bile kanka olamazsınız.
türkçe, pekala bir bilim dili olabilir eğer istenirse, çünkü; yapısı bu duruma çok uygundur:
sondan eklemelidir, türetilmeye uygundur, sözcük haznesi geniştir, birçok olgunun anlam olarak karşılığı vardır.
türkçe yerine (bkz: ingilizce)'nin bilim alanında daha çok kullanılması gerçekten üzücüdür ve sömürgecilerin erklerini, iktidar kuvvetin yaptırımlarını gösterir. ingilizce artık sıfırı tüketmiş bir dildir, türetilmeye uygun değildir.
(bkz: latince) hakkında pek bilgim yok ama tıp, canlı bilimi gibi bilim alanlarında ingilizce değil de bu dilin kullanılması daha iyi gibidir. en azından birçok avrupai dillerin atası.
belki farkında değilsiniz beyler ama, düzgün diksiyonlu bir türkçe, kulağa çok hoş gelir. mesela hoşuma gidiyor, bir almanın öküz öküz konuşurken, şiir gibi düzgün olması bu dilin. ayrıca bakmayın sanatçı olamayan şebek pop çakmalarına, türkçe şarkı dilidir.
en azından rap müzik için, bu dil bir nimettir. kafiye bakımından, sondan eklemeli olması, kulağa kaba gelmemesi vs.
istiyorum ki biz nasıl dinliyoruz ingilizceyi, tüm dünyada türkçeyi mükemmel şarkılarla dinlesin. çevirilerine baksın..
avrupa'daki çoğu insanın melodisini çok farklı bulduğu dil.* ama kendi insanı tarafından yeterli önem verilmiyor. ayrıca, orta asya'daki atalarımızın kadın-erkek ayrımı yapmadığından dolayı, cinsiyet ayrımı olmayan bir dildir. lakin, şimdi kadına verdiğimiz değere bakalım bir de.
hiç bilmeyen yabancıların rusça'ya benzettiği dil.
2-3 haftadır bir amerikalıyla beraber çalışan türkler olarak sık sık kendi aramızda konuşurken "siz rusça mı konuşuyorsunuz ya, diliniz ne kadar da çok rusça'ya benziyor." yorumlarıyla karşılaştık da oradan biliyoruz.
yıllardır yazdığı gibi okunduğu iddia edilen ama aslında öyle olmayan dildir. y ve c gibi harflerin önünde ki tüm harflerin yumuşadığı, ğ nin okunmadığı dildir.
Yıl: 1965
"Karşıma âniden çıkınca ziyâdesiyle şaşakaldım.. Nasıl bir edâ takınacağıma hükûm veremedim, âdetâ vecde geldim. Buna mukâbil az birmüddet sonra kendime gelir gibi oldum, yüzünde beni fevkalâde rahatlatan bir tebessüm vardı.. Üstümü başımı toparladım, kendinden emin bir sesle 'akşam-ı şerifleriniz hayrolsun' dedim.."
Yıl: 1975
"Karşıma birdenbire çıkınca çok şaşırdım.. Ne yapacağıma karar veremedim, heyecandan ayaklarım titredi. Ama çok geçmeden kendime gelir gibi oldum,
yüzünde beni rahatlatan bir gülümseme vardı.. Üstüme çeki düzen verdim, kendinden emin bir sesle 'iyi akşamlar' dedim.."
Yıl: 1985
"Karşıma âniden çıkınca fevkalâde şaşırdım.. Nitekim ne yapacağıma hükûm veremedim, heyecandan ayaklarım titredi. Amma ve lâkin kısa birsüre sonra
kendime gelir gibi oldum, nitekim yüzünde beni ferahlatan bir tebessüm vardı.. Üstüme çeki düzen verdim, kendinden emin bir sesle 'hayırlı akşamlar' dedim.."
Yıl: 1995
"Karşıma birdenbire çıkınca çok şaşırdım.. Fenâ hâlde kal geldi yâni..Ama bu iş bizi bozar dedim. Baktım o da bana bakıyor, bu iş tamamdır dedim..
Manitayı tavlamak için doğruldum, artistik bir sesle 'selâm' dedim.."
Yıl: 2006
"Âbi onu karşımda öyle görünce çüş falan oldum yâni.. Oğlum bu iş bizi kasar dedim, fenâ göçeriz dedim, enjoy durumları yâni.. Ama conconmuyum ki ben,
baktım ki o da bana kesik.. Sarıl oğlum dedim, bu manita senin.. 'Hav ar yu yavrum?'"
Yıl: 2026
"Ven ay vaz si hör, ben çok yâni öyle işte birden.. Off, ay dont nov âbi yaa.. Ama o da bana öyle baktı, if so âşık len bu manita.. ''