Biz Türkler; telefonu sonuna kadar çaldırırız. O an toplantıdasın, tuvalettesin, evlenme teklif ediyorsun, diğer telefondasın, elinde ağır yük var falan anlamayız. Açılacak o telefon!
Turistlere, Türkçe bağırarak yol tarif etmek, paraların üstüne yazı yazmak, yoğurt kabından saksı altlığı yapmak, katran akmasın diye soba borusuna su şişesi bağlamak, beton harcı dökülen yere kurumadan adını yazmak, ya da herhangi bir yere adını kazımak, bozulan elektronik bir aleti kapatıp açarak ya da şaplaklar atarak tamir etmek, bulduğu her yeşil alanda piknik yapabilmek, evden çıkarken ışıkları açık bırakmak, vay ben şöyle hastalanmıştım, böyle kaza geçirmiştim diye anlatırken övünmek, yolculuklarda yanındakine yolculuk nereye diye sormak, konuştuğu insanın illada memleketini sormak, hem şehriyse sevinmek,gidenin arkasından su dökmek şeklinde daha uzayacak olan listedir.
sınıfta sözlü için ayağa kalkan öğrenci oturmadan önce dikkat etmelidir. arkada oturan öğrenci sıraya ayağını uzatmış, sırayı çekmiş, sıraya kalem veya uç kutusu koymuş olabilir. dikkat edilmezse ilgili öğrencinin kalçasıyla problem yaşaması kaçınılmaz sondur.
hemen hemen bütün dünyayı gezmiş bir denizci olarak henüz bulunduğu yerin dışına çıkamamış arkadaşlar tarafından uydurulduğunu gördüğüm heryerde olan davranışlar.
-kürdanı ağzına alıp evire çevire kullanmak, çıkan kırıntıya bakıp tekrar ağıza koymak.
- çalan telefonun yanına gidip bir daha çalmasını beklemek.
-gelen kişiye 'geldin mi' diye sormak.
- kim o sorusuna 'ben' diye cevap vermek.
-dondurma kaplarını saklama kabı olarak kullanmak.
-buzdolabını açıp baktıktan sonra hiçbir şey almadan tekrar kapatmak.
-yazılılara, finallere, vizelere son gün çalışmak.
eline biraz güç geçince diktatör olup, güçsüz kalınca mazlumu oynamak. her deprem oluşunda jeolog, ekonomik krizde ekonomist, siyasi krizde diplomat olmak. yolunda gitmeyen her olayda potansiyel bir bilir kişi olmak. yaşanan her bir felaketi, "vardır bir hikmeti" deyip sineye basmak. çok konuşup az iş yapmak. gururlu olmak. artık çoğu yerde var olmasa evinde pişen yemeği komşuya da götürmek. affedilebilecek şeylerde kişiyi büyük bir hoşgörüyle affedip, affedilemeyecek şeylerde direk yok etmek. zilyon kere devlet kurup zilyon kere kendin yıkmak. sokak ortasından geçen birine ne bakıyosun lan deyip kavga çıkarmak. her zaman iktidardan şikayetçi olup, bir daha ki seçimde aynı bokun lacivertini seçmek. her daim aklın çakallığa çalışması. en boktan durumlarda bile espri yeteneğini kaybetmemek.
küçükken haritaya bakardım. güney amerika çok ilgimi çekerdi. "lan niye ben buralarda doğmamışım da, burada doğmuşum diye hayıflanırdım". dünyanın en eğlenceli yerine düşmüşüm amk, farkında değildim.