önünüze sunulan geleceğin mesleği yalanına sırtınızı dönün ve bu mesleğe giriş yapmayın.
ben lisede girdim. daha kayıt olurken müdür yardımcısı anlatıyordu "hepiniz genel müdür olacaksınız. hepiniz birer müdür olacaksınız."
kısa bir hesap yaptım über matematik zekamla; kayıt olan en aşağı 180 kişi, okul 30 yıldır açık olsa her yıl 180 mezun. 10 yılda 1800 ve 30 yılda 5400 kişi. ülkede kaç otel var amına koyim?
yemedim. tur rehberi olur muyum dedim? müdür olasım yok gezeyim ben bari. olursun olursun tabi dedi. onu da yemedim ama ümit.
ikinci sene bölüm seçmem gerekiyor. tur rehberliği seçeceğim, kaldırdık dediler. kaldırdıysanız götünüze girsin dedim. ön büro diyorum, yok size diyor. servis veya mutfak. servis seçeyim bari dedim. zaten kiloluyuz mutfak gidince boş muhabbetlere maruz kalacağız.
gittim, mis gibi otellerde staj yapıp referansı sağlam tuttum. yetmedi notları yüksek tutup üniversiteyi turizm işletme okudum. geldiğim nokta 26 yaşında resepsiyon.
komilikten garsonluğa, garsonluktan başka otele geçip bellboyluğa, bellboyluktan başka otele geçip resepsiyona geçme başarısını gösterdim. bunların gerçekleştiği esnada da sürekli seviyeyi düşürmek zorunda kaldım. 5 yıldızlı en baba otelde komiyken, bir tık altı başka 5 yıldızlı otelde garsondum. sonrasında butik otelde bellboy. apart otelde resepsiyon. ve şimdi tekrar butik otelde resepsiyon. başladığım otel kalitesine dönebilmek içinse en aşağı 2-3 yıl bu bölümde ter dökmeli, delirmeden çalışmaya devam etmeli veya saati olmayan amk mesleğinde kendimi harap etmeliyim veya bu süre içerisinde çalıştığım otelden seviye olarak eşit olan başka bir otele referans sayesinde müdür olarak geçiş yapıp oradan direkt yolumu bulmaya çalışmalıyım. kariyer planlamasının ne kadar boktan olduğunu farkediyorsunuz bu meslekte. çünkü sabah resepsiyonistler kız olmalı algısı yenilmediği için, 3-11 arasına hapsoluyor ve haftada bir gün gece çalışmak zorunda kalıyorsunuz. sürekli shift değişen otellerde ise gece, öğlen veya gündüz çalışmaları ile kafayı yemiyor olmanıza hayret ediyorsunuz. plan yapıyorsunuz ertelemek zorunda kalıyorsunuz. iş dışında uyku harici bir şeye vaktiniz kalmıyor.
gelelim mesleğin özüne, niye girmeyin diyorum. bir kere benim başladığım dönem 10 sene öncesi en az. lisedeyken. o zaman iyi kötü turist vardı, üç beş tip düşerdi. artık beleşçi araplar dışında gelen olsa bile tip bırakan yok. dolayısıyla hevesiniz de kaçıyor. turizmci maaşa bakmaz genelde, tip ile geçinir. ne geçinmesi ağalar paşalar gibi yaşar. artık öyle değil ama.
onun da ötesinde; üç beş kuruşluk bu turist portföyünün istekleri bitmiyor ve sabrınızı sonuna kadar denemek zorunda hissediyorlar. deniyorlar gerçekten. 100 tane oda geliyor hepsi personel için 7.5-10 puanlaması yaparken, bir davarın egoist tavırları ile otelde havasını basması, oteli beğenmemesi, sanki otel babamın malıymış gibi bana posta koyması ve ses çıkarmamam huyuna gidip memnun etmeye çalışmam bile onu tatmin etmeyip gidip 2.5 puanlama yapıp beni üstlerime rapor vermek zorunda bırakabiliyor. evet bu da gerçek, 100 tane 7.5-10 puanlaması alırsın tebrik eden yoktur ama 2.5 puanlama gelirse bildiğin rapor verirsin. hoş benim patron müdür iyi, tebrik de ediyorlar teşekkür de. edilmediğini de gördüm ama. he tebrik teşekkür ettikleri gibi de hesap soruyorlar. neden kötü geldi diye, işte o sıkıntı.
mesela iş yok odalar dolu değil otel boşalıyor diye yeni bir fiyat listesi yapıp, kendinizi yüzlerce acentaya listeyi tekrar yollarken bulabiliyorsunuz. bir rezervasyon gelse ödemesinde sıkıntı çıksa veya minibar kaçırsanız kendi cebinizden ödüyorsunuz. bu sektör çekilecek sektör değil, inanın bana.
velhasıl kelam, sürekli memnun etmekten sıkılacaksanız girmeyin bu mesleğe. afedersiniz gel bir sakso çek dese misafir, çeker koparırım kökünden ama çekmenizi bekleyenler de olacaktır. böyle yarrak kürek bir meslek.
bir de son olarak, dünya kadar malın olacağına fındık kadar amın olsun.
sokayım böyle sektöre. bu sektörü kadın çalışanlar bitirdi.
sen gelme ulan dayı sen gelme. gelme ki kurtul.
turizm bitti, bizim bitişimiz de yakındır.
ekleme: erdoğan'ın dediği gibi turist yoksa gidip getirmek lazım. gidebilsem geri dönmem amk. geleceğiniz bu kadar işte anlayın.
türkiye'nin aşırı başarılı dış siyaseti nedeniyle artık rüyalarında göreceği gelir kalemi.
bazı akpli goygoycular da biz bize yeteriz deyip mastürbayon yapıyor. ulan akpli turizmci 100 milyon doları üç-beş kendini bilmez akpli gelsin otelinde 50 tl'ye kalsın diye mi gömdü mk.
deniz, kum, güneş ve tarih başlıkları altında en çok boy gösterdiğimiz, eğlence ağırlıklı bu sektörde çalışan personelin bilgi, görgü ve işine olan sahipliği oldukça gerilerde. ayrıca kazanılan paraların otel sahiplerini patron yaparken, çalıştırdıkları elemanlara çok az para vermesi ve bu dengesizliğin getirdiği sosyal çöküntünün altından kalkılamamaktadır. hal böyle olunca çalışan personel bu işi biraz da gelen turistle evlenip hayatını kurtarma pahasına yapınca ortaya her türlü sınırsız eğlencenin ve aşırılıkların çıktığı bir manzara çıkmaktadır. çünkü personel, turiste kendini ne kadar çok sevdirir, onu ne kadar eğlendirir ve kendi memleketinde dahi yapmadığı her türlü aşırılığı ne kadar yaptırırsa, onun nezdinde varlığını kabul ettirip kendini garanti altına alırken, ona bu kadar değer verdiğini gördüğü bu tatil aşkı ise tatile çıkan için bambaşka bir anlam taşımaktadır. memleketinde yüzüne bakılmamış, kimse ona bu kadar çok değer vermemiştir. fakat tatilde tanıştığı ve aklını başından alan bu personel onun karşısına çıkan bir don joan almuştur. o da bu duygularla don juan'ını kaybetmemelidir. kaldı ki esmer erke delisi bu beyaz ırk için, esmer olsundur da taştan topraktan olsundur. kim bilir memleketine onu götürdüğünde tüm arkadaşları ona nasıl bşr gıptayla bakacaktır. bu nedenledir ki, her iki kesimin de kendine gerekçelerine göre birini bulmuştur!...
dünyanın gerçekten en orospu çocuğu yönetici grubunun çalıştığı adi bir sektördür. normal bir insanın asla kaldıramayacağı bir ton dümen, dedikodu, kuyu kazma ve olası bir problem anında ortalıktan kaybolan piç sürüsünü barındırır. gelen turistin kültür kapasitesine ve sezonun durumuna, mevsimine göre de her an değişkenlik gösteren kaygan bir çalışma ortamı vardır. oteli kendisine kölelik yapması gereken bir yapı olarak düşünen iğrenç müşterilerini normal şartlarda kayalıklara çeker bir güzel döversin ama yok müşteri her daim haklıdır. uzun yıllar elinde bir bavulla ordan oraya yaşamayı gerektirebilir. bu sektörde uzun yıllar çalışanları gözlemleyin hepsi karakter olarak yandan yemiş, oynak ve omurgasını yitirmiş insanlardır.
öncelikle ülkeye gelen turist sayısında 5.yiz ama gelir sıralamasında 10. yuz. bu dengelenmeden bu sektörden hiç umudum yoktur.
ayrıca ülkeye gelen turistler zenginlerin otellerinde kalıyor ve avm lerden alışveriş yapıyor, starbucks'ta mcdonalds'ta yiyip içiyor. yine mafyanın elinde bulunan bir zincirden geçiyor ve ne varsa onların cebine gidiyor. bu giden paranın da vergisi devlete falan gitmiyor. kaçırılıyor.
normal insanın cebine çok az çok cüzzi bir miktarda para geçiyor bunlardan ki ülke olarak genel olarak yaptığımız zahmete deymiyor.
üstelik el pahası istanbul'un da bir sebebi bu turizmdir.
turizm den geriye bana kalan tek şey: metroda-tramvayda kalabalık.
gelmeyin ulan. artık tanıştığım-yazıştığım tüm yabancılara gelmemeleri için herşeyi söyliycem.
yüksek derece mide, genişlik ve yavşaklığa karşı sabır gerektiren sektör. ama iyi para vardır ve aç kalma sıkıntısı yok denecek kadar azdır. herşeye rağmen uzun vadede çekilmeyecek derttir.
Bir çok ülkeden farklı olarak Türkiye de bacasız sanayi olmadığı bir gerçek. Büyüdüğü yerlerde bulunduğu yerin dengesini, doğasını görmezden gelip kısa sürede para kazanma yatırımlarıyla uzun zamanda bizi biz yapan bir çok değeri götürdüğünü görmeyen kişilerin ellerine emanet bir sektördür.
her an işsiz kalabileceğin bir sektör. yani her an çantanı sırtına alıp personel girişinden çıkabilirsin ama çevren varsa tekrar başka bir otelde işe girersin.
vize dalgalarının ortadan kalkmasıyla zaten geçen seneden beri yavaş yavaş bizi sikmeye başlayan rus milletinin artık misyoner pozisyonunda üstte olan taraf olacağının flaşörlerini yakmaktadır. dur demek gerek ama daha yeni başladılar sözlük.
yurdum bilinçaltında gördüğü tam destek; ne kültür alışverişinden, ne dünya üzerinde önemli ve bilinen bir coğrafya olmamanın ezikliğinden, ne de iktisadi getirilerinden ileri gelir. elbet bu sayılanlar yadsınamaz gerçekler olmasına rağmen, mevzuya, hakan günday yapılabilecek en buralı yorumu getirmiştir;
'akdeniz'i kaplamış esmerlerin açık tenleri morartmaları.'
ülkemizde değeri bilinmeyen ve hakettiği ilgiyi ve yatırımı görememiş sektördür. mevcut yatırım ve uygulamalarda potansiyelinin altında kazançlar sağlanmakta, doğal ortam tahrip edilmekte ve yurdum insanı ikinci sınıf bile değil 3. sınıf insan muamelesi görmektedir.
cennet plajları otopark olmakta, parsel parsel rant sahaları yağma misali dağıtılmaktadır.
bunun kontrolü devlettedir elbette, fakat devletin kontrolünün kimin elinde olduğu önemli tabiki.
klavuzu karga olan bir seyahatte olduğumuzu görmekteyiz.
hakkında uzun uzuuuunnn konuşulabilecek bir konu bu. fakat gecenin bu saatinde hatta sabahın bu saatinde anca bu kadarı çıkıyor ve daha fazla zorlamamak lazım bu garip entryi.