takribi 30-35 yıl önce kazandığı büyük başarılara hala daha bok atılan takımım. aradan sıyrılmanın da bir açıklaması olur. 10 senede 6 şampiyonluk alşmışsın, neymiş efendim aradan sıyrlmış. trabzonspor o zamanlar türk futboluna bir şey öğretmişti, bir ders vermişti ama hala kavrananmmış galiba. zaten bizim ülkemizde ki istanbul takımları odaklı taraftarlık anlayışı da tüm bunların sonucu: para nerede, güç nerede, herkes orada. 6 yaşında yapılan taraftarlık bu. bir kez de ben yineliyorum. futbol para işi değil yürek işidir. sizin kelimelerinizle konuşacak olursak, futbol ekonomisi bugünkü halindeyken trabzonspor biri kılpayı olmak üzere üç kez şampiyonluğu kaçırmıştır, bu sene de en güçlü adaylardan biri, en uzun süre zirvede kalan takımdır. hatta bi müsade etseler, puan farkıyla hala zirvede olabilecektir. ama işte kendi basit ve ilkel başarı anlayışlarına ters bir tarihe sahip trabzonspor'u anlatmak için en kolay yol, "zamanında olmuş o iler daha da olmaz" demektir. zaten fazlası da beklenmemelidir. zaten bunu diyenler 5. haftada ersun yanal'ın takımı düşüşe geçer diyorlardı ama bak allah'ın işine (!) o da olmadı.
ha bi de şu var, millet de sanıyor ki trabzonspor taraftarları sadece şampiyon olsun diye destekliyor takımını. yani bizim insanımız hakkaten bi bok analmıyor bu futboldan. ama başta dedik ya, bizim insanımız başarının taraftarı diye. onlara göre eğer bir takım 25 yıl şampiyon olamıyorsa desteklenmemali, adı bile ağza alınmamalıdır. yani demek şu malum üç takım uzun süre şampiyon olamasa o cefakar(!) taraftaları anında yan çizecek.
hakem hataları rakiplerine yapılınca bal ilen gaymak olan, kendilerinin üç puanı hatalı bir kararla ellerinden alınınca utanmadan bildiri yayımlayan karadeniz temsilcisi.
büyük bie çoğunluğun, kendileri ne ise o da öyleymiş sandığı takım. ben bu kadar sene takip ediyorum bu takımı, lehimize verilen binde bir hakem hatasında da içimize sindiğini görmedim. hatta aleyhimize verilenlerden daha fazla tartışılmıştır lehimize verilenler ve genelde bu tartışmaların sonu "haksız şampiyon olacaksak bi 25 sene daha olmayalım"dır. ama kolaya kaçmanın genel düsturu bilmeden fikir sahibi olmanın sonucu böyle noksan düşünceler çıkıyor işte. bir de demek ki dervişin fikri neyse zikri de oymuş. bir de önümüz kesilsin, ofsayttan yenen gole mağlup olalım, bunun üstüne bildiri yayınlayınca da biz suçlu olalaım. ne ala memleket amına koyim. bazıları gibi basın toplantısı yapmak lazımdı aslında. sen o kadar takıma yatırım yap kadro kur ondan sonra köşene pıs di mi, böyle olsun isteniyor demek ki. arkanıza da yastık verelim bari.
her daim başarıları ateistlerin dinleri küçümsemesi gibi küçümsenmiş ama buna rağmen kısacık tarihine destanlar sığdırmış takımdır. "25 sene geçti aradan bunda sonra da olmaz" diyenler, o kadar emin konuşurlar, o kadar destek alırlar ki, bunu ıspatlamaya bile gerek duymazlar. zaten onların sözcüleri hakemlerdir turkcell super liginde. kurgular kurmaya gerek yok. çizilen yolu 8 yaşındaki oskar bile anlıyor, görüyor.
trabzonspor efsane başkanlarından sadri şener'in tekrar başkan olmasıyla birlikte müthiş bir ruh yakalamıştır 2008-2009 sezonunda. önceleri teknik direktör ersun yanal'ın her zamanki başarısını örnek gösterip daha sonradan söneceğini iddia ederek kendini kandıran rakip takımlar, ligin ilk devresinin bitimine doğru, hala zirvede olan trabzonspor'dan iyice korkmaya başlamış olacaklarki; ligin bitmesine 18 hafta kala, daha önce defalarca ve profesyönelce yapmış oldukları işi tekrar meydana getirdiler ve trabzonspor'u saman altından sürüklemeye karar verdiler. burda trabzonspor'un futbolcularından, teknik heyetinden ya da yönetiminden değil, o geri gelen ruhundan korktu bu takımlar. çünkü çok iyi biliyorlar ki trabzonspor bu havaya girdiğinde ne hakem dinler, ne masa dinler, ne de masal dinler. kendilerinin yaratmış oldukları medya tarafından trabzonspor'a verilmiş olan lakaptan da yola çıkarsak, trabzonspor'un esmeye başladığını sezmeleri, fırtınaya dönüşmeden önlem almaları gerektiğini kulaklarına çalmış olacak ki, daha önce de belirttiğim gibi 3-5 hafta değil bir yarım dönem öncesinden önlem almak gereksinimi duymuşlardır.
ancak ve ancak bilinmesi gereken çok önemli bir şey var. sadece hakemlerle olmaz bu iş. yani fırtınayı sadece dalga kıranlarla engelleyemezsin. bu güne kadar mehmet ali yılmaz ve nuri albayrak sayesinde fırtınayı kontrol altında tutmuştur istanbul takımları. ancak şimdi başta ne bir rte köpeği albayrak ne de bir alişenin yalaması mali vardır. trabzonspor'un başında; daha önce tüm servetini trabzonspor'a harcamış, trabzonspor uğruna iflas etmiş ve trabzonspor'a her şeyini verecek olan sadri şener vardır.
fırtınayı kontrol altına alamayacaksınız dalga kıranlarınızla. bu nedenle kendinizi fazla kasmayın, kendinizi kandırmayın. bu sene şampiyonlar ligi hedefiyle lige başlamış olan trabzonspor'un, artık sizin sayenizde yeni hedefi şampiyonluktur.
bu bağlamda söylenecek tek şey kalıyor: karadeniz fırtınası kopacak! sığınacak yer arayın !
herşey ayarlanmış, herşey belli, boşuna uğraşmayın! ben artık yerli hakemlerden utanmaya başladım. üç büyüklerle trabzon arasındaki puan farkı eritildi. trabzon'un yerinde olsam "şampiyonluğum mümkün değil" derdim. bunlar kafalarında puan cetvelini yapmış şampiyon olacak takım, uefa kupasına gidecek takımlar ve düşecek takımlar bile belli. *
kendisi yatmiyormuş gibi taraftarına da bok atılan takım.
demek ki ben, atıyorum galatasaray forması giyip bir ortamda "ermeni oğuz'a sami yen'de soykırım" desem bilmem kaç milyonluk galatasaray taraftarı ipin ucunu kaçırmış olacak.
arkadaş, çıktığınız sahneyi söyleyin de gelip izleyelim stand-up'ınızı, böyle sözlük ortamlarında harcanıyorsunuz bak..
şimdi bu da şey gibi oldu, lafı götünden anlamak. bunu gören de diyecek amaç federasyon'a medeni protesto değil, trabzonlular elde bıçak satır oğuz'u arıyorlar. lan kırk yıl düşünsem bu işten böle bi atraksiyon çıkartamazdım, brava ha!
türkiye'de tribün faşizmini en iyi uygulayan takım. hatta öyle ki direkt faşist bir kitle trabzonspor taraftarlarının büyük bir çoğunluğu durumunda. adamlar yasin hayal ve ogün samast gibi katil zanlılarını savunma ucubeliğini gösterebiliyor.
zamanında yöneticilerimiz wisla krakow yöneticileri ile biraraya gelir. istenen futbolcular miroslaw szymkowiak ve maciej zurawski dir. yöneticiler herhangi birini alırsanız ikinci, ikisini de alırsanız şampiyon olursunuz derler. hakikaten o sene FB nin ardından 2. olduk. FB devre arasında marcio Nobre yi almıştı ve kritik maçlarda attığı gollerle FB yi şampiyonluğa taşımıştı.
demem o dur ki devre arasında rodrigo tabata ve sol kanat oyuncusu alınırsa şampiyon olur bu takım.
geçen hafta istanbul'da yapılan ve talihsiz olaylara sahne olan protesto için şöyle bir açıklama yayınlamış klüptür:
Bahse konu yürüyüş sırasında yürüyüşe katılanlar tarafından açılan siyasal içerikli pankartlar ve bu yönde atılan sloganları tasvip etmemiz mümkün değildir. Anlayışımıza göre, haksızlıklara karşı gösterilen böylesi bir tepkinin daha seviyeli olması ve başka bir amaç gütmemesi gerekmektedir. Trabzonspor Kulübü olarak futbolun dostluk, barış ve kardeşlik ruhu çerçevesinde Fair-Play anlayışıyla desteklenmesi gerektiğine olan inancımızı yineliyor, taraftarlarımızı bu konuda daha dikkatli davranmaya davet ediyoruz”
trabzonspor un ilk kampı ahmet suat özyazıcı zamanında erzurum un ılıca ilçesi ndeki kop dağları civarında olmuştur. şenol turgay necat cemil diye bşlayan ve ezberlenilen bu kadro ile dağlar tırmanılırken bir çoban yoldan çıkan ve şarampolden yuvarlanan mercedes otobüsü göstererek dağdan aşağıya inin ve kurtarabilecekleriniz kurtarın diye feryat figan bağırır. bunu gören trabzonspor un efsane kadrosundaki isimler koşarak şarampole inerler ve yaralılardan 3 kişiyi kurtarırlar. evet doğru o sene de şampiyon olmuştur bu takım. şimdilerde hakem ve saha arkası görüntüleri kimbilir o zaman ne kadar çok vardı. ama bu kadro yılmadı çalıştı, karşısındaki adeta ezdi. diyeceğim o dur ki sen iyi takımsan hakemi de medyayı da yenersin arkadaş. bu sene diğer takımların kötü performansı bizi bu yola * götürebilir, yeter ki inanın ve haksız maç kazanmayın.
trabzonspor karadeniz sahilindeki en güzide kulübümüzdür. bakın, eskiden hatırlar mısınız hami vardı mesela, ne şutlar çıkarırdı yani. mesela ünal vardı, antep'ten malatya'ya, ordan da trabzon'a gitmişti. ne güzel ülkücü bıyıkları vardı bu çocuğun mesela. hatta bir milli maçta gol atarak takımımızın 1-1 eşitliğini sağlamış ve maçtan sonra da golü soran gazetecilere "valla topu önümde görünce allah'a sığınıp vurdum" demişti.
işte golcü böyle olmalı evlatlarım, allah'a sığınıp vurmalı yani. bakınız, bir golcüye öğretilen ilk şey şudur: çerçeveyi gördüğün an vur!
bakınız evlatlarım, ben bunu mesela yaşam kuralı haline bile getirdim. baktım bir kız bana gülümsüyor, ahanda diyorum çerçeve yani. neyse, 6+1 bence de fazla, mesela ben bu çerçeveyi gördüğüm üç beş arkadaşla yetiniyorum yani. çünkü fazla karıştırırsanız başa bela evlatlarım. mesela bi yerde yani yakalanıyorsun yani. halbuki üç beş, idare ediliyor ama 6+1 yapınca, yani biraz zor yani evlatlarım. ama bir gecede derseniz, yaparım yani, hiç önemli değil. ama niye 7 değil de 6+1 derseniz, en iyiyi sona bıraktım yani evlatlarım, anladınız?
futbol basit bir oyundur. torba suatın deyimiyle dört doğru pas yüzde doksan goldür. yapacağınız yalnızca doğru pastır, bu dört olur beş olur fark etmez, sonrası maharetinizin imkanlarına bakar. kenarda dünyanın en gülünç soytarısı gibi tuhaf hareketler yapan fatih terim maymunluğuna ve malumatfuruşluğuna gerek duymaz. joga bonito dersiniz, anlaşılır. güzel bir oyun oynayabilmek için quantum fiziğine ya da kartezyen metoduna ihtiyacınız yoktur, basit cümlelerle basit hareketlerin terkibinden oluşan bir skalada gerçekleşir herşey, hem de herkesin gözü önünde. futbol basit bir oyundur ama her gerçekten basit olan gibi futbolun da bu ülkedeki kaderi bir trajikomediyi andırır. çünkü türkiye her ne şekilde olursa olsun basitin kolaylıkla zorlaştırıldığı ülkedir.
bu basitliğin en güzide temsilcisidir trabzonspor. görkemli, mutantan ve de ışıltılı bir kimliği yoktur, sade bir takımdır. ve sıradan basit insani hassasiyetlerle devam eder hayatına. metin kondel'in dediği gibi üç kız kardeşlerin terbiyeli müşkülpesentliği ya da gösterişli aşifteliğiyle değil, bu toprakların kokusunu üzerinde taşıyan bir delikanlının kaba samimiyetiyle arzı endam eder.
işte sadeliği ve samimiyetiyle arzı endam eden bu takımın başındaki adam da bir anlamda zehir diyebileceğimiz mezkur gerçekle maluldur. basit olanı karmaşıklaştırmaya meyleder. en bariz örneklerinin fatih terim, bülent uygun gibi popüler ve hamasi olanın çöplüğünde öten iki gülünç horozun yaptığı köylü kurnazlıklarına itibar eder. biz kendisinden guardilo'nın barcelona'ya ya da aykut kocaman'ın ankaraspor'a yaptığını -hadi lan onu da geçtim bülent uygun'un sivas'a yaptığını- beklemiyoruz elbette. ama insan neredeyse otuz maçtır başında olduğu bir takımın, yapmakta hala ısrar ettiği basit pas hatalarını görmez mi yahu? takıma dört tane -kendi sahasında da olsa- isabetli pas alışkanlığını kazandırmasından vaz geçtim, lan şu pas hatalarını en aza indirmeye çalışsan yine bir şeyler ümit edeceğiz ama o da yok. inatla, biz yeni kurulmuş takımız, maç içinde güzel oynadığımız dakikalar vardı repliklerine sığınmaya devam ediyor bu adam.
çok açık söylüyorum. bu takımın şampiyon olmasını her trabzonspor taraftarı gibi ben de ümitle bekliyorum. ama bu sezon -takımdaki üst düzey heyecana ve rakiplerin tüm beceriksizliklerine rağmen- şapiyon olmanın pek mümkün görünmediği de ortada. ama en azından oyun anlamında bir umut ediyor insan. geçen sene ne güzel izliyorduk bir iddiamız yoktu, yenince edebiyle seviniyor, yenilince de ümitlerimize ve hayallerimize sığınıyorduk. ama bu sene yaratılan havanın gazına da biz de -bir halt varmış gibi girdik- şimdi lig başladığından beri tek bir rahat maç izleyemediğimiz gibi her maçta da kalp krizi ihtimaliyle yaşıyoruz.
bir teknik direktörün takıma olan katkısının sınırlı bir oranda kaldığı herkesin bildiği bir gerçektir. işte teknik direktör tüm maharetini bu dar alanda gösterir. dar alanda kısa paslaşmalar yeter bir takım için, daralınca kısa cümleler de yeter. ama ersun yanal hala ve inatla uzun cümlelere ve geniş alanlara oynuyor. ve aynı repliklerle devam ediyor, ümitlerimizi iğdiş etmeye. tartışılmaz olduğu inancına sığınıp kendince geçiştirmeye çalışıyor.
dediğim gibi futbol basit bir oyundur. yalnızca basit oynarsın, basit paslarla da sonuca gidersin. bu kadar basittir. büyük laflara, büyük hareketlere fazla gerek yoktur. fanteziye de yer yoktur. ama herşeyin irrasyonelleşmeye meylettiği bu topraklarda futbol da bu irrasyonellikten nasibini alıyor. ve irrasyonel bir futbol ortaya çıkıyor, o zaman da futbol basit bir oyundur gerçeği hiç olmadığı kadar inanılmaz bir konuma yükseliyor.
tabi bu sözlerimizi yüksek dozda gaz yemeye alışmış ve kendisini nimetten sayan zavallı türk futbolcusunun bunu anlamasını beklemiyorum elbette, ama onlara bu gerçeği anlatacak bir tane de akil adam olmaz mı kardeşim. işte biz ersun yanal'ın bu akil adam tarafına güvenmek istiyoruz. aykut kocaman gibi bir adam olması mümkün değil göründüğü kadarıyla, ama en azından onulmaz bir fatih terim hastalığına yakalanmasın, tek temennimiz odur.
futbol basit bir oyundur ve fena halde hayata benzer; ne tuhaftır ki bu 'yalnız ve güzel' ülkede hayatımız da gösterişli bir irrasyonelitenin gölgesinde, kör topal devam ediyor.
83-84 sezonundan beri , şampiyon olamamasının tek nedeni ; 3 büyük takım ile anadolu takımı olma arasında sıkışmış kimlik bunalımı yaşamasıdır. işine gelince anadolu takımlarının önü kesiliyor diye serzenişte bulunan ama havuz sistemine de bizi bunlarla bir mi görüyorsunuz diye ilk karşı çıkan takımdır.
"Trabzonspor'un büyüklüğü saha sonuçlarından değil, ilkeli, prensipli, heyecanlı, coşkulu olmasından ve sabırla takımını destekleyen bir büyük taraftar kitlesine sahip olmasından kaynaklanıyor. Bu taraftar kitlesi de sadece Trabzon şehriyle sınırlı değildir. Kökleri Trabzon'da, ancak dalları Anadolu'da, Türkiye'de, Avrupa'da ve dünyada olan bir ulu çınardır."